Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 02 Eylül 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Türkiye için taşlar yerine oturuyor


17 Aralık 2004'te, AB liderler doruğu Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri açısından Milat anlamına gelen bir kararla, 3 ekim'de tam üyelik müzakerelerinin başlamasını kesinleştirmişti.
Türkiye'nin önü birden bire açılıvermişti.
Ancak, tam rahat bir nefes alıyorduk ki, önce Fransa, ardından da Hollanda referandumda AB anayasasını reddettiler. Bu red kararında, AB'nin genişlemesi ve Türkiye ile katılma müzakerelerinin başlaması olumsuz şekilde etkilemişti. Bunun üzerine, başta Fransa, Hollanda, Avusturya ve tabii ki Kıbrıs ortalığı karıştırmış, Türkiye müzakerelerini engelleme eğilimine girmişlerdi.
Fransa, Holllanda ve Avusturya'nın yaklaşımın genelde iç politika kaygılarından kaynaklanırken, Kıbrıs 17 Aralık'ta kaçırdığı fırsatı (resmen tanınma, hiç değilse o şekilde propaganda yürütülecek bir adım) tekrar yakalamaya çalışıyor.
Bu mücadele henüz bitmiş değil. Büyük olasılıkla 3 ekim sabahına kadar veya 3 Ekim'den birkaç gün öncesine kadar sürecek.
Bilmem okurlarım hatırlayacak mı, bu köşede defalarca, 3 ekim müzakerelerinin başlayacağını, bunu kimsenin engelleyemeyeceğini yazdım. Türkiye'ye HAYIR demenin, imkansız denecek kadar güç olduğunu sürekli tekrarladım.
Aynı görüşümü sürdürüyorum.
Haklı olduğum da, yavaş yavaş anlaşılıyor.
Avrupa'da taşlar yerine oturuyor. Örneğin, en önemlisi 3 Ekim öncesinde Türkiye'nin Kıbrıs'ı resmen tanıma koşulundan vazgeçildi.
Fazla da abartmayalım. Henüz düzlüğe çıkılmadı. Hala sorunlar var.
25 üye ülke daimi delegeleri (Büyükelçiler düzeyinde) Çarşamba bir araya geldiler. Dün ve bugün de dışişleri bakanları, resmi sayılmayan toplantılarını sürdürüyorlar. Bu toplantılar, tatil sonrası dosyaların gözden geçirilmesi ve resmi toplantılarda alınacak kararların hazırlanması için yapılıyor. Yani, resmi olmasa dahi, bir görüş birliği oluşturuluyor. Resmi toplantıda da tartışma uzamadan kararlar kesinleştiriliyor.

İKİ AYRI TARTIŞMA KONUSU VAR

1. MÜZAKERE ÇERÇEVE BELGESİ:
Bu belge, 3 ekim gününden itibaren müzakerelerin hangi kurallara göre yapılacağını saptıyor. Örneğin, 35 ayrı müzakere başlığının (Eğitim, Çevre, tarım vs...) nasıl açılacağı; hangi koşullar yerine getirililirse müzakereye başlanacağı, başlıkların, hangi koşullar yerine getirilince kapatılacağı ve diğer bir müzakere başlığına geçileceği bu belgede belirleniyor.
En ayrıntısına kadar, müzakere çerçevesi kesinleştiriliyor.
Şu anda masanın üstünde, AB Komisyonunun hazırladığı bir taslak var. Komisyon, 17 Aralık 2004 doruğunda belirtilen duyarlıkları dikkate alarak bu taslağı hazırladı.
4 ülke Fransa, Hollanda, Avusturya ve Kıbrıs, kısa bir süre öncesine kadar bu taslaktaki koşulları daha ağırlaştırmak istiyorlardı.
Türkiye ise, taslağın aynen kabul edilmesinden yana.
Komisyon'da Türkiye gibi, taslağın değişmesine karşı.
4 ülke'nin karşılaştığı güçlük, taslak ancak 25 üye ülke tarafından kabul edildiği taktirde değiştirilebilir. Oysa büyük çoğunluk, yeni ek koşul eklenmesini istemiyor.
Bu konuda, özellikle Fransa ve Kıbrıs'ın veto tehdidine kadar gidip gitmeyecekleri belli değil. Fransa geri adım attı, ancak Kıbrıs hala elini göstermiyor.

