Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Üzümlerimiz elden gidiyor!

Fransız kökenli üzümlerin binlerce dönüme ulaşan bağları, bu şarapların enflasyonunu yaratmak üzere. Öte yandan iyi şaraplık yerli üzümlerimizden Papazkarası çoktan öldü, Adakarası ile Misket can çekişiyor

myalcin@turk.net

Ağdalı eski Türkçesini anlamak biraz zor ama, doğrusu renkli ifade tarzını bozup bugünkü dile çevirmeyi de gönlüm el vermedi. Şu satırlar, bundan tam 65 yıl önce, Tekel'in "şarapçılık mütehassısı", yani uzmanı olan Fransız önolog Marcel Biron'a ait: "Eczayı asliyesi beyninde tam bir tevazün görülen Trakya kırmızı şaraplarında kendine mahsus bir menekşe kokusu vardır. Bunlar bu rayihayı Adakarası ve Papazkarası üzüm cinslerine medyundurlar. Kırmızı şaraplarda eskime hadisesi mümtaz bir tabiilikde olup oldukça sür'atle vaki olmakta ve binnetice tanınmış şaraplar ayarında mahsul elde edilmektedir. (...) Şarapçılık bakımından Anadolu bağları çok zengindir. (...) İnhisarlar İdaresi, İzmirin Misket üzümlerinden istihsal ettiği çok şekerli ve rayihadar şıralardan, Türkiye'de olduğu kadar Avrupada tanınıp beyenilen mistel'ler imal etmektedir. Bu çok lezzetli misketlerden alkol derecesi yüksek nefis şaraplar istihsali mümkündür..."

Tarih oldular
O yıllarda yeni kurulan Tekel, gayrımüslimlerin Türkiye'den göçünün ardından ölmekte olan şarapçılığı canlandırmakla görevlendirilmiş, Biron gibi uzmanları da bu amaçla getirtmişti. Ve Anadolu'nun şaraplık üzüm envanterini çıkarmaya, denemeler yapmaya başlamıştı. O yılların Tekel'inin İnhisarlar dergisinden bu biraz küf kokan alıntıyı, Türk şarapçılığının bir yandan ilerlerken, bir yandan da gerilediğine dikkat çekebilmek için yaptım. Zira bir süredir Türkiye'nin dağı taşı Chardonnay, Cabernet ve Merlot bağı doldu. Yerli üzümlerden ise, biraz biraz Kalecik Karası yayılıyor. Oysa Fransız önologları bile kendine hayran bıraktıran, ihracatı yapılıp Avrupa'da tiryakileri oluşan özgün üzümlerimiz ve onlardan yapılan şaraplarımız tarihe karışmış durumda. Kırklareli'nin Papazkarası bağları yıllar içinde bakımsızlıktan yozlaşmış, genetik ayıklamaya tabi tutulmayan ve bilimsel yöntemlerle yetiştirilmeyen üzümler karakter değiştirmiş... Şu anda Mürefte'de Papazkarası adı altında tek tük şarap şişeleniyor ama bunlar eski Papazkaraları'nın olsa olsa birer karikatürü... Avşa Adası'nın adı gibi şarabı da güzel üzümü Adakarası, bağlarının birer birer sökülüp yazlıklara arazi olmasının ardından, ufacık parsellere sıkışmış, can çekişiyor. Bir zamanlar bu üzüm mavnalarla Mürefte'ye, Tekirdağ'a kadar taşınıp oralarda bile şaraba işlenirken, şimdi adadaki iki üreticiye yetmiyor, artık Mürefte'den Avşa'ya şaraplık üzüm naklediliyor... Misket'i ise ara ki bulasın! Mis gibi gül ve bal kokulu bu üzüm kovulduğu anavatanı Bornova'dan sürgüne gittiği Menderes havzasında da, yerini salatalık tarlalarına, seralara bırakıyor. Kalan azıcık bağın Misket'i de eski güzelliğinde değil, şarap üreticilerimiz aromatik mayalar kullanıp "tropikal meyve kokulu", gerçek kişiliğinden uzak "Misket"ler üretiyor. Kapadokya'nın güzelim Emir üzümü, Sultaniye'lerle karıştığı kitle şaraplarının içinde özelliğini ortaya koyamadan ziyan olup gidiyor.

