Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sabıkalı senaryo


Bekaa Vadisi'ndeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile konuşmamız bitmişti. Ramazan Öztürk'le bakışlarımızı karşılaştıran bir soru yöneltti ansızın:
"Güneri Bey, burayı gördünüz, benimle konuştunuz, benim hakkımda fikriniz ne?"
Zor soru...
İlk izlenim olarak şunları söylediğimi anımsıyorum:
"Burada 500-800 silahlı PKK'lıya talim yaptırıyor, tekmil verdirtiyor, tekmil alıyorsunuz. Küçücük bir dünyada ağzından çıkan her sözü yasa olan kişiye bunlar büyüklük duygusu yaratıyor olabilir.
Ancak... Gerçeklerin coğrafyasında çok küçük kalır.
Bekaa'daki şu görüntülerden kalkarak bir sonuca varma olasılığını görmüyorum.
Ayrıca... Olacak şey değil ama tutalım ki oldu.
Türkiye'den bir coğrafya koparılabildi. Ne yapacaksınız? Hangi sihirli değnek var ellerinizde?
Bu kaynak, bu bilgi birikimi, bu deneyim, ne Abdullah Öcalan'da, ne de elinde Kalaşnikov, yaşamı dağlarda geçen takımında var!"
...................
Sözlerimi dinlerken yüzü zaman zaman daha da karardı.
Fakat... Sözümü kesmedi, öfke gösterisi yapmadı.
Şaşırtıcı bir cevap verdi:
"Türkiye'den ayrılmayı, o koşullar gerçekleşse de aklımdan geçirmem. TC bizi ayırmak istese bile, ayrılmamak için asılırım. Birlikte yaşayacağız."
....................
Bu söylemi o zaman yazdığım Sabah'ta yayımlamıştım.
Tabii yeni çıkmış bulunan terörle mücadele yasasının, nereye çeksen oraya esneyen ceza maddeleri içine düşmeden.
.....................
Bunları anlatışımın nedeni; Türkiye'nin değişik coğrafyalarında küçük volkanik patlamalar yapan güdümlü harekete, bazı gerçekleri yansıtmaktır.
Abdullah Öcalan'ı "simge" haline getirmek isteyenler, bu portreyi iyi tanımalılar.
Yaratmak istedikleri Öcalan efsanesinin arkasındaki kimlik kartı işte budur.
.....................
Aslında... Onların da Abdullah Öcalan'ın gerçeğini bilmediklerini sanmak, saflık olur.
En azından, içlerinden bazıları yeterince fikir sahibidir.
Onlar, kendilerini bir hareketi sürükleyecek güçte görmedikleri için, bir "Abdullah Öcalan" ikonası çizme çabasındalar. Mandela özentisi bir klonlama girişimi...
Onu odak alan bir hareket yaratmak çabasındalar.
Gerçek Öcalan'ın İmralı'da olması, bir hayali büyüklük oluşturmayı kolaylaştırıyor.
Kısacası...
Abdullah Öcalan'ı kullanıyorlar.
Öte yandan... Öcalan da onların çapsızlığını görerek "kendisini kullananları kullanıyor."
"Sürgündeki esir lider" rolünü oynuyor ve bu rolün kampanyasında da "onu kullananları kullanıyor."
Böylece... Adı etrafında öyle bir çekim merkezi yaratmak istiyor ki, başka tüm oluşumlar, demokratik kurumsal girişimler cılız kalsın. Atardamara açılan kılcal damarlar olmaktan öte işlevleri bulunmasın!..
Kürt aydınları için ölüm listeleri, faili meçhuller, tehditler, yıldırma yöntemleri de senaryonun diğer sayfaları.
....................
Bunlar, çok büyük çoğunluğu şu güzelim coğrafyada yaşayan ve ortak değerleri benimsemiş olan Kürt kökenli yurttaşlarımızın dışındadır.
Ama... Senaryo, daha önce başka coğrafyalarda denenmiş ve kitlelere virüs gibi yayılarak psikolojik zehirlenme etkisi yapmıştır. Kirli bir sicile sahiptir.
Başka ülkelerde nesiller boyu bir arada yaşamış etnisiteler, bir bakıldı ki, bu sabıkalı senaryoyla karşı karşıya geliverdiler.
Kıyımlar yaşandı. Kopmalar oldu.
.....................
PKK "kaba kurnazlık" yapıyor.
3 Ekim öncesinde sözüm ona silahlı PKK ateşkes ilan ediyor...
Ama... Silahsız PKK "intifada" özentisi eylemlerle Türkiye'yi karıştırıyor.
İnsanlarımızı karşı karşıya getirmenin zehirlenmiş havasını yayıyor.
Türkiye, bu yeni ve silahsız, fakat çok daha tehlikeli saldırıya karşı sağlam durmalı.
Kilit kelime; "sağduyu..."

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
İtidal zamanı
KÜRT vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu politi...
Çetin ALTAN
Mor, lacivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı...
Geçtiğimiz pazar, ikindiyle akşam arası Fındı...
Melih AŞIK
Sağduyu çağrısı
Olaylar Diyarbakır'dan sonra Van ve Siirt'e s...
Fikret BİLA
Haşim Kılıç: Yargıtay Başkanı'nın konuşması sorumsuzluk
Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın adli yılın a...
Hasan CEMAL
En büyük kötülük!
Bu filmi çok gördük!
Güneri CIVAOĞLU
Sabıkalı senaryo
Bekaa Vadisi'ndeki PKK kampında Abdullah Öcal...
Abbas GÜÇLÜ
Kimseye güvenemeyecek miyiz?
Türkiye bir hukuk devleti. Bundan hiçbirimizi...
Hurşit GÜNEŞ
Büyüme durursa ne yapacağız? (1)
Devlet Bakanı Ali Babacan'ın cumartesi günü a...
Nail GÜRELİ
Denizde biberon
Bankalarının içini boşaltanlar ve Hazine'yi s...
Sami KOHEN
Ortak dil arayışı...
AB üyesi 25 ülkenin büyükelçileri, Türkiye il...
Faik ÖZTRAK
Katrina'nın etkisi ABD ekonomisi ile sınırlı kalır mı?
Gün geçtikçe Katrina kasırgasının faturasının...
Hasan PULUR
"6-7 Eylül"ü biz yaşadık...
İNSAN elli yıl önce yaşadıklarını hatırlayabi...
Meral TAMER
Havai fişekle havaya silah sıkmak!
Denizli'de Deda Düğün Salonu'nda, Nazan - İsm...
Güngör URAS
Doğu ve Güneydoğu için her şeyin başı "huzur"
Ethem Sancak, Mardin'de, Garanti Bankası'nın ...
M. Ali BİRAND
6-7 Eylül'ün utancı hep üstümüzde kaldı
Hiç unutamam.

© 2005 Milliyet