|
 |
|
|
Hay başımın tatlı belası "Küçük Prens"
yural@milliyet.com.tr
Tatilden döndüğüm hafta bilgisayarımda "Küçük Prens"le ilgili pek çok mail gördüm. Bunların içinde iki tanesi çok önemliydi. Biri Mavi Bulut Yayınları'nın sahibi ve çocuk yazarı Fatih Erdoğan'dan geliyordu. Bir diğeri de Onk telif hakları ajansı yetkilisi Osman N. Karaca'dan. İkisi de aynı konu üzerinde duruyordu. FSEK'in 27. maddesine göre, "Koruma süresi, eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl devam eder. Metin ve resim için ayrı bir koruma süresi yoktur". Yani sizin anlayacağınız, yazarın ölümünden sonra, kitabın sözleşmeli basım hakkı Telif Hakları Yasası'na göre, 70 yıl süresince sözleşmeyi elinde bulunduranlar kitabı basma hakkına sahip oluyor. Önceden 50 yıl olan bu sürenin 70 yıla çıkışıyla ilgili değişimi ne yazık ki ben atlamışım. Bu yüzden siz okurlarımdan, değerli gazeteci ve ajans yetkilisi Osman Abim'den ve benim küçüğüm yazar ve yayıncı kardeşim Fatih'ten, Antoine De Saint-Exupery'den ve hatta başımın tatlı belası "Küçük Prens"ten özür dilerim.
* * *
Fatih, "Küçük Prens" kitabının telifini 1988 yılından beri ödüyor; elinde belgeleri var. Yani 17 yıldır. 1995 yılında da yeni 70 yıl yasasıyla birlikte kitabın hak sahibi Gallimard'la yine yeni bir sözleşme imzalamış. Buna göre, ülkemizde Mavi Bulut'un "Küçük Prens"i dışında basılan bütün kitaplar korsandır. Bu kitapları basanlar bence bile bile suç işliyorlar. Ben okurlarımdan ve ebeveynlerinden Mavi Bulut Yayınları'nın dışındaki "Küçük Prens" kitaplarını almamalarını rica ediyorum.
* * *
Tabii ki Fatih Erdoğan endişesinde haklı. Eeee ne yapsın, benim çok okunduğumu bildiği için öyle bir paniğe kapılmış ki, eski korsanlarla uğraşırken, "Bir de başıma yenileri çıkacak!" diye aklı çıkmış. E-postasında diyor ki: "Yalvaç da yazdı. Demek ki, metin serbest, biz de basalım, diyen birileri çıkacak." Gerçekten Fatih'in söylediğinde bir gerçek payı yok değil. Okurlarımız bilmez ama, yayıncılar iyi bilirler: Bizde bazı yayıncıların ellerinde ölmüş yazarlarla ilgili bir secere, bir bakkal defteri içinde yazarların eserleri, doğum-ölüm tarihleri vardır... Karakuş gibi oturmuş, "Kimin ölüm tarihi 70 yılı dolduracak da kitabını basacağız?" diye bekliyorlar. Tabii sözüm, edebiyatımızın ölümsüz ölümlülerini yaşatmak, onları yeni kuşaklara tanıtmak isteyen yayınevleri için değil, bir türlü yazar ve varislerinin telif haklarını ödemeye eli varmayanlar için...
* * *
Ne yazık ki, bu sistem bütün dünyada da böyle işliyor. Bugün Avrupa'daki pek çok yayıncının portföyünde çocuk klasiklerinin olması, onların bu klasiklere değer verdiğinden ya da bu klasikleri yeni kuşakların kesinlikle okumaları gerektiğini düşünmüş olmalarından kaynaklanmıyor. Oldukça basit: Telif ödemedikleri, diledikleri gibi kısaltıp uzatabildikleri, hatta yeniden yazabildikleri için ilgilerini çekiyor. Bizde de olduğu gibi, yazar ölüp de aradan 70 yıl geçmişse o yazarın yardıma gereksinimi olan torunları, çocukları da olsa, önemli değil. Artık, bu kitaplar bundan sonra kitabın varislerine değil, babalarının malı gibi, sanki ikinci varisleri konumundaki yayıncılara kalıyor.
* * *
Yıllarca yayıncılık yapmış biri olarak, bu uygulama bana ters geliyor. Bu, çocuklar için yazan birinin düşüncesi. Başkalarına, belki kültürün yaygınlaşması, daha geniş kitlelere ulaşması, eski yazarlarımızın unutulmaması adına doğru bir şey gibi gözükebilir. Ama yazarın ve eserin korunması adına doğru değil. Benim yetkililere, yasa yapıcılarına bir önerim var: Hem kitapların çarçur edilmemesi, dileyenin istediği gibi kısaltıp istediği gibi dilini değiştirerek kullanıp okunmaz hale getirmemesi için; ölmüş yazarlarımızın eserlerinin gelirleri Çocuk Esirgeme gibi kurumlara ya da yazarları destekleyecek, yaşatacak yazar örgütlerine yetki ve telif haklarının ödenmesini daha doğru buluyorum...
|
|
|

|