Tersine giden dünya
Türk şarapçılığı Fransız kökenli üzümlerden kendine prestij devşirmeye çalışadursun, diğer şarap ülkeleri tam tersini yapıyor, kendi çeşitlerini canlandırıp pazara sürüyor. İspanya Tempranillo, İtalya Sangivose, Kaliforniya Zinfandel, hatta Yunanistan Moskofilero ile dünya sahnesine çıkıyor. Her ülke başkasında bulunmayan hazinesini parlatmaya, fark yaratmaya uğraşıyor. Yerel üzümler çeşitli toprak ve iklim bölgelerinde, farklı tekniklerle denenerek potansiyelleri açığa çıkarılmaya çalışılıyor. Oralarda bu işlere öncülük eden bağcılık istasyonları ve ziraat fakülteleri, bizde ise köylüye yüksek verim getirecek sofralık üzümler önermekten başka işle ilgilenmiyor. Şarap üreticilerinin derneği, önüne gelen meraklı "İyi para eder" sanısıyla Cabernet Sauvignon dikerken, "Dur arkadaş! Emir'e, Narince'ye, Öküzgözü'ne ağırlık ver. Papazkarası, Misket dene. Sen bunları yetiştir, biz iyi fiyatla alır şaraba işleriz" demiyor, teknik destek ve yönlendirme katkısında bulunmuyor.

Dev stoklar var
Hali hazırda tüm dünyada, özellikle de Avrupa Birliği ülkelerinde ciddi bir şarap fazlası, dev stoklar var. Sadece geçen yıl Fransa'da yüzlerce milyon litre satılamayan sofra şarabı alkole damıtıldı. Türkiye AB'ye yaklaştıkça, bu şaraplara pazar olabilmemiz için Fransız kökenli üzümlerden bağlarımıza kotalar gelmesi, hatta bazılarının zorla söktürülmesi bile söz konusu olabilecek. Bu yılları potansiyeli olan yerel üzümlerimizle hiç ilgilenmeden, onları güzelleştirip bağlarını -ve şaraplarını- çoğaltmadan geçirirsek, korkarım ki dünyanın en iyi şaraplık üzümü olmayan Kalecik Karamızla baş başa kalıvereceğiz... Üstelik tıpkı Cabernet'ler gibi, bağları binlerce dönüme ulaştığı için sofra şarabı fiyatına zor satabileceğimiz Kalecik Karaları ile...

PAZAR
"Bayraktarlık hoşuma gitmiyor"
"Hangi dizi tutar hangisi tutmaz, ben de bilemiyorum"
Asırlık tekneleri yaşatıyor
"Kayseri'de 36 çeşit mantı yapılıyor"
Türkiye'nin ilk kuş gribi tatbikatı
Türk rock müziğinde bir Mona Lisa...
Organik sebze ve salatalar 24 saatte kapınızda
SAĞLIK HABERLERİ
Herkes oynayacak
Diplomalı punk'çıların gövde gösterisi
Ege kasabası tadında bir Karadeniz köyü: Şile
Karın deşen mafya
Başak burcundaki yeniay neler getiriyor?
Simi'nin adı Göcek'in tadı var
Cazibenin yeni kuralları
1955 yılı eylülü
Karşı konulmaz bir tat
Barış... Mümkün mü?
Mike Hammer'in Romalı atası
Meke Gölü
Üzümlerimiz elden gidiyor!





Ahmet Turhan Altıner
Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
Nevsal Alevli
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç URAL
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet