|
 |
|
|
Mike Hammer'in Romalı atası
Lindsey Davis'in "Gümüş Domuzların Esrarı" kitabında olaylar eski Roma'da geçiyor. Kitabın kahramanı Marcus Didius Falco ise Mike Hammer'in atalarından sayılabilecek bir özel dedektif
Saldırdığım anda adamın dövüşmeyi bildiğini anladım. İmparatorluğun karanlık bir köşesinde soylu sınıftan bir beyefendinin bilmemesi gereken numaralar öğrenmişti. Neyse ki ben o sınıftan değildim.
Vahşi bir dövüş oldu. Daha da kötüsü, Meto'nun ikide bir korkunç sesler çıkarmanın rakibinin dikkatini dağıttığına inanmasıydı, üstelik darbelerinin belirli bir hedefi olup olmadığına aldırmadan kılıç şakırdatmayı da seviyordu. Bana ne! Ben de bağırıp çağırmaya başladım. Baharat çuvallarının arasında nefes nefese dövüşüyor, fıçılara ve
balyalara vuruyorduk. Helena Justina'nın yolumuzun üstünde durmama akıllılığını göstermesine
sevinmiştim."
İmparatorluğu New York, Helena Justina'yı Velda, kılıcı da tabanca yaparsak, Mike Hammer'in bir serüvenini okuduğumuz izlenimine kapılabiliriz.
İki tür dedektif var
Polisiye romanlarda genellikle iki tür dedektif karşımıza çıkıyor. Biri, neredeyse yerinden kalkmayan, koltuğunda oturup beyninin gri hücrelerini çalıştırarak suçluyu saptayan Hercule Poirot; öteki ise elde tabanca, karanlık sokakları arşınlayan, yumruk yumruğa dövüşlerden sonra katili enseleyen Mike Hammer.
Marcus Didius Falco, Mike Hammer'ın atalarından biri. İS 1'inci yüzyılda Roma'da yaşamış bir özel dedektif. Roma İmparatorluğu'nun Britanya'daki mali işler sorumlusu Gaius Flavius Hilaris şöyle diyor ona: "Kaynaklarım pek de temiz bir şöhrete sahip olmadığını söylüyor, ama eski müşterilerin senden iyi söz ediyor. Kadın müşterilerin de..."
Yaratıcısı ise onu "aklı ve yumruğuyla hayatta kalabilen, sokakları avucunun içi gibi tanıyan biri" olarak tanımlıyor.
Graham Greene "ağır" bir kitap yazdıktan sonra "ciddiyet"e ara verip "eğlenceli, hafif" bir roman için daktilo başına oturduğunu söylemişti. Örnek olarak da "Kazanan Kaybediyor" romanını göstermişti.
Ben de, yazarken değilse bile, okurken aynı yönteme başvuruyorum. Okur olarak yoğun dikkatimi isteyen bir kitabı bitirdikten sonra "hafif" diye nitelendirilen bir başka kitabı alıyorum elime, onunla dinleniyorum.
Okumadığıma üzüldüm
Lindsey Davis'in yazdığı "Gümüş Domuzların Esrarı" (Çeviren: Ayşen Anadol; Kitap Yayınevi) uzun süredir bu amaçla başucumda duruyordu. Bir türlü okuma olanağını bulamamıştım. Sonunda yukarıdaki yöntemimi uyguladım, 350 sayfalık kitabı elime aldım ve iki günde okuyup bitirdim.
Daha önce okumadığıma da hayıflandım.
Şu sıralarda tarihsel kitaplar pek gözde. Öyküsünü geçmişin çerçevelerinden birine yerleştiren yazar, çok acemi değilse eğer, hemen yayıncı buluyor. Ama 1980'lerde durum başkaydı. Lindsey Davis, konusu Roma döneminde geçtiği için, kitabını bir yayıncıya kabul ettirinceye kadar akla karayı seçmiş. Sonuç: Tam bir başarı. Falco hemen benimsenmiş, "Gümüş Domuzların Esrarı"nı başka serüvenleri izlemiş.
Başarı sadece ticari açıdan değil. Kitap, Polisiye Yazarlar Birliği'nin ilk Ellis Peters Tarihi Hançer ödülünü, Falco karakteri de En İyi Komik Dedektif dalında 1999 Sherlock Holmes ödülünü almış. Publishers Weekly dergisi, "Davis'in Roma döneminin ayrıntılarıyla zenginleşen hikayesi hem entrikası ve karakterlerinin derinliğiyle hem de tarihi çok iyi anlatmasıyla okuru ödüllendiriyor" diye yazmış.
Gerçekten de Roma döneminin öyküye ustaca yerleştirilen ayrıntıları dikkati çekecek kadar çok ve çarpıcı. Hollywood sayesinde Los Angeles ve New York'u neredeyse sokak sokak ezberledik. Ama eski Roma denilince çoğumuz sadece Julius Caesar öldürüldükten sonra Brutus ile Antonius'un konuşma yaptıkları alanı gözlerimizin önünde canlandırmaya çalışıyoruz.
Yeni dedektifim artık Falco
Lindsey Davis son derece canlı bir Roma çiziyor. Sokakları, çarşıları, dükkânları, evleriyle. Hele Lenia'nın çamaşırhanesi unutulur gibi değil. İmparatorluğun Britanya'da işlettiği gümüş madeni ve çalışma koşulları, sanki görkemli bir sinema filminin canlı görüntüleri.
Sossia'nın cenaze töreni de öyle. Öyküye ustalıkla yerleştirilmiş bilgiler, o dönem üstüne çok şey öğretiyor.
İnsan ilişkileri de son derece renkli aktarılıyor. Sözgelimi, ev sahibi-kiracı ilişkisi, ev sahibinin kira ödemeyen kiracısını dövdürmek için gladyatörler tutması Türk okurlar için özellikle ilginç.
Bu kadar canlı bir fon önünde dedektifimiz Falco gümüş domuzların esrarını çözmeye, katilleri bulmaya çalışıyor. Oradan oraya koşuşturuyor. Senatörler, askerler, gladyatörler ve elbette kadınlarla karşı karşıya geliyor. Dayak yiyor, ölümlerden dönüyor. En önemlisi, okura kendini kabul ettiriyor.
Falco da dedektiflerim arasında yerini aldı. Yayımlanmış öteki serüvenini de okuma isteğini uyandırdı bende. Bu bile yetmez mi?
|
|
|

|