Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Silah neyle ters orantılıdır?

Sarıkız'ın Anıları

Yazara e-mail

Yıl 1994 filandı sanırım. Etiler'deki evimizde yaşıyorduk; oğlum, babası ve ben. Yakın dostlarımızla çok hoş günler geçirdiğimiz bir dönemdi. Bu dostlardan en en en yakını Hakan ve Hülya -ki evlenmelerine ailelerinden gizli ben "yataklık" etmiştim- bize kardeş kadar yakındılar. Özellikle cumartesi toplantılarımız hayli renkli geçerdi. Çoluk çocuk bir arada yer içer ve her şeye gülerdik. Yine o günlerden birinde Hakan yemeğe geç kalmıştı. Mazereti şuydu: "Benim ortak birine ateş etmiş, karakoldan geliyorum!" Olaya gelince; ortağı olan genç adam birine çek vermiş. Karşılığında o biri dükkanlarını dekore edecekmiş. Ama adam yapmamış işini. Ortak da önce kibarca sonra kanuni yolla ve nihayet silahla parasını geri istemiş. Atölyesine gitmiş ve "dekoratör"e kurşun sıkmış. Ama sadece korkutmak için. Oysa bu genç ortak son derece medeni ve aklı başında biriydi. Tabanca ile birlikte yan yana düşüneceğim en son insandı yani. Ben bu sefer de ateş edileni merak etmiştim. O ne mene bir şeydi de, kanunlara sonuna kadar saygılı bu Nişantaşı çocuğunu zıvanadan çıkarmıştı?

Kurşunlanan oda mekanım oldu
Oysa çok geçmeden tanıyacaktım o "dekoratör"ü. Hatta tanımakla kalmayacak bir de evlenecektim. 1996'da Ece Bar'da başlayan aşk Antalya'da bir nikah masasında sonlanacaktı.
Hatta o menfur "kurşunlama olayının" geçtiği atölye odası, çalışma mekanım bile olacaktı. Ve bana duvardaki kurşun deliğini göstererek şöyle diyecekti: "Bir arkadaşıma hatır çeki verdim çünkü paraya sıkışmıştı. O da bir dükkan sahibine vermiş. Sonra parayı ödememiş arkadaşım ve çekin sahibi ben olduğum için dükkan sahibi gelip benden istedi ve aha şuraya da ateş etti. Olay budur." Daha sonra yakındaki karakol polislerine rüşvet verirken müthiş bir şaşkınlıkla izleyecektim sevdiğim adamı. Suçuna ortaklık ettiğimden değil, onun masumiyetine (!) inandığımdan susmuştum. Çünkü o kadar iyi niyetli (!), o kadar yardımsever (!) biriydi ki, herkes bunu kandırıyordu. Ve kanunlar karşısında masumiyetini ispat edemiyordu zavallı (!). Mesela amca oğlu Barbaros... Mesela bir ara ortak belediye işi yaptıkları Bülend Özveren... Hatta atölyesini ele geçirmeye çalışan kız kardeşi ve eniştesi! Hep onun mahvı için çalışıyorlardı! O kız kardeş yine o günlerde nedense atölyeyi tiner döküp yakmaya kalkışmıştı da elinden çakmağı ben almıştım.
Daha sonra aynı kurşun deliklerini -bu kez başka bir silahtan çıkma- evinin duvarında da görecektim. Ama her şey için çok geçti. Aşık olduğum adamın, Hakan'ın anlattığı kurşunlama olayının baş faili olduğunu öğrendiğimde de... Kader beni uyarmakta geç kalmıştı yani. Ya da uyarmıştı da ben mi aldırmamıştım!
O zamanlar 15 yaşındaki oğlumun eğitimini de üstlenmek istemişti. "Bunu gazeteci entelektüel babası erkek gibi yetiştiremez. Bırak ben ona erkek motifi nasıl olunur öğreteyim. Hem sen o uzun saçlı kocanla Beyoğlu'nun arka sokaklarında bar çıkışı tecavüze uğramadığına dua et! O kendini koruyamaz ki, senin gibi güzel bir kadını korusun" demişti. Aslında haklıydı. Oğlumun babası hayatında hiç kimseye tokat bile atmamış biriydi. Evet, yeni koca doğru söylüyordu; benim pembe beyaz güzel oğlum kendini korumasını öğrenmeliydi. Sonra bir gün Antalya'da ortaya önce bir pompalı tüfek çıktı. Ardından başka silahlar. Nedeni basitti. Ailece (Onun kızı ve oğlum da dahil) dağlara piknik yapmaya gidiyorduk ve korunmamız gerekiyordu. "Babamız" bizi koruyacaktı. Gerekçe buydu yani (Bu işin finalinde gördüm ki, esas birilerinin bizi ondan koruması gerekiyormuş. Kanunların mesela. Ama şu anda en büyük firmalarla iş yapıp geçmişindeki 16 suçtan tek bir gün hapis yatmadan ortalarda dolaştığına bakılırsa, hiç kimsenin bizi koruyamadığı kesin).

Oğlum tabanca resimleri çiziyordu
Bu arada kendi adıma yaşadığım felaketlere göğüs gererken ortaya esas felaket çıkmıştı. Oğlum sayfalar dolusu tabanca-tüfek resimleri çizmeye başlamıştı çünkü. Kafasını kaldırmadan, bir çırpıda, en ufak detayına kadar resmedilmiş yüzlerce silah. Eminim ordudaki en üst düzey subayın bile tanıyamayacağı modellerdi bunlar. Çocuğu İstanbul'un uyuşturucu gibi pisliklerinden kurtarmak için Çamyuva'nın koynunda büyütüyorduk ama bu kez de eşkıya olup dağlara çıkma tehlikesi baş göstermişti.
Bunları neden yazıyorum bilmiyorum. Önümde, sarı bukleleri ile bir kızın gazete fotoğrafı duruyor. Maganda kurşunlarıyla ölmüş. İçimi çok acıttı. Belki de gençlik halime benzettim kızı kim bilir? Yeryüzünde, ucundan ateş çıkan her şeye karşı biri olarak bu adamların ömür boyu hapse mahkum olmalarını isterim. Hatta onlara -Freudyen bir yaklaşımla dile getirirsem belki sözlerimdeki kabalığı affedersiniz- "O cinsel organınızla ters orantılı boyuttaki silahlarınızı 'kılıfına' sokunuz muhterem beyefendiler!" demek de isterim.

Not: Oğluma gelince, en son üç sene önce attı 7 adet kurusıkı tabancasını ve tüfeğini. Şimdi babasına benzedi ve bu zorlama tutkusuna gülüp geçiyor...




CUMARTESİ
"Deniz benim idolüm. Türkiye'de benim kadar güzel kim var diye dergilere bakar, bir onu bulurdum"
Yalnızca ligleri eksik
Önce kursa gitti sonra dükkan açtı
"Tarkan'ın turne otobüsünde yatak da var makyaj masası da"
Okur katkılı argo sözlüğü
Babıali ruhu şenlikte canlanacak
MİNİKLERİN DÜNYASI
Yemek meraklıları kaçırmasın
En moda En yeni





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet