|
 |
|
|
Türk rock müziğinde bir Mona Lisa...
Memleketteki en güçlü rock kadını sıfatlı Şebnem Ferah yeni albümü "Can Kırıkları"nda bizi eski ama uzun süredir kullanılmamış bir yola buyur ediyor
MURAT BEŞER
muratbeser@muratbeser.com
Müzik sektöründeki bunalımın yakın dönemdeki sonuçlarından biri, yatırım pastasında Türk rock toplulukları diliminin biraz kalınlaştırılması oldu. Derde deva amaçlı mecburi sempati, pazarı son birkaç yılda Türk rock toplulukları çöplüğüne döndürdü. Birbirinin peşi sıra pıtrak gibi boy gösteren gençlerden sonuç alınamaması, biraz büyük plak şirketlerinin o zamana kadar onları tukaka etmiş olmasından kaynaklanıyordu. İçlerinden bir-iki tanesi "patlasa"da, memleketteki rock müziği kalitesinin hanesine pek hayırhah şeyler yazılamadı ama bu gelişmeler bitpazarına nur yağdırdı. Sadece Erkin Koray, Cem Karaca, Barış Manço gibi eskiler değil, doksanların başında çıkış yapan isimlerin de "hisse senetleri" değer kazandı.
Yazar Karin Karakaşlı'nın kitabından ödünç alınan adıyla "Can Kırıkları", memleketteki en güçlü rock kadını sıfatlı Şebnem Ferah'ın beşinci albüm çalışması.
Doksanlı yılların başında Bursalı kız dörtlüsü Volvox ile adını duyuran Şebnem, şarkıcılıkla yetinmeyip söz yazarlığı, yapımcılık karpuzlarını da koltuğunda taşıyanlardan. Bu kez sözlerde yoğunlaşan yeni albümünün farkı, yapımcı koltuğunda Pentagram topluluğundan tanıdığımız basçı Tarkan Gözübüyük'ün oturması.
Albümün sırlarının sorumluları
Onu ilk çıktığı zamanlarda dinleyip sevenler "hiçbir zaman 'Kadın' albümündeki havayı bir daha yakalayamadı" sendromundan kurtulamamış olsa da, kariyerindeki en sert albüm için "temkinli" davranmaktan alamadılar kendilerini. Şebnem'in yumuşak vokalli şarkılarını sevenler "Can Kırıkları"na azıcık mesafeli kalırken, eski "metalciler" daha sıcak karşılamanın doğal seleksiyonuna kapıldı. Alışmakla sevmek arasındaki nüansı keşfedenler, Şebnem Ferah albümlerinin müptelası oldu.
"Can Kırıkları"nın kullanıla kullanıla eprimeye yüz tutmuş rock tınılarını, tazeymişçesine sunabiliyor olmasının ilk sırrı yapımcısında gizli. Diğer sırlar orkestradaki iki isimden sual olunabilir. Bunlardan ilki gitarcı Metin Türkcan, ki arkadaki güçlü ses örgüsünün birinci dereceden müsebbibi o. Diğeri ise yorulmak bilmeyen motorun gres yağı sürücüsü, davulcu Aykan İlkan.
Albüm Ozan Tügen'in Uriah Heep'in efsane klavyecisi Ken Hensley'i andıran klavye vızıldamaları ile açılıyor. Özgürlük ile yalnızlık arasındaki farkın silindiği bir iç dünyada, nihilist tepkiler, daralmalar ve içe kapanmalar, "mülteci" ruh hallerine dönüşüyor. Kişisel tasvirler çizen Şebnem, albüm boyunca sürekli gard alacak bir teşbih yaratmayı çok iyi beceriyor.
Şebnem'in nevi şahsına münhasır satırları ile müzik arasında birbirini kovalayan bir tansiyon var. Öte yandan "Can Kırıkları", gerek ses örgüsüyle gerek ortamı ile buram buram seksenler kokuyor. Metalin yükseldiği zaman özlemi olarak algılanmasına neden oluyor.
Şarkıların ticari bir yanı yok
Genelde işi iç dünyasıyla Şebnem'in. Bunun doruğu Jimmy Page'vari gitar arpejleriyle süslenmiş "Bir Kalp Kırıldığında". Dış dünya ile en keskin hesaplaştığı şarkı ise "Zaman Geçip Gidiyor". Yoğun olarak 12 Eylül tarafından kıraçlaştırılan romanlarda karşımıza çıkan "yalnız ve kırılmış kadın imajı"nın, dönemi ile özdeşleşmiş çiğ metalik tınılarla desteklenmiş olması yanlış değil. Ancak vokallere ziyadesinden fazla dijital müdahale yapılması, Şebnem'in eski doğallığını aratıyor.
Bu özellik onu fan cephesinde "Türkiye'nin Amy Lee'si" yakıştırmasına ve Doro çığlıkları benzetmelerine sürüklüyor. Bir farkla ki; akılda kalıcı basit nakaratlara tenezzül etmediği için, şarkılarının ticari bir yanı olduğunu söylemek pek mümkün değil.
Sektörün yaratıcılık labirentinde kaybolduğu bugünlerde, kadın rock ikonunun yanına, bir de Mona Lisa tablosu ekleyen Şebnem, bizi eski, ama uzun bir süredir kullanılmamış bir yola buyur ediyor.
Bir ustanın ardından
Günümüzün elektronik müziğinin (hatta rock) en fazla vefa borcu taşıdığı isimlerden biriydi Bob Moog ya da bilinen adıyla Dr. Moog. Elektronik müziğin temel taşı olan moog ve ondan türetilen synthesizer'ın yaratıcısı, 21 Ağustos'ta 71 yaşında beyin kanserine yenik düştü. Ölümünü kimse umursamadı, haber yapmadı, oysa New York doğumlu elektronik mühendisi, neredeyse modern zamanların sonik yansımasını omuzlamış en büyük kaşifti. Geliştirdiği alete Beatles, The Doors, Yes, Chick Corea ve Herbie Hancock gibi isimlerin hakkını ödemesi olanaksızdı. Bu büyük hizmetten sinemada da faydalanılmış; özellikle Stanley Kubrick'in "Otomatik Portakal" filmi bu çalgıyı kulaklarımıza küpe yapmıştı. Biz ödeyemeyiz; o yüzden sen hakkını helal et usta.
|
|
|

|