|
Öğretmenim
Pazartesi günü yeni öğretim yılı başlıyor. Okullar, yeni öğretim yılına ne kadar hazır, ne kadar değil o tartışılır. Öğretmenlerden gelen mesajlar, okulların önemli bir bölümünün henüz öğretime hazır olmadığı yönünde. Kayıtlar henüz bitmedi. Öğretmen atamaları da halen devam ediyor. Ders kitaplarının basımı tamamlandı ama dağıtımında yer yer de olsa sıkıntılar söz konusu. Müfredatla ilgili sıkıntılar da devam ediyor.
Aslında zor bir öğretim yılına giriyoruz. Son 20 yılda olan değişikliklerden çok daha fazlası bu öğretim yılında gerçekleşecek. Eğitim sistemimiz A'dan Z'ye değişiyor. Bu yüzden yeni öğretim yılının başlangıcı da önceki yıllara göre biraz daha sancılı.
Umarız her şey çok daha farklı ve güzel olur.
Pazartesi gününden itibaren, çok önemli bir yazı dizisine başlıyoruz. Eğitimin bel kemiği, geleceğin mimarı, siyasetçiden veliye kadar sistemin şamar oğlanı öğretmenlerimizi konu alan bir yazı dizisine başlıyoruz.
Bu konuda ne onlardan yana olup duygu sömürüsü yapacağız ne de vurun abalıya diyerek bir fiske de biz vuralım anlayışında olacağız. Gerçekler neyse onu ortaya koyacağız.
Öğretmenlerimiz çok zor durumda. Ama öğretmen adaylarımızın ve emekli öğretmenlerimizin içerisinde bulundukları moral çöküntüsü onlarınkinden çok daha vahim. Oysa aday öğretmeni, çalışanı ve emeklisi ile el üstünde tutulması gereken bir camia var karşımızda.
Pazartesi günü okullar açılırken, bu konuda bol bol nutuklar dinleyeceğiz. Öğretmen ve öğrencilerimizi ne kadar çok sevdiğimizi, eğitime ne kadar önem verdiğimizi, en yetkili ağızlardan uzun uzun dinleyeceğiz.
Hemen ardından da eğitim sendikaları ve öğretmenlerimizden, bizim bu laflara artık karnımız tok açıklamaları gelecek...
Öğretmenlik, meslek grupları içerisinde en fazla ihmal ve istismar edileni. Cumhuriyet'in kuruluşunda gerçekten geleceğin mimarı konumundaydılar. Atatürk'ün sofrasında ve protokolün en ön sıralarında yer alıyorlardı. Ama onları pazara düşürdüler, bir takım elbiseyi 10 yıl giymeye zorladılar.
Maaşlarına gıdım gıdım zam yapıldı, tayinleri zorlukla gerçekleşti. Kuş uçmaz, kervan geçmez köylere gönderildiler. Bazen şehit oldular bazen de yanarak öldüler. Ne arayanları oldu ne de soranları. İçlerinde idealizmi, öğrencilerini unutup kaçanlar da vardı. Dimdik ayakta durup sorunlara göğüs gerenler de.
En büyük kusurları sayılarının çok olması. Sanki hızlı nüfus artışının sorumlusu onlarmış gibi, ne zaman ücret konuları gündeme gelse, sayıları o kadar çok ki, yüzde 10'luk bir zam yapsak bile bütçeyi altüst eder gözüyle bakıldı.
Evde iki çocuğunu idare edemeyenler, 100 kişilik sınıflarda, öğretmenler neden başarısız oluyor diye fetvalar verdiler.
Büyük kentler onlar için adeta sürgün yeri haline geldi. Aldıkları maaş ne ev kiralarına yetti ne de ulaşım masraflarına. Yemeyi, içmeyi, eğlenmeyi, her şeyden önemlisi de okumayı unuttular. Çünkü, ucu ucuna denk getirdikleri bütçelerinde ne gazeteye, kitaba ne de sinema ve tiyatroya gidecek paraları kaldı.
Bir ülkede eğer öğretmenler mutsuz ise ne öğrenciler ne de veliler mutlu olur. Yani eğer öğretmen mutsuz ise o ülke de mutsuzdur. Tıpkı şimdi Türkiye'de olduğu gibi.
Özetin özeti: Pazartesi gününden itibaren gönlümüzü, sayfalarımızı, kalemimizi her şeyi ile öğretmenlerimize ayırıyoruz. Bakan Çelik'ten personel genel müdürüne, Talim Terbiye'den sendikalara, sayfalarımız herkese açık olacak. Tabii en çok da öğretmenlerimize...
aguclu@milliyet.com.tr
|
|