|
Rock'n Coke'da gözlerim sizleri aradı!
Ne bardaktan boşanırcasına yağan yağmur caydırabildi beni, ne de bazı arkadaşlarımın "Aaa, senin ne işin var orada" yollu hayretleri... Bizim evden otomobille 1 - 1.5 saatlik mesafede olduğu, 3 saatimin yollarda geçeceği uyarılarına da kulak asmadım. Ve cumartesi gecesi hava kararmak üzereyken Büyükçekmece Gölü'ne bakan Hezarfen Havaalanı'ndaki 300 dönümlük müzik kasabasına, yoğun trafikte epey dolandıktan sonra giriş yaptım.
Sıkı kontrol nedeniyle oluşan uzun kuyruklarda beklerken ilk dikkatimi çeken, yaş ortalamasını bayağı yükselttiğimdi! Sonra kılık - kıyafet olarak da rock müzik kasabasına biraz aykırı kaçtığımı fark ettim! Ama esas şaşkınlığım, gece boyunca VIP Rock bölümünde bile neredeyse hiç tanıdığa rastlamamış olmamdı. (Sahnenin önündeki coşkulu kalabalıkta kimseyi göreceğimi zaten beklemiyordum)
Tanıdık kimse yoktu
Aya İrini'deki klasik müzik konserlerinde, alışveriş merkezlerinde, sinemaya gitmek için her Beyoğlu'na inişimde, cenazelerde, kafamı dinlemek için gittiğim ücra tatil yörelerinde, neredeyse her market alışverişinde, hatta Londra'da karşıma çıkan tanıdıklardan, okurlardan tek bir tanesi bile ortada yoktu! Birlikte gittiğim akademisyen arkadaşlarım, hiç değilse öğrencilerine rastladılar; bende o da yok. "Aaa, senin ne işin var orada" bu demek oluyor herhalde...
Klasik müzik dinleyicisi olduğum halde Rock'n Coke'a neden heves ettiğime gelince...
Her şeyi zor beğenen kızım, 3 yıldır yağmur çamur demeden (geçen yıl da bardaktan boşanırcasına yağmur yağmıştı) Hezarfen'in yolunu tutuyorsa... Coca Cola Türkiye, yarattığı bu etkinlik sayesinde Coca Cola Avrupa'nın müzik etkinliklerine yön veren 6 ülkeden biri seçilmişse... Biletix'ten satışa sunulan 50 bin bilet, günler öncesinden tükenmişse... İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı İKSV de adını verip, bu organizasyonun içinde yer alıyorsa...
Orada mutlaka görmeye değer bir şeyler var demektir.
Nitekim vardı da...
Kasabanın kuralları
Türkiye'de insanlar biraraya geldiklerinde ya slogan atarlar, ya marş söylerler, ya da "En büyük Fener" diye bağırırlar. Hezarfen'deki müzik kasabasında ise bizim ülkemizde pek alışık olmadığımız "birarada eğlenme pratiği"ni gözlemledik. Çok temiz bir gençlik vardı. 25 bin genç insanın biraraya geldiği bir kalabalıkta, koyulmuş kurallara bu kadar uyan, bu kadar kavgasız - gürültüsüz bir topluluğa dünyanın hiçbir yerinde kolay kolay rastlayamazsınız.
Kapıda çantalar didik didik aranıyor; parfümler, kolonyalar, teypler, lazer kalem ve anahtarlıklar, sprey deodorantlar ve yanınızda kırmızı reçetesi yoksa çantanızdaki bütün ilaçlar toplanıyor; kimsenin çıtı çıkmıyordu. Kızım içeri girerken, arkadaşının çantasında başağrısı için sürekli taşıdığı Minoset'i bile almışlar.
Akbank'ın kuyrukları
Kasabanın içinde para geçmiyordu. Para yerine geçen plastik Card Rock'lar sadece Akbank standlarından satın alınabiliyordu. Ve buralarda oluşan akıl almaz kuyruklar bile, gençleri kızdırmadı. 15 dakika kuyrukta bekledikten sonra güç bela bir Card Rock edinebilen arkadaşım, "Bu iş daha iyi organize edilemez miydi?" diye sinirlenirken, Rock'n Coke'un asıl müşterileri gençler, hiç şikâyet etmeden kuzu kuzu sırada bekleşip, Korn ya da The Cure'un melodilerini mırıldanıyorlardı.
Yağmurun vıcık vıcık ettiği çamurlu kaygan zeminde ancak kızım ve arkadaşlarıyla buluştuğum 1 saat içinde sahneye yaklaşmayı denedim. Düşüp kalkmadan Korn'a iyice yaklaşayım derken şimşekler çaktı, yağmur bardaktan boşanıverdi. Gençler yağmur altında tempo tutup salınmaya devam ederken bendeniz, ayaklarımın altında giderek kalınlaşan çamur tabakası ve kopmuş çimen parçalarıyla, sırıl sıklam bir halde VIP bölümüne kendimi zor attım. Cure'un bir bölümünü de izleyip dönüşe geçtiğimizde bendeniz, ancak bir arkadaşımın kolunda, kaygan zeminde düşmemek için adeta akrobasi yaparak otomobilimize ulaşabildim.
mtamer@milliyet.com.tr
|
|