Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 07 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Ortak dil arayışı...


AB üyesi 25 ülkenin büyükelçileri, Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunda geçen hafta yarım kalan bir işi tamamlamak üzere, bugün Brüksel'de toplanıyorlar.
Gündemdeki birinci madde, Kıbrıs ile ilgili "karşı deklarasyon"un içeriğinin belirlenmesi hakkındadır. Geçen haftaki toplantıda büyükelçiler, daha sonra da Dışişleri bakanları taslak üzerinde anlaşamamışlardı.
İkinci madde ise, müzakerelerin "yol haritası" sayılan "çerçeve belgesi"nin yazımı ile ilgili. Bu konu geçen hafta, mevcut derin görüş ayrılıkları yüzünden, doğru dürüst ele alınamamıştı bile...
Peki, AB'li büyükelçiler ve bakanlar, anlaşmazlıklarını bugün -veya önümüzdeki birkaç gün içinde- halledip önce AB içinde tüm tarafların, ayrıca AB ile Türkiye'nin mutabık kalacağı bir "karşı deklarasyon" ile "çerçeve belgesi"ni 3 Ekim'e kadar yetiştirebilecekler mi?
Diplomaside çare tükenmez derler. Göreceğiz...
* * *
ESAS olan tabii "çerçeve belgesi"dir. Müzakerelerin içeriğini ve yönünü belirleyecek olan bu metindir. Sorun, bazı üye ülkelerin bu metne, aslında 17 Aralık kararını saptıracak olan -örneğin "imtiyazlı ortaklık" gibi- ifadeler sokmak istemesinden çıkıyor. Eğer bugünkü toplantıda (ve bakanların bu ay içinde olası olağanüstü toplantısında) bu talep egemen olursa ve belge böyle bir ifade ile çıkarsa; açıkçası bu iş biter, yani Türkiye bu şartlarla 3 Ekim'de masaya oturmayacağını bildirir. Ondan sonra ne olur, ayrı bir konu...
* * *
GEÇEN hafta "karşı deklarasyon" üzerinde 25'lerin mutabakat sağlayamamasının nedeni, Fransa ve Kıbrıs Rum yönetimi başta olmak üzere, "karşıt grubun" Türkiye'nin en kısa zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ve limanlarını açması için ısrarlı davranmış olmasıdır. İngiliz diplomasisi o günden beri, bir yandan bu grubu, diğer yandan Türkiye'yi tatmin edecek -veya onların ret yanıtını önleyecek- "uygun bir diplomatik dil" arayışı (ve pazarlığı) içinde. Bakalım bütün bu çabalar bugün nasıl sonuçlanacak... Veya gerçekten sonuçlanabilecek mi?

Ortadakileri kazanmalı...
TÜRKİYE'de AB'ye destek azalıyor... AB içinde Türkiye'ye destek de öyle; ama üye ülkelerin çoğunda "ortada" olan, yani Türkiye'nin üyeliğine olumlu veya olumsuz bakmayan, hayli geniş bir kitle var...
Bu ilginç tespitler, "Alman Marshall Fonu" tarafından 10 Avrupa ülkesinde (ve ABD'de) 11 bin kişi üzerinde gerçekleştirilen "Transatlantik Trendler 2005 Araştırması"nda yer alıyor.
Dün açıklanan kapsamlı raporun Türkiye-AB ilişkileri bölümündeki verilere göre, Türkiye'de AB'ye destek geçen yıl yüzde 73 iken, bu yıl yüzde 63'e düşmüş. Nedeni de, AB ülkelerinde Türkiye'nin üyeliğine karşı artan muhalefet ve Avrupalıların Türkiye'ye karşı eleştirel kampanyaları...
Hemen belirtelim ki, bu kamuoyu araştırması mayıs-haziran döneminde yapıldı. Son haftalarda AB'den çatlak seslerin daha çok yükselmesi, belki bu desteği daha da azaltmıştır.
Araştırmanın AB cephesinde, her ne kadar Türkiye'nin üyeliğine "kötü" bakanlar (yüzde 29), "iyi" yaklaşanlardan (yüzde 23) fazla ise de, genelde "ne iyi, ne kötü" diyenlerin oranı yüzde 42'yi buluyor.
Bu da şunu gösteriyor: Türkiye -resmi ve gayri resmi kuruluşları ile- bu "nötr" sayılabilecek geniş kitleyi kendine çekmeye çalışmalı. Kamu diplomasisi ile ve tabii, Avrupa kamuoyunu olumsuz etkileyebilecek "yol kazaları" yapmadan...

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
İtidal zamanı
KÜRT vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu politi...
Çetin ALTAN
Mor, lacivert, mavi, yeşil, sarı, turuncu, kırmızı...
Geçtiğimiz pazar, ikindiyle akşam arası Fındı...
Melih AŞIK
Sağduyu çağrısı
Olaylar Diyarbakır'dan sonra Van ve Siirt'e s...
Fikret BİLA
Haşim Kılıç: Yargıtay Başkanı'nın konuşması sorumsuzluk
Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın adli yılın a...
Hasan CEMAL
En büyük kötülük!
Bu filmi çok gördük!
Güneri CIVAOĞLU
Sabıkalı senaryo
Bekaa Vadisi'ndeki PKK kampında Abdullah Öcal...
Abbas GÜÇLÜ
Kimseye güvenemeyecek miyiz?
Türkiye bir hukuk devleti. Bundan hiçbirimizi...
Hurşit GÜNEŞ
Büyüme durursa ne yapacağız? (1)
Devlet Bakanı Ali Babacan'ın cumartesi günü a...
Nail GÜRELİ
Denizde biberon
Bankalarının içini boşaltanlar ve Hazine'yi s...
Sami KOHEN
Ortak dil arayışı...
AB üyesi 25 ülkenin büyükelçileri, Türkiye il...
Faik ÖZTRAK
Katrina'nın etkisi ABD ekonomisi ile sınırlı kalır mı?
Gün geçtikçe Katrina kasırgasının faturasının...
Hasan PULUR
"6-7 Eylül"ü biz yaşadık...
İNSAN elli yıl önce yaşadıklarını hatırlayabi...
Meral TAMER
Havai fişekle havaya silah sıkmak!
Denizli'de Deda Düğün Salonu'nda, Nazan - İsm...
Güngör URAS
Doğu ve Güneydoğu için her şeyin başı "huzur"
Ethem Sancak, Mardin'de, Garanti Bankası'nın ...
M. Ali BİRAND
6-7 Eylül'ün utancı hep üstümüzde kaldı
Hiç unutamam.

© 2005 Milliyet