|
 |
|
|
Asırlık tekneleri yaşatıyor
Rıfat Edin 20 yıldır kaderine terk edilen ahşap tekneleri Tuzla'daki yazlığında restore ediyor. Evi artık yaşayan bir müze olacak. Edin "İnsanlar buraya gelip kafalarını dinleyecek, tarihi teknelerle tura çıkacak, başka teknelerin restorasyon çalışmalarına bizzat katılacak" diyor
ÖZKAN GÜVEN
oguven@milliyet.com.tr
Biz Bağcılar'dan yola çıkıyoruz, Rıfat Edin ise Ortaköy'den. Buluşma noktamız Edin'in Tuzla'daki yazlığı. Oraya ondan önce ulaşıp evin eski demir kapısının yanındaki zile basıyoruz. Dışarıdan bakınca içerisiyle ilgili hiçbir ipucu yok. Zilin sesine kimse gelmeyince kapıdaki eski bir çanı birkaç kez sallıyoruz. Bir elinde iri kıyım Kangal köpeği, diğer elinde zımparayla bir çalışan kapıyı açıyor. Nihayet Edin'in "Yaşayan müze" dediği yazlığın içindeyiz. İçerisi bambaşka bir dünya. İstanbul sanki kapının arkasında kalıyor. 4 dönümlük arazi üzerine kurulu bu yerde eskiden bir manastır varmış. Buradan kayıklarla karşıdaki Ceneviz limanına gidenler alışveriş yaparmış. Şimdi o manastırın bahçesinde bir sürü eski tekne suya inmeyi bekliyor. Elbette Edin sayesinde.
Ortaköy'deki Sedir Restaurant'ın sahibi ve Kemer Country Club'ın yönetim kurulu üyesi Rıfat Edin 20 yıldır eski ahşap tekneleri satın alıp restore ediyor. Yani onlara tekrar hayat veriyor. Ahşap tekne koleksiyonerinin elinde şu an 21 tekne var. Tuzla'daki bu yer önümüzdeki yaz müze haline gelecek. Ancak bu müze oldukça hareketli olacak çünkü insanlar sadece tekneleri görmeye gelmeyecek, onlarla gezebilecek de. Edin, Turizm Bakanlığı'ndan çıkan izinle yazlığın odalarında yerli ve yabancı turistleri ağırlayabilecek.
Neden yeni bir tekne yapmayıp da eskileri tamir ediyorsunuz?
Benim en büyük şansım içime sinen şeyleri yapmış olmam. Ortaköy'de kimse eski evlere bakmazken, ben bunlarla ilgilendim, birçok evi restore ettim. Daha sonra başka insanlar bu alanla ilgilendi ve bir trend yarattım. Şimdi de eski tekneleri restore ediyorum çünkü ben yıkıp yapmaya karşıyım. Yıkıp yapacağıma, olanı adam etmenin derdindeyim. Bir anlamda Don Kişotluk yaptım ama benim marifetim de bu. 20 yıl önce tekne alacak gücüm olmadığı için çöplerden topluyordum tekneleri. Bugün herkes ahşap teknelerin en esaslılarını alıyor. Ben ise hâlâ çöpçüyüm. Bütün eski, değerli, güzel, el emeği göz nuru bakır perçinli tekneler çöpe atılıyordu. Şimdi restore ettiğim teknelerden bir filo kurulabilir. Picasso elinde olanlarla resim, Atatürk elinde olan insanlarla Kurtuluş Savaşı'nı yapmış. Ben de denize atılan eski tahtalardan bir filo kurdum.
Bu eski tekneleri sahil sahil dolaşarak mı buluyorsunuz?
Zaten bir şeye gönül verdiğinizde birtakım yollar da açılıyor önünüzde. Biraz da şansınızın yaver gitmesi gerek. Bugüne kadar cuk diye oturan işler çıktı benim karşıma.
"Restorasyonun bir zorluğu yok"
20 yıl önceye dönelim. İlk restore ettiğiniz tekneyi hatırlıyor musunuz?
Boğaz'da çok eski bir kotra (tek direkli, ince gövdeli yelkenli) vardı. Fenerbahçe'de üzerinde midye, köfte satılmış. Tam batmak üzereyken bir kış günü gördüm onu sahilde. Bir Murat 124 arabam vardı. Teknenin sahibiyle arabamı değiştirdik. O dönemde biraz sıkıntılıydım. Belki bunu kapatmak için bütün sevgimi o tekneye verdim. O restorasyonu bir marangozla birlikte tam dört yılda bitirdik. Bu arada bunu yaparken eski yelkencilerin kurduğu Kelaynak diye bir grup, bu teknenin restorasyonuyla uğraştığımı duyunca Tuzla'ya gelip bana yardım etti. Bu teknenin Osmanlı zamanında "karşılama teknesi" olarak kullanıldığını öğrendim. Tekne en son Osmanlı bayraklarıyla Rus çarını karşılamak için sudaymış. Bu olaydan sonra eski tekneleri alıp restore etmeye başladım.
