|
 |
|
|
Ense rengi...
Bunca toz duman arasından "yalın gerçekleri" görelim...
AB ile 3 Ekim öncesi iki sorun var:
1- Deklarasyon.
2- Çerçeve Belge.
...................
Önce birincisi...
Deklarasyon için bütün üyelerin katıldığı bir nihai metin oluşamadı. Fransızlar ve Rumlar, bu metne "Kıbrıs Rum kesiminin tüm adayı temsil eden Kıbrıs Devleti olarak Türkiye tarafından -bir süreç içinde- tanınmasını" öngören bir cümle sıkıştırmaya çalışıyorlar.
Diğer üyeler karşı tavırdalar.
Bir de Türkiye'nin onayladığı "Gümrük Birliği Protokolü" kapsamına "Rum gemilerinin ve Rum uçaklarının Türkiye limanlarına ve Türkiye havaalanlarına taşımacılık yapmasının alınması" için çabaları sürüyor.
Deklarasyon çıkmayabilir... Ya da belki... Türkiye'nin kabul edemeyeceği bir içerikle çıkabilir. Hâlâ bir anlaşma yok.
Ancak... Türkiye ve AB'nin deklarasyonları, Viyana Anlaşması'na göre tarafların "pozisyonlarını saklı tutmak" için tek taraflı beyan metinleridir. Karşı tarafı bağlamaz.
....................
İkinci sorun olan "Çerçeve Belge"ye gelince... Bu konuda henüz "hareketlenme" yok. Yani... İlk taslak metinde bir değişiklik yapılmadı. Gene de Fransa, Avusturya ve Rumlar bir şeyler sokuşturmak isteyeceklerdir. Örneğin... "Tam üyelik" hedefine alternatif olarak "imtiyazlı ortaklık" gibi bir ifade...
Fakat... Bu da hayli zayıf olasılık...
.....................
Fransa'nın Türkiye'ye karşı olumsuz tavrı, 25-26 Eylül'e kadar sürecektir.
Çünkü... 23-24 Eylül'de iktidardaki UMP'nin Avrupa Kurultayı var.
Bütün Avrupa sorunları burada tartışılacak. Henüz 100 günlük başbakan olmasına rağmen Dominique de Villepin, daha şimdiden cumhurbaşkanlığı için partinin başkanı ve İçişleri Bakanı Sarkozy'ye karşı adaylık şansını neredeyse eşitledi.
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olmak politikasını, Sarkozy'nin tekelinde bırakmak istemiyor.
23-24 Eylül Avrupa Kurultayı'nda Türkiye'nin üyeliğine karşı söylemler tavan yapacaktır. O güne kadar D. de Villepin "siyasetçi", 24 Eylül'den sonra 3 Ekim'e kadar geçecek süre içinde ise -büyük olasılıkla- gerçeklerin bilincinde "devlet adamı" olacaktır. 3 Ekim için Türkiye'nin önünü tıkamayacaktır.
Zaten Villepin de, Sarkozy de Türkiye'ye karşı tavırlarında kendi ülkelerinde ve Avrupa'da medya desteği bulamadılar.
......................
Bir örnek... Son zamanlarda Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğini destekleyen en akılcı yazılardan biri, 31 Ağustos'ta Le Figaro'da Alexandre Adler imzasıyla yayımlandı. İşte ciddi bir analizden sonra Türkiye'nin AB'ye tam üyelik müzakerelerine başlamamasının kıtada kriz yaratacağı yolundaki satırlar...
"Ağır bir krizin yaşanması ve Avrupa'nın verdiği sözü inkâr etmesi halinde, iki yönlü bir olguyla karşı karşıya kalacağız; bir yandan İslamcı kesimlerde Avrupa'nın reddi... Öte yandan siyasi ve askeri boyutlarda Türkiye'nin ABD ile alternatif bir yakınlaşması...
ABD, Türkiye'yi, Avustralya için geçerli olduğu gibi kendi Gümrük Birliği ALENA'ya dahil edebilir.
Bu durumda, Türkiye, 65 milyon nüfusu, hızlı ekonomik büyümesi ile şirketlerimize kapalı olacaktır.
Diğer Avrupa ulusları, önünde sonunda Türkiye ile tam üyelik görüşmelerinin başlatılması için dayatacaklardır. Fransa, AB'de bir krizi önleyebilmek için bu dayatmayı içine sindirecek ama artık hiçbir getiri sağlayamayacaktır....... Avrupa'nın, birincil müttefiki Türkiye ile ilişkilerini sağlamlaştırmak için zaman henüz geçmiş değildir."
Yani... Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin alternatifi, "imtiyazlı ortaklık" değil, "ABD ile ALENA'da üyelik" gibi yeni bir bakış getiriyor.
......................
Böyle satırların ötesinde, dün açıklanan son AB kamuoyu araştırması da Avrupa halklarının yarısından çoğunun "Türkiye'yi tam üye istediklerini" ortaya koymuş bulunmakta.
Enseyi karartmamak gerek.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|