2. AB AÇIKLAMASI:
3 Ekim müzakerelerinin başlaması için, AB'nin Türkiye'ye bir çarıda bulunması gerekiyor. Bu çağrı, hem bir davetiye, hem de AB'nin bu müzakereler hakkındaki genel görüşünü kapsayacak.
İşte asıl kavga, bu açıklama üzerinde yaşanıyor.
Fransa, Kıbrıs, Avusturya ve Hollanda şu noktaların mutlaka girmesini istiyorlar.
a. Türkiye, Kıbrıs'ın tam üye olduğunu unutmamalı ve Gümrük Birliği anlaşmasını tam uygulamalı. Yani Hava-Deniz limanlarını "müzakereler sürecinde" Kıbrıs taşıtlarına açmalı.
b. Müzakerelerin hedefi tam üyelik olmakla birlikte, başarısızlık durumunda Türkiye'ye "özel statü" verilebileceği çok açıkça belirtilmeli.
c. Müzakereler başarıyla sonuçlansa dahi, verilecek nihai kararda, Avrupa Birliğinin Türkiye gibi dev bir ülkeyi hazmedip hazmedemeyeceğinin göz önünde tutulacağı bildirilmeli.

TÜM GÖZLER TÜRKİYE'YE DÖNÜYOR
Yukarıdaki maddelerin nasıl yazılacağı ve kullanılacak kelimelerin ağırlığının pazarlığı sürüyor. Önemli olan, itiraz cepnesinin ne kadar ileri gideceği. Zira, Türkiye, kabul edilemez bir metinle karşı karşıya kaldığı taktirde, 3 Ekim günü masaya oturmayabilir.
Böyle bir jest yapmak kolay değil, ancak önümüze konulan her menti kabul etmemizde imkansız.
Üç maddede topladığım unsurlar, aslında 17 aralık 2004 kararında mevcut. Türkiye de bunları kabul etti. Ancak şimdi tekrar yazıldıklarında farklı kelimeler kullanıp bertleştirilirse, oyun bozulabilir.
Nitekim, bu olasılığı dikkate alan Türkiye, 3 Ekim'de Lüksemburg'a gidip gitmeyeceğini dahi henüz resmen açıklamadı. Özel konuşmalarda da, kuşku ve kaygılar saklanmıyor.
Yüzüp ucuna geldik. Bundan sonra bir yol kazasıyla karşılaşmak çok yazık olur. Bunun sorumluluğu da Türkiye'nin değil, Avrupalı dostlarımızın omuzlarındadır. Türkiye'yi kısır iç politika tartışmalarında harcamamak gerekir.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Çetin ALTAN
Buzlanmışlık öğüten kanlı değirmen...
Eylül, özellikle okul çocuklarının içini sıkı...
Melih AŞIK
Okullar - oyunlar
Okullar 12 Eylül'de açılıyor. Çözüm bekleyen ...
Fikret BİLA
Ödün vermesi gereken Türkiye değil
3 Ekim tarihi yaklaştıkça Türkiye üzerindeki ...
Hasan CEMAL
Tadında bırakmak!
Avrupa Birliği'yle müzakereler, anlaşılan o k...
Güneri CIVAOĞLU
Türk, meydan okuyor
Le Monde satırları, yerküre diplomatlarının h...
Abbas GÜÇLÜ
Sözleşmeli başvuruları sancılı başladı
Milli Eğitim Bakanlığı'ndan günlerdir beklene...
Hurşit GÜNEŞ
Resesyon kapıda mı?
Resesyon, ekonomik durgunluk demek. Son üç yı...
Sami KOHEN
Süper güçten daha güçlü...
ÖYLE bir güç ki, güçlü veya zayıf, zengin vey...
Faik ÖZTRAK
Dış dengeyi bozan sadece kur mu?
Temmuz ayı dış ticaret verileri dış ticaret a...
Hasan PULUR
Okur yağcılığı iktidar yağdanlığı...
BİZ, bunca yıl sonra, okurun gelişinden ne di...
Derya SAZAK
3 Ekim sancısı
Türkiye'nin AB süreci 'engelli koşu' gibi, 17...
Meral TAMER
Köşe yazarının sayıklama özgürlüğü var mıdır?
Dünkü yazımda da belirtmiştim. Bu yıl tatile ...
Ece TEMELKURAN
Ordu değişiyor mu?
Hürriyet gazetesinin önceki günkü manşeti Tür...
Güngör URAS
Diyarbakır'da iyi işler de var
Dün sabah Diyarbakır'a geldim... Benim amacım...
M. Ali BİRAND
Türkiye için taşlar yerine oturuyor
17 Aralık 2004'te, AB liderler doruğu Türkiye...

© 2005 Milliyet