Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Barış... Mümkün mü?

Ermeni, Yunan, Filistinli, İsrailli, Suriyeli kadınlar, şu anda savaş olan bölgelerde de bir gün barış şenlikleri düzenlemek ümidiyle, prova niyetine, Didim Barış Şenliği'nde kendi dillerinde "barış" istediler

tubaakyol@milliyet.com.tr

Salam, şalom, khaghaghutyun, friede, peace... Barış. Barış Şenliği münasebetiyle Didim'deyim. Savaşın görünür mağduru erkeklerdir ya hep. Onlar dövüşür, onlar ölürler. Oysa savaş kadınları da ağır yaralıyor. Farklı ülkelerden birçok kadın işte bu yüzden burada, Didim'de, kendi dillerinde "barış" istiyor.
Ermenistan'dan yazar Dzovinar Lokmagözyan "Çocuklarımız için" diyor. Filistin'den müzisyen Hana El Ali "Filistinli olduğu için iki aylık bebek öldürüldü" diyor. "O daha Filistinli olduğunu bile bilmiyordu oysa."
Suriye'den yazar Zeynep Nubbuh savaştan belki de en çok kadınların etkilendiğini söylüyor: "Buradaki barış şenliklerini bir gün kendi bölgemize de taşımak için aranızdayım."
Ve Yunanistan'dan gazeteci-yazar İona Sotirhu, İsrail'den akademisyen Haya Shalom, İngiltere'den Jill Erer, Almanya'dan Ingrid Şentürk...
Çarşamba gününden bu yana Didim'de barış için konserler, paneller, sergiler düzenleniyor. Didimli çocuklar "barış"ı çizdiler resimlerinde. Kumdan heykeller yapıldı, havai fişekler atıldı, teknelerle gezildi, barış için yüründü...
Ben mesela barış için ve barış içinde yüzdüm, güneşlendim, içki içip dans ettim. Gazete okumaz, TV izlemezseniz; güneşe kendinizi verip gözlerinizi kapattığınızda, o esnada yanı başınızda bile savaşlar yaşandığını görmeyebilirsiniz.
Oysa yanı başımızda savaş var.
İsrailli Haya Shalom, ki adı "hayat" demek, soyadı "barış" ve hayat kazansın diye barış aktivisti kendileri, Filistinlilerin niye kendisiyle konuşmadıklarını anlamaya çalışıyor. "Ben de İsrail hükümetine karşıyım" diyor, daha ne desin? Ama Filistinli grup onunla aynı arabaya binmek istemiyor mesela.
"Eğer biz burada birbirimizle bile konuşamazsak" diyor Haya, "Barışı nasıl sağlayabiliriz ki?"
* * *

Barış... Zor ama imkansız değil galiba.
Haya ve Filistinli Hana kol kola girip halay çekiyorlar sonunda.


Didim, Filistin olur mu?
Ben Didim'e çok küçükken gelmiştim. O yüzden yani "Burası eskiden köydü" mavrası çevirebilecek kadar donanımlıyım. Nitekim büyümüş Didim. "Kocaman olmuş" diyorum bir Didimliye. "Ooo" diyor, "Daha da büyüyecek."
Büyümese keşke... Demiyorum.
"İngilizler yerleşiyor buraya" diye anlatıyor Didimli. İyi ya, ne güzel. "Pek seviyorlar köpekleri" diyor. "Burada parasızlıktan okuyamayan bir sürü çocuk var ama İngilizlerin derdi köpeklerle, köpek barınağıyla..." diyor.
Bir başka Didimli "Sokak köpekleriyle oynuyorlar" diyor, şaşırmamı bekleyerek. İlk Didimli "İtlerle, itlerle..." diye onu düzeltiyor.
İt dalaşına girecek değilim. "Peki para bırakmıyorlar mı size?" diye soruyorum.
"Ama sonunda Filistin olmak var" diyor ilki.
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın lafı değil mi bu? "Yaşar Büyükanıt kim?" diyorlar. Meseleyi öğrenince "Biz bunu yıllardır söylüyorduk" diye seviniyorlar. Büyükanıt'ın kastettiği Didim değildi ama... Yoksa Büyükanıt bu yaz Didim'de mi tatil yaptı?


