Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim 07 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Futbol, yıldızlarını arıyor


Ukrayna ile bugün oynayacağı maçın sonucu ne olursa olsun, Milli Takım'ın "temelden" çözmesi gereken sorunlar var. Bu sorunlar, 2006 Dünya Kupası'na katılsak da katılmasak da peşimizi bırakmayacak. Bu sorunlar çözümlenmeden de Türkiye futbolda sistem ve felsefe ülkesi olamayacak.
Öncelikle şu aldanıştan kurtulmamız gerekiyor. Sürekli olarak birbirimizi kandırıyoruz: FIFA ve Almanya 2006'da mutlaka Türkiye'yi istiyor. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir sonuç belki organizatörleri sevindirebilir, o kadar! İlle de Türkiye'yi istediğine inanılan FIFA, Almanya, Ukrayna, Danimarka ve Yunanistan'ı istemiyor mu? Elbette Milli Takım finallere katılırsa, en azından oradaki üç milyon gurbetçimiz adına bundan mutluluk çıkarabiliriz ama, sırf oradaki seyirci potansiyelimiz, organizasyona "damardan" heyecan katkımız dolayısıyla kendimize "tercihli ülke" statüsünü çıkarmamız biraz fazla değil mi? Hemen belirtelim, biletlerin tamamı satıldı. Organizatörlerin pazarlama ile ilgili sıkıntıları ve takıntıları yok!
İlle de orada bulunmamız gerektiği takıntısı, bunu bir tercihe bağlama yanlışımız, eleme maçlarının zorluğunu arttırdı. Saha içindeki sorunlarımıza yenilerini ekledi. Yapay tartışmalar ve polemiklerle Milli Takım, iktidar kavgasının arenası haline dönüştürüldü,
Bu kavga, Ersun Yanal'ı harcayıp Fatih Terim'i getirdi iş başına. Bu kavga spor tarihinin belki de en sığ tartışmalardan birini Hakan Şükür'e iade-i itibar ile sonlandırdı. Ama Danimarka maçından sonra görüyoruz ki, değişen bir şey yok...

Plan yapamazsınız
Pazartesi günü Lig TV'de dile getirdiğim sorunu, aynı gün sevgili Mehmet Demirkol da dile getirmiş... Kaldığımız yerden devam edelim: Öyle futbolcular vardır ki, tüm yeteneklerine, kariyerlerine ve yıldız özelliklerine rağmen, siz onlar üzerinden bir sistem arayışına geçemezsiniz. Bir omurga oluşturamazsınız. Bırakın Milli Takım için 2-4 yıllık hedef programlarını, kulüp takımlarında sezon planlaması dahi yapamazsınız. Milli Takım'ın maalesef böyle bir sorunu var. Emre Belözoğlu, Yıldıray Baştürk ve Tümer Metin, böyle futbolcular. Emeklerine, yeteneklerine, kariyerlerine ve katkılarına saygı duyalım. Ama şu soruyu da soralım: Bu futbolcuların devamlılıkları yeterli mi? Sık sık tekrarlanan sakatlıkları, hem kulüp takımlarında hem de Milli Takım'da bellerini bükmüyor, hocalarının hesaplarını alt üst etmiyor mu? Nihat'ın başına gelen dramatik kopuşu da ekleyin bu örneğe... Bir ülke yetiştirebildiği en değerli yıldızlardan süreklilik içinde yararlanamıyorsa, bu yıldızlarla bir takım inşa edilebilir mi ? Elbette hayır!
Nostaljik duygular da yaratan eski tüfeklere el atmak, görüldü ki sorunu bugün dahi çözmeye yetmiyor. Gelecekte de böyle bir çözüm olamayacağına göre, çözüm nerededir ? Elbette çözüm, ulusal takımın standartlarına uygun ulusal alternatifler yaratmaktır. Yıldızlarınızla rekabete girişebilecek, en azından kurduğunuz sistemi aksatmadan onların yerini alabilecek oyuncuları bulup çıkarmalısınız.
Bu iş o kadar kolay değil.

