|
 |
|
|
Önemli olan, restlerin arkasını getirmektir
Dışişleri Bakanı Gül'ün AB'ye dönük, "Çeker gideriz, bir daha da dönmeyiz" uyarısı içeride ve dışarıda yankı uyandırdı. Başbakan Erdoğan'ın, "AB bizim için olmazsa olmaz değildir. Kopenhag Kriterleri'ni Ankara Kriterleri yapıp yolumuza devam ederiz" şeklindeki sözleri de.
Ankara tarafından bu düzeyde ilk kez telaffuz edilen bu "maksimal" sözler -sadece bağcıyı dövmek peşinde olan CHP'yi bir yana bırakırsak- içeride alkışlanıyor. Gazetelere geçilen yüzlerce okuyucu mesajı bile bunu göstermeye yetiyor.
'Türkiye'nin tehdidi'
Dışarıdaysa bu sözler "Türkiye'nin tehdidi" olarak algılanıyor. İngiliz basını, "Ankara limitine kadar zorlandı, bundan ilerisi olmaz diyor" derken; Alman basını, "Ankara, 'Ya hep ya hiç!' dedi" şeklinde başlıklar atıyor.
Fransız basınının kafasının ise biraz karışık olduğu görülüyor. Bir yandan "Türkiye'ye böyle davranmakla iyi mi ediyoruz?" sorusu sorulurken, diğer yandan, "Türkiye'nin tehditleri kabul edilmez" havası esiyor.
Sessizlik duvarı komplosu
Avrupa'daki temel gerçeği, Türkiye konusundaki bilinçli yazılarıyla son dönemde öne çıkan Financial Times aslında iyi yakalamış. Gazetenin yazarlarından Philip Stephens, 1 Eylül'de çıkan, "Dilemek suretiyle Türkiye'yi ortadan kaldıramazsınız" başlıklı yazısında, Batılı diplomatlara dayanarak, üstelik hayretini de gizlemeden, şunları yazdı:
"Sözünü ettiğim diplomat, AB liderlerinin Avrupa-Türkiye ilişkilerinin stratejik sonuçlarını aralarında bir kez dahi ciddi bir şekilde tartıştıklarını anımsamadığını söyledi. Ben de naif bir şekilde hafızasının kendisini yanılttığını düşündüm. Oysa, eşit düzeyde deneyimli olan bir diğer diplomat, bu tür bir sessizlik duvarı komplosunun olduğunu doğruladı."
'Üyeliği sindirilemedi'
Stephens yazısında bir diğer gerçeğe de işaret ederek şunları belirtti:
"Birçok AB hükümeti, Türkiye'nin üyeliğini sindirebilmiş değil. Çoğu, AB'nin, sınırları Müslüman kalabalıklara kapalı bir Hıristiyan kalesi olarak kalması gerektiğine inanıyor."
Tartışma yeni başladı
Kendisi bu yaklaşımı elbette ki yadırgıyor ve Avrupa'nın bu şekilde bir yere gidemeyeceğini söylüyor. Özetle, Avrupa'daki Türkiye tartışmasının daha yeni başladığını söyleyebiliriz.
Erdoğan ile Gül'ün restleri ise böyle bir ortamda elbette ki etkin olacaktır. Ancak burada önemli olan, arkasını getirip getiremeyecekleridir. "Müzakereler öncesinde Kıbrıs'ı tanıyacaksın" veya "İmtiyazlı ortaklığı kabul edeceksin" dayatmaları karşısında Ankara'nın masadan kalkmak zorunda kalacağı malum.
Zaman gösterecek
Bunun, "dönmemek üzere" olup olmayacağını ise tabii ki zaman gösterir. Burada esas olan, Erdoğan'ın restidir. Yani, Türkiye gerçekten de "Kopenhag Kriterleri"ni "Ankara Kriterleri" yapıp yoluna devam edebilir mi?
Bunu yapabilirse, siyasi ve ekonomik olarak güçlenmeye devam eder. Askeri açıdan zaten güçlü bir ülke olduğuna göre, gücüne güç katmış olur. O zaman -Türkiye'nin önemini bugün tartışmaktan çekinen Avrupalılar dahil- herkes Ankara ile ilişkilerini geliştirmek için sıraya girer.
Ulusal çıkar unutulmamalı
Sonuçta dünya "ulusal çıkar" üzerine kuruludur. Bunu unutmamak lazım. İngiltere bugün Türkiye'yi destekliyorsa, bu yüzden destekliyor. Yoksa bizim güzel gözümüz ve kaşımız için değil.
"Ankara Kriterleri" ile böyle bir güçlü konuma gelebilirsek, o zaman hangi ülkeleri göz ardı edebileceğimizi de artık biliriz. Fakat, tüm bunların olabilmesi için, önemli olan, bu restlerin arkasını getirebilmektir.
semihi@cnnturk.com.tr
|
|
|

|