"Kül tablasını neden boşaltayım ki?"
Didim'in bazı garsonları, ne bileyim, en az Apollon Tapınağı kadar görülesi bir şey. Her yerde geç sipariş alan, yanlış anlayan, hem geç hem de yanlış servis yapan garsonlar var tabii ama Didim'de sipariş alan garson bulmak bile çok zor.
Yanınızdan geçerken "Pardon" diyorsunuz, bazıları durmuyor mesela. Dururlarsa da suratınıza öyle boş bakıyorlar ki, herhalde garson değil diye düşünüyorsunuz. Hayır, garson. Ama derin bir reddediş içinde.
Bir çay içmeyi becerdiniz diyelim. İkinciyi istediğinizde, basbayağı suratınıza karşı "üff"lüyorlar. İnanılmaz. Sanki parasını ödemeyeceksiniz. Ödeyeceğiz!
Bir arkadaş bıçak istedi, ben de kola. Garson içeriye "Şunlara sen baksana... Biri bıçak istiyor, diğeri de bilmem ne" dedi. Kola tabii akılda tutulması zor bir şey ya... Öbür garson elinde iki bıçakla geldi.
Bir tanesinden kül tablasını boşaltmasını rica ettim. "Niye?" diye sordu. Bir başkasına sebzeli spagettide hangi sebzeler olduğunu sorduk. "Bildiğin sebzeee" dedi yayarak. "İyi de hangi sebzeler?" diye ısrar edince biz, bu kez "Bilmiyorum" dedi.
Birinden karpuz istedik. "Yok" cevabını aldık. İki dakika sonra bir başka garson bir başka masaya karpuz götürüyordu. Bu kez ona sorduk, o "Var" deyip getirdi. "Yok" diyene "Bak, karpuz varmış" dedik, "Ha, varmış" dedi. Niye yok dedin peki? "Görmemiştim. Başkası sorsa da yok derdim" diye cevap verdi.
Ben başlangıçta bize kıl oluyorlar sandım. Gazeteci sevmiyor olabilirler. Fakat öyle değil. Kaç tane yere gittik, çoğu gazeteci olduğumuzu bile bilmiyordu. Böyleler.
Hadi bir şey sipariş edeyim; gelecek mi, kaçıncı söyleyişte gelecek, kaç saat sonra gelecek, kahve mi gelecek yoksa çay mı diye bahis oynanabilir yani. O kadar!
Ben anladım sonunda. Bu sıcak yerlerde, gün boyu ayakta uyumak yerine, öğleden sonra kapatıp dükkanları uyumaları lazım. Budur.



Bu dükkanda Filistin toprağı satılır

Barış yürüyüşünün ardından zeytin ağaçları dikildi. Kadınlar kendi ülkelerinden getirdikleri toprakları da kattılar bu ağaçların köküne. Ama Filistinli grup, Filistin'den gelmedi ki... Filistin'e girmeleri yasak olduğu için Suriye'de yaşamıyor muydu onlar? Hatta müzik gruplarının adı da Avde, yani "vatana dönüş". Peki bu toprak nerenin toprağı?
Filistin toprağı!
Suriye'de, kendi ülkesine giremeyen, kendi toprağının kokusunu özleyenler için bazı girişimci ruhların sunduğu bir hizmetmiş bu. Suriye'de bazı dükkanlarda Filistin toprağı satıyorlarmış.

PAZAR
"Bayraktarlık hoşuma gitmiyor"
"Hangi dizi tutar hangisi tutmaz, ben de bilemiyorum"
Asırlık tekneleri yaşatıyor
"Kayseri'de 36 çeşit mantı yapılıyor"
Türkiye'nin ilk kuş gribi tatbikatı
Türk rock müziğinde bir Mona Lisa...
Organik sebze ve salatalar 24 saatte kapınızda
SAĞLIK HABERLERİ
Herkes oynayacak
Diplomalı punk'çıların gövde gösterisi
Ege kasabası tadında bir Karadeniz köyü: Şile
Karın deşen mafya
Başak burcundaki yeniay neler getiriyor?
Simi'nin adı Göcek'in tadı var
Cazibenin yeni kuralları
1955 yılı eylülü
Karşı konulmaz bir tat
Barış... Mümkün mü?
Mike Hammer'in Romalı atası
Meke Gölü
Üzümlerimiz elden gidiyor!





Ahmet Turhan Altıner
Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
Nevsal Alevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç URAL
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet