|
 |
|
|
Mesele Türkiye değil, 40 yıllık bir kavga
İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw'un, Ankara'nın AB üyeliğini desteklemek amacıyla kaleme aldığı ve International Herald Tribune'de önceki gün yayımlanan makalesi, Avrupa'daki Türkiye karşıtlarına dönük son derece ciddi bir uyarı taşıyor. Benzeri uyarıyı Alman Başbakanı Gerhard Schröder ve Dışişleri Bakanı Joschka Fischer de Alman Hıristiyan Demokrat Partisi'ne yapıyorlar.
Straw Avrupa'ya, "Hatanın bedeli ağır olur" derken, Schröder ve Fischer de Angela Merkel'e, "Daha şimdiden hata yapıyorsun" diyorlar. Bu uyarıları yapanlar böyle bir hatanın Avrupa'nın geleceği ile ilgili olduğunu da ortaya koyuyorlar. Jack Straw'un şu sözleri de bunu açıkça gösteriyor:
Çatışan vizyonlar
"Şu anda iki seçenekle karşı karşıyayız: Ya içe dönük bir Avrupa olacağız, ya da dış dünyaya bakan bir Avrupa. Yani, ya sınırlarını genişletip istikrarlı ve demokratik ülkelerden oluşan daha büyük bir birlik oluşturacağız, ya da sınırlarını komşularına kapatan bir Avrupa."
AB içinde bugün yaşanan sorunun aslında Avrupa'nın geleceği konusunda çatışan vizyonlardan kaynaklandığını bu sözlerin ışığında daha iyi görüyoruz. Bu çatışmanın ise 40 yıllık bir geçmişi var.
Fransa, Londra'nın AB üyeliğini, 1963'te ve 1967'de olmak üzere, iki kez veto etmişti. İngiltere'ye üyelik verilmesinin, 6 sınırdaş ülkeden oluşan, o zamanki adıyla, "Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun sonunu getireceğini" iddia etmişti. İngiltere'nin bir ada ülkesi olarak aslında Batı Avrupa ülkesi olmadığını dahi ileri sürmüştü. Tarih Fransa'nın fena halde yanıldığını gösterdi.
Kural mı, kültür birliği mi?
Kısacası, bugün Türkiye'yi Avrupa sınırları dışında gören Fransa, o sırada İngiltere'ye -hatta İskandinav ülkelerine de- aynı gözle bakmıştı. Paris'in, İspanya'nın üyeliğini nasıl engellemeye çalıştığını da bu günlerde Türkiye'yi ziyaret eden, dönemin İspanyol yetkililerinden öğreniyoruz.
Buradaki temel zıtlığı eski Fransız başbakanlarından Michel Rocard son iki yıl zarfında çeşitli vesilelerle ortaya koydu. Rocard, bir tarafta AB'yi bir "kurallar birliği" olarak görenlerin, diğer yandaysa bunu bir "kültürler birliği" olarak görenlerin olduğunu söylüyor.
Bunlardan ilkinin geçerli olması gerektiğini belirten Rocard, bu tür bir birliğe sınır konamayacağını, demokrasi, barış ve istikrar getiren kuralların yayılabildiğince yayılması gerektiğini, bunun da teşvik edilmesi gerektiğini söylüyor. Yani Straw gibi düşünüyor. Nicholas Sarkozy ve Angela Merkel gibi siyasetçiler ise AB'den söz ederlerken bir "kültürler birliğini" kastediyorlar.
Vazgeçsek de kavga sürecek
Başka bir ifadeyle, Türkiye demokrasisini ve ekonomisini AB standartlarına getirse bile onların gözünde Avrupalı olamaz çünkü farklı bir medeniyete ait. Bunun, AB'nin bir "Hıristiyan kulübü" olduğunu çağrıştırdığını ve gelecek açısından son derece olumsuz bir yaklaşım olduğunu Avrupa basını da artık görmeye başladı.
AB'deki bu temel zıtlık sadece AB'nin genişlemesi konusunda da görülmüyor. Bunu İngiltere ve Fransa arasındaki diğer kavgalardan biliyoruz. Türkiye tartışması ise bugün AB içinde gelişen "paradigmatik görüş ayrılıklarının" sadece bir göstergesi. Yoksa AB'deki temel kavganın nedenleri çok farklı.
Türkiye bugün AB'den vazgeçecek olsa bile bu kavga sürecektir. AB'ye kızarken bu gerçeği de göz ardı etmememiz lazım. Sonuçta karşımızda "blok" olarak duran bir AB yok. Bir Kıbrıs deklarasyonu çıkaramamış olmalarından bile bunu görüyoruz.
semihi@cnnturk.com.tr
|
|
|

|