Tekne restorasyonunun zorluğu ne?
Zorluğu yok. Ama şöyle bir şey var: İngiliz Harun "Herkes hayatında bir tahta parçasını denize atar" demiş. Ama atılan tahtalardan bazıları estetik bir sanat eseri olur, bazılarınki de sadece bir kalas parçasıdır. Güzel bir şeyi yapmak, çirkin bir şeyi yapmakla aynı zamanı ve aynı parayı alır. Tek fark zekanı kullanmaktan geçer. Kullandığınızda güzel bir şey ortaya çıkıyor.
"En yeni tekne 1940'lardan"
Siz restorasyon işini nasıl öğrendiniz?
Yelkene çok merakım var ve ressamım. Üniversitede resim okudum. Resim çok işime yaradı. Çünkü bu işte estetik ve balans çok önemli. İşin içine bir de marangozluk giriyor tabii. İnsanın doğal yetenekleri var. Elim marangozluğa yatkındı. Hayatın amacı yararlı ve mutlu insan olmaktır. Ben yaşayan müze ile bu hedefe ilerliyorum. En yenisi 1940'lara ait olan 21 ahşap tekneyi tekrar kazandırdım. Aralarında 1887, 1912, 1914'te yapılanlar var.
"Klasik müzik konserleri olacak"
Yaşayan müzeyi anlatın biraz o zaman.
Burası orijinal bir yer oldu. Bakanlıktan 20 odalı bir yer için izin çıktı. Önümüzdeki yaz açıyoruz. Biz burada yeni kuşağı tarih ile tanıştırmak istiyoruz. Buraya gelen konuklarımız odalarımızda kalacak, güzel yemekler yiyecek. Tekneleri görecekler, onlarla seyahat edecekler. Ahşap teknelerle ilgili kütüphanemizden yararlanacaklar. İzmir'de batık arayan bir ekip burada teknelerin restorasyonuna yardım edecek. Bir hafta tekneciler, bir hafta klasik müzik sanatçıları burada kafa dinleyecek, eserlerini burada çalacaklar. Ayrıca felsefe, yoga grupları veya başka gruplar gelip yelken öğrenecek. Yani İstanbul'un yakınında, antik bir his alınacak yer olacak yaşayan müze. İnsanlar için bir çeşit vaha olacak. Amatörce yaptığınız bir işe ruhunuzu katarsanız profesyonelce yapılandan daha güzel olabilir. Ben iddialı olmayan bir bahçe kurdum. Başka yerlerde de buna benzer oksijen çadırları kurmak istiyorum.
"Tamirat en az iki yıl sürüyor"
Neden başkaları da sizin gibi bir Osmanlı balıkçı kayığını onarmıyor?
Herhalde zamanları yok. Bir tekne en az iki yılda restore ediliyor. Elbette inanılmaz bir emek istiyor. Benim müthiş marifetim var demiyorum. Sadece vaktim vardı ve
bunu yapıyorum. Yenilendiklerinde, bu teknelere bindiğinizde gerçekten sanat eserine binmiş hissi veriyor.
Komşularınız sizin bahçeniz ve tekneleriniz hakkında ne düşünüyor?
Her köyün bir delisi vardır ya ben de Tuzla'nın delisiyim. Ama benim gibi dünyada birçok deli var. Evdekiler benim bu tutkum karşısında "Biz nerede yanlış yaptık?" dese de otantik ve güzel bir atmosfer kurduğuma inanıyorum. Formula 1'in delisi varsa, ahşap teknelerin de delisi olabilir yani.
"Teknelerin büyük bölümü İngiliz Harun'a ait"
21 teknenin büyük bir bölümü 1940'lardan 1960'ların sonlarına kadar ahşap tekne yapan, "İngiliz Harun" adıyla tanınan bir ustaya ait. Bu tekneler inanılmaz güzel. Hiç tutkal kullanılmadan bakır perçinle, çam ve meşe ağacı gibi malzemelerle yapılmış. Yani ruhu olan tekneler. Bahçede İngiliz Harun'un ablasına yaptığı kayıklar da var. İngiliz Harun'un ailesinden kalan eski tekneler vardı. Kimse kullanmıyordu ve meraklısı da yoktu. Aile de teknelerin atılmasını istemiyordu. Kaderine terk edilmediği için onlar da mutlu oldular. Bir pul koleksiyoncusu çıkınca herkes kullanmadığı pulları ona verir ya, benimki de öyle oldu. Kullanılmayan teknelerin bizim gibi müzelere hibe edilmesi gerekiyor. O tekne odun olacağına hibe edilmeli. Çünkü onu hayata geçiriyorsun. İngiltere'de bu, böyle oluyor. Eski bir teknen var, bağışlıyorsun ve devlet bunu vergiden düşüyor.
|
|
|

|