|
 |
|
|
Ordu değişiyor mu?
Hürriyet gazetesinin önceki günkü manşeti Türkiye tarihinde önemli bir gazetecilik olayıydı. Bingöl'de, on iki yıl önce, otuz üç erin katledildiği PKK pususundan sağ kurtulan üç asker Gülden Aydın'a konuştu. Pusudan kurtulan Osman Partal, PKK'lılar tarafından kurşuna dizilen arkadaşlarını anlatırken şöyle diyordu:
"Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler... Su istiyorlardı. 'Anne, anne' diye bağırıyorlardı."
Partal, öldürülmüş ve can çekişen arkadaşlarının gövdelerinin altında yatarken "tir tir titrediğini" söylüyor ve ekliyordu:
"Devremin beynini parçalanmış görünce bayılmışım."
O gün orada olanlardan Erkan Omay ise konuşmasının arasında şu çok önemli cümleyi sarf ediyordu: "Askerimiz yanlışlıkla içimizdeki dokuz eri şehit etti."
Dün Hürriyet'in manşetinde ordu, asker ilk kez derdini anlatıyordu. Asker, ilk kez korkusunu, acısını, kederini paylaşıyordu. Bir asker bayıldığını, askerlerin ölürken insanların annelerinin ismini sayıkladığını ilk kez açıklıyordu.
Bu haber, ordunun artık başka türlü bir ordu olacağına işaret ediyordu.
'Düğmeye' basıldı
Geçtiğimiz günlerde Kürt sorununun silahla çözülemeyeceğine dair bir metin imzalayan ve içlerinde benim de olduğum aydınlardan bir grup Başbakan Erdoğan ile bir görüşme yaptı. Erdoğan, bu görüşmeden sonra "devletin Kürt sorunu konusunda hata yaptığını" açıkladı.
Gündem derhal hareketlendi. Karadeniz'de ve Seferihisar'da PKK'lı olduğu varsayılan insanlara yönelik linç girişimleri oldu. Diğer yandan birkaç gün önce de Batman'daki bir cenaze töreninde "Burası Batman, Trabzon değil! Burası Kürdistan, Türkiye değil!" şeklinde provokatif sloganlar atıldığı haberlerde yer aldı.
Silahsız çözüm yanlılarının sözleri ne zamanki gazetelerde manşetlere taşındı, birden, klişeleşmiş deyişle "düğmeye" basıldı ve refleksler çalışmaya başladı.
Ancak önceki günkü Hürriyet'in manşeti askeriye kaynaklı reflekslerin artık değiştiğinin bir işareti gibiydi. Şöyle ki...
Ordu adım attı
Son yıllarda ordudan yapılmaya başlanan Güneydoğu'daki sorunların sadece güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceği, Kürt sorununun ekonomik ve toplumsal bir sorun olduğuna ilişkin açıklamalar PKK'ya karşı sivil destek çağrısı içeren ifadelerdi. Bana öyle geliyor ki ordu, bu tutumunda bir adım daha attı. Hürriyet'in manşeti bu yeni adımın habercisi gibiydi. Ordu, artık insan hikâyelerini saklamamaya karar verdi.
Eğer ordu tam tersini isteseydi, Bingöl katliamından kurtulan askerler konuşamazdı. Can çekişen askerlerin "Anne!" diye bağırdıkları, korkudan bayıldıkları asla açıklanmaz, okuyan herkesin içini burkan bu hikâyeler "yen içinde" kalırdı. On iki yıl önce olmuş bir olayın tanıklarının şimdi konuşmaya başlamasının, konuşmayı seçmelerinin bir anlamı var.
Bu röportajın yükselen milliyetçi dalgayı daha da alevlendireceği düşünülebilir. Ancak bana kalırsa ordu, artık derdini sivillerle paylaşmak istiyor. Artık "Asker korkmaz, bayılmaz" politikası değişiyor, ordu yaşadıklarını, bugüne kadar ser verip de vermediği sırlarını, acısını paylaşmak istiyor. Asker, bir bakıma iletişim politikasını değiştiriyor.
Geçtiğimiz hafta ordunun Türkiye toplumu için değişen anlamları olduğunu, artık bu anlam üzerine ön kabullerle değil araştırmalardan edinilen verilerle konuşmak gerektiği üzerine bir yazı yazmıştım.
Yazıya ordu mensuplarından gelen mektuplar son derece olumlu, şaşırtıcı biçimde sivillerden gelen mektuplar daha olumsuzdu. Ama bir hanımdan gelen mektupta şöyle diyordu:
"Eskisi gibi subay komşularımız olmalı. Kendilerini lojmanlara kapattılar ve sivillerden kopuk yaşıyorlar."
Belki de artık ordu, "lojmanların" kapısını aralıyor. Belki artık silahsız çözüm isteyenlerle ordunun konuşmasının vakti geliyor. Orada, şahsi kanaatime göre, bir kapı aralanıyor. Hükümetle yapılan görüşmelerin askerle de yapılması gerekiyor.
ecetem@hotmail.com
|
|
|


 | Çetin ALTAN | | Buzlanmışlık öğüten kanlı değirmen... Eylül, özellikle okul çocuklarının içini sıkı... | |  | Melih AŞIK | | Okullar - oyunlar Okullar 12 Eylül'de açılıyor. Çözüm bekleyen ... | |  | Fikret BİLA | | Ödün vermesi gereken Türkiye değil 3 Ekim tarihi yaklaştıkça Türkiye üzerindeki ... | |  | Hasan CEMAL | | Tadında bırakmak! Avrupa Birliği'yle müzakereler, anlaşılan o k... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Türk, meydan okuyor Le Monde satırları, yerküre diplomatlarının h... | |  | Abbas GÜÇLÜ | | Sözleşmeli başvuruları sancılı başladı Milli Eğitim Bakanlığı'ndan günlerdir beklene... | |  | Hurşit GÜNEŞ | | Resesyon kapıda mı? Resesyon, ekonomik durgunluk demek. Son üç yı... | |  | Sami KOHEN | | Süper güçten daha güçlü... ÖYLE bir güç ki, güçlü veya zayıf, zengin vey... | |  | Faik ÖZTRAK | | Dış dengeyi bozan sadece kur mu? Temmuz ayı dış ticaret verileri dış ticaret a... | |  | Hasan PULUR | | Okur yağcılığı iktidar yağdanlığı... BİZ, bunca yıl sonra, okurun gelişinden ne di... | |  | Derya SAZAK | | 3 Ekim sancısı Türkiye'nin AB süreci 'engelli koşu' gibi, 17... | |  | Meral TAMER | | Köşe yazarının sayıklama özgürlüğü var mıdır? Dünkü yazımda da belirtmiştim. Bu yıl tatile ... | |  | Ece TEMELKURAN | | Ordu değişiyor mu? Hürriyet gazetesinin önceki günkü manşeti Tür... | |  | Güngör URAS | | Diyarbakır'da iyi işler de var Dün sabah Diyarbakır'a geldim... Benim amacım... | |  |  | M. Ali BİRAND | | Türkiye için taşlar yerine oturuyor 17 Aralık 2004'te, AB liderler doruğu Türkiye... | |
|
|