Hayal kurmayalım
Takımlarımızda altışar yabancının top koşturduğu ligimizde böyle oyuncuları bulmak, onlara iç rekabet ortamında forma vermek, zaman tanımak çok zor. Daum'un ya da Gerets'in... Çalımbay'ın ya da Güneş'in böyle kaygılara ortak olmasını ne kadar bekleyebilirsiniz ? Özellikle Avrupa Kupaları'na katılan kulüpler, pek de haksız sayılmayacak uluslararası başarı hedefleri bağlamında yabancı kontenjanını korumaya çalışırken, genç Türk futbolcularına nasıl şans tanıyacaklar? Bu, kendiliğinden olabilecek bir şey midir? Hayır, böyle bir hayali kurmaya hakkımız yok!
Ama şunu beklemeye ve istemeye hakkımız olabilir: Futbol Federasyonu ve Kulüpler Birliği, popüler kararlardan uzak durup bu ülkenin geleceğiyle ilgili sorumluluklarını hatırladıkları zaman, bu kaygılara ortak olabilirler. Olmalıdırlar. Yabancı kontenjanını düşürmeden, ama genç yeteneklere lig maçlarında mutlaka forma giydirebilecek, maç kadrolarında onlara yer verebilecek ilke kararlarını mutlaka almalıdırlar. Fatih Terim'in yabancı kalecilerle ilgili istekleri, tüm futbolcular için geçerli bir mesajdır aslında.
FIFA ve Almanya'nın ille de bizi istediğini duyan (!) kulaklar, bu gerçeğe kör, bu sese sağır kalabilirler mi?
Hayır, kalamazlar!

Tanjeviç'in öğrettiği

Potada Türk Milli Takımı 31 yıllık hasrete son verdi ve bir türlü yenemediği İtalya'yı, Efes Cup'ın finalinde 25 sayılık farkla bozguna uğrattı. Bu bir hazırlık turnuvası olduğuna göre, sonucu abartmanın alemi yok. Basketbolumuzun 2001'deki seviyesini yakalayıp yakalayamadığını asıl Sırbistan-Karadağ'daki Avrupa Şampiyonası gösterecek. Ancak Efes Cup'ta göze batan bazı özellikler, umutlanmamıza yol açtı.
Her şeyden önce bu takım geçen yıllarda olduğu gibi bazı yıldızların "eline bakmıyor", çocuklarımızın hepsi atabilecek ve yaratabilecek düzeyde (darısı futbolun başına). Sadece savunmada değil, hücumda da paylaşarak ve yardımlaşarak oynuyorlar artık... TanjeviC sık sık oyuncu değiştiriyor ve girenler, çıkanları aratmıyor. Hidayet gibi bir NBA yıldızının sadece 2 sayıda kaldığı bir maçta İtalya'yı bozguna uğratmamız, başka nasıl açıklanabilir?
TanjeviC, 12 Dev Adam'a "birimiz hepimiz için, hepimiz birimiz için" dersini iyi öğretmiş. İstanbul'daki prova mükemmeldi. Podgorica ve Belgrad'dan da iyi haberlerini bekliyoruz....

Bütün kızlar toplandık

Sihir, masal, büyü... Bunlar, biz spor yazarlarının yazılarımıza lezzet katabilmek adına zaman zaman başvurduğumuz sözcükler. Tarihinde ilk kez Avrupa Bayanlar Şampiyonası'na katılan milli takımımızın "imagemaker"ları da bu sözcüklerden ilham alıp, kızlarımıza "peri" ismini uygun bulmuşlar. Ama bizim kültürümüzde peri yoktur pek... Daha çok melek deriz. Özlem Tekin'in şarkısını da tribünleri coşturmaktan uzak buldum, ne yalan söyleyeyim. Athena'nın ölüyü mezarından kaldıran 12 Dev Adam'ıyla boy ölçüşebilecek bir ezgi değil. Yaz boyu tüm diskolardan yükselen Nil Karaibrahimgil'in "Bütün kızlar toplandık"ına uygun sözler yazılsa daha iyi olmaz mıydı?
Bayan Milli Takımımız'ın dertleri bunlarla bitse keşke... İlk kez katıldıkları, hem tecrübe, hem de fizik olarak rakiplerinden çok geride kaldıkları bir turnuvada canla başla mücadele ederek, tempoyu yüksek tutarak çeyrek final vizesi almaya çalışıyorlar. En kritik maçlarını bu gece İspanya ile oynayacaklar. Sadece rakiple değil, onlardan çok şey beklediğini ima ederek, üzerlerindeki baskıyı arttıran spor teşkilatıyla da, maçları yanlış saatlere koyarak (12 Dev Adam'ın ve Futbol Milli Takımı'nın maçlarıyla çakışıyor sürekli) seyirci ve medya ilgisini düşüren sözüm ona organizatörlerle de mücadele ediyorlar. Allah yardımcıları olsun...

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
Kurtuluş solda!
Ümitler başka bahara: 0-0
Son söz Periler'den: 66-64
Evdeki yabancılar!
Kimler geldi kimler geçti
Aslan engel tanımadı
Röportaj kriz oldu
Barış - Ergün havlu attı
Mary Pierce rövanşı aldı
FIFA'dan tekrar kararı
Marciel şoku
Haber turu...
Futbol, yıldızlarını arıyor
Fevzi'nin elleri
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Atilla GÖKÇE
Futbol, yıldızlarını arıyor
Ukrayna ile bugün oynayacağı maçın sonucu ne ...
Halil ÖZER
Fevzi'nin elleri
Ümit Milli Takımımız'ın, gruptaki selameti aç...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet