Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 03 Eylül 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
İngiliz sicimi


Nörologlar bilir... İnsanoğlu kafasının şakaklarına yerleştirilen anot ve katot, 5 mumluk bir ampulü aydınlatabiliyor.
Buna "düşüncenin ürettiği enerji" deniyor.
Belki de "düşünce=5 vatlık enerji..." (*)
..................
25 AB üyesi ülkenin dışişleri bakanları toplandılar, 25 kafa hesabıyla, "25x5=125 vatlık enerji" ürettiler.
Sonuç...
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un açıkladığına göre, "Türkiye ile AB arasında tam üyelik görüşmelerinin 3 Ekim'de başlaması bekleniyor ama henüz ele alınmamış duyarlı konular var."
25x5=125 vat gücündeki beyinler, anlaşılan Türkiye'nin durumunu aydınlatmakta yeterli olamadı.
Sorun hâlâ alacakaranlıkta...
Acaba hangisi?
Havanın kararması öncesi yaşanan alacakaranlık mı... Yoksa güneşin doğuşu öncesi mi?
..................
İyimser olmak gerek.
Türkiye, AB serüvenini, hangi dramatik aşamalardan nefes nefese sıyırmadı ki!..
Anımsayalım...
AB'nin ilk çekirdeği oluşurken, Türkiye'nin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'ydu.
Bugünlere uzanan sağduyusu ve öngörüsüyle Türkiye'nin "tam üyelik" başvurusunu yapmıştı.
Araya 27 Mayıs 1960 İhtilali girdi.
Zorlu ile birlikte dönemin Başbakanı Menderes ve Maliye Bakanı Polatkan idam edildi.
Türkiye'nin AB ilişkileri bir süre sallantıda kaldı.
1963'te İnönü başbakandı ve AB ile tam üyeliği öngören Ankara Anlaşması'nı imzaladı. Bu süreç, 12 Mart 1971 İhtilali ile gene buzdolabına kondu.
1974'te AB üyeliği bu kez Brüksel'in önerisiyle Türkiye'nin önüne adeta altın tepsiyle sunuldu. Türkiye Başbakanı Ecevit, "Onlar ortak, biz pazar olamayız" söylemiyle reddetti.
Ardından 12 Eylül 1980 İhtilali geldi, AB defteri neredeyse kapanmıştı.
1980'li yılların sonlarında Turgut Özal tam üyelik başvurusunu yaptığında, kaygı duyulan şey "istemin derhal geri çevrileceği" idi.
Ama...
Sonra, adım adım bugünlere gelindi.
Birkaç kez kopmanın eşiğinden dönüldü.
En son 16 Aralık'ı 17 Aralık'a bağlayan gece ve sabahın ilk saatlerinde "bitiş" yaşandı.
Top, köşeden döndü.
...................
Şimdi gene böyle bir gerilim sürecindeyiz.
Financial Times'ta Philip Stephens'in dün yayımlanan izlenimlerine göre, "Türkiye'nin yeri Avrupa... Ama 3 Ekim'de görüşmelerin başlaması için bardak hâlâ yarı yarıya dolu.......... Avrupa ülkeleri, ekonomik durgunluğun, lider kadrolarındaki beceriksizliğin faturalarını Türkiye'ye kesmek istiyor."
...................
İşte alacakaranlık...
Ancak... Geçmişten bugünlere yolculuk, yani AB ile yürüyüşte geride kalan virajlara göre 3 Ekim çok daha az zorlu.
Türkiye, bu sonuncuyu da aşar.
Karşımızdaki direnişi hafife alıyor değilim... Elbette ciddi.
Ama... "Vahim" değil.
Durumu "vahim" hale getirebilecek olanlar ise bizleriz.
Türkiye'den "ayranı kabarmış" demeçler, abartılmış üslupta çekilen "restler" düşündürücü.
3 Ekim'e kadar önümüzde uzanan süreçte -gerekirse- kademeli olarak tırmandırılacak söylemler yerine, "son sözleri," bile bugünden patlatmak, havaya tabanca sıkmak kültürü gibi yanlış.
...................
Türkiye şanslı.
Çünkü... Dünya diplomasi geleneğinin en büyük ustası İngiltere tarafından destekleniyor. İngiltere'nin, dönem başkanlığını yapması ve arkasında ABD rüzgârının olması da önemli.
Tarih boyunca çok kazıklarını yediğimiz İngiliz diplomasisi bu kez -"hayırdır" diyelim- sigorta gibi görünüyor.
İnce ayarlı İngiliz siyaseti yürütülürken, havaya tabanca sıkar gibi konuşmalar, 3 Ekim'i pamuk ipliğine bağlı hale getirebilir.
Atalarımız, "Asılacaksan İngiliz sicimi ile asıl, çünkü kopmaz" demişlerdi...
Sağlam İngiliz sicimini bile kopma noktasına zorlamamak gerekir.
.................
(*) Ölümün Ötesi-Yaşamla Ölümün Sonsuz Dansı / Migene Gonzales Wippler / Owo Yayınları-2004



g.civaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Dilediğin rüyayı görebilme devrimi...
Cep telefonlarıyla çektiğimiz fotoğrafları an...
Melih AŞIK
Bir tuhaflık var!
Güneydoğu'da eylemci örgütler olsun, insan ha...
Fikret BİLA
Karayalçın'dan 'Kürt sorunu'na çözüm önerisi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Kürt sorun...
Hasan CEMAL
Irak, nereye?
Irak'ta kan gölü ne yazık ki büyümeye, derinl...
Güneri CIVAOĞLU
İngiliz sicimi
Nörologlar bilir... İnsanoğlu kafasının şakak...
Abbas GÜÇLÜ
Öğrenci haklarını kim koruyacak?
Kolejler ve vakıf üniversiteleri, başvurular ...
Semih İDİZ
Newport'tan karmaşa çıktı
AB dışişleri bakanlarının Newport'taki gayri ...
Sami KOHEN
Daha çok kritik günler olacak...
"ÜÇ kritik gün"ün sonunda varılan nokta ne? ...
Hasan PULUR
Refik Erduran'sız tiyatro tartışılır mı?
DOĞRUSU, bu tartışmaya dostumuz Refik Erduran...
Derya SAZAK
Orhan Pamuk'u yargılamak
Sişli Cumhuriyet Savcılığı yazar Orhan Pamuk ...
Meral TAMER
Türkiye'nin potansiyeli her yerden fışkırıyor
İngiliz The Economist dergisinde Çamlıhemşin ...
Tamer HEPER
Sapla saman yine karıştı
Bu ülke ne çekiyorsa sapla samanı karıştırmak...
Yaman TÖRÜNER
Bazı mağazalar kredi kartı bilgilerinizi kopyalıyor
Son günlerde, kredi kartı bilgilerinin, müşte...
Güngör URAS
Batman hızlı değişim ve gelişim içinde
Tüpraş'ın özelleştirilmesi, Batmanlıları pek,...
M. Ali BİRAND
AB'de bundan sonrası daha kolay
Fransa hala direniyor, Avustralya'lılar, Ruml...

© 2005 Milliyet