|
 |
|
|
Bataklık ve gelincik tarlası
Sarıkız'ın Anıları
Yazara e-mail
Felaket sonrası sadece New Orleans'da mı yağma yapıldı ya da ırza geçildi sanıyorsunuz? Hayır, aynı şeyleri -çok su yüzüne çıkmadı ama- yakın tarihte İzmit depremi sonrası da yaşadık. Dünyanın her yerinde, her çeşit toplu yıkım nihayetinde nedense bu iki vukuat mutlaka oluyor. Biri yağmalama diğeri -çoğunlukla- kadına tecavüz. Uzmanlarca açıklanacak psiko-sosyolojik nedenleri mutlaka vardır ama beni şaşırtan; hadi birini, sokaklarda aç yaşayan bir takım sefil insanın "karınlarını doyurmak" adına yaptığını farz edelim de, ya tecavüzcüler? Yani erkekler? Etrafta yüzlerce ceset su üstünde yüzerken bu cinsel açlık neyin nesi? Bunu anlamak gerçekten zor. Bir de, kabaca bir tarifle "Karnı doyunca aklına şeyinin gelmesi" sadece Türk erkeğine özgü bir durum değilmiş, böylece bunu da anlamış olduk.
17 Ağustos sonrası İzmit'e dönersekÖ Birkaç yıl önce Antalya'da bir kuaför kız tanımıştım. Doktor ablası ile depremden kaçıp güneye yerleşmişlerdi. Sebep; sarsıntının hemen ardından kamyonlara doluşup gelen "Doğu illerine mensup" bir grup magandanın tacizlerine şahit olmuşlar da ondan! En korkuncu, doktor abla yaralı haldeyken tecavüze uğramış! Daha sonra mesleğini bırakmış, kuaförün üst katındaki iki göz evine kapanmıştı ve o günlerde hala müşahede altındaydı. Yani kafayı yemişti. Nasıl yemezsiniz? Yıkık duvarlar altında kurtarılmayı beklerken çevrenize dağılmış eşyanızı yağmalamaya gelen birkaç hayvan bu arada bir de sizin ırzınıza geçiyor! Anlaşılan yeryüzünde felaketler de değişmiyor sonuçları da. Kuaför kız ayrıca eklemişti, "Bu arada yine doğu illerinden gelen bir başka kamyon da mobil bir mutfak getirmiş ve günlerce hepimizin karnını doyurmuştu. Onlara hâlâ dua ederim."
Ev sahibiniz vergiyi ödesin
Yukarıdaki felaketler kadar olmasa da halkın çoğunluğunu ilgilendiren bir mesele de uzun vadeli banka kredili ev alma avantajının ülkemizde kabusa dönüşmesi. Kiralar iki misline çıktı! Benim de kiracı vatandaşa kolay uygulanabilir bir önerim var. Hiç itiraz etmeden ev sahibinizin istediği parayı verin. Ama akabinde bağlı bulunduğu vergi dairesine koşup kira bedelinizi bildirin. Ev sahibiniz her ay paşa paşa aldığı paraların vergisini de ödesin bakalım. Ayrıca bir kartona, ödediğiniz aylık kira tutarını koca rakamlarla yazıp dış kapınıza asın. Sürekli dursun orada. Hatta bunu kanunlaştıralım. Vergi memurlarının yeni görevi de, evleri tek tek dolaşıp bu bilgileri cep bilgisayarlarına yüklemek olsun. Sonra ana merkezde toplansın ve kimin ne vergi verdiği çıksın ortaya. Efendim?
Beddua ediyorum
"Hodri felaket" haberlerimiz devam etmekte... Fatih Camii çıkışı düzenlenen, Atatürk'e küfür mitingi unutuldu bile. Ama ben, kürsüde hırsla çemkiren o adamın resmini duvarıma astım her önünden geçişte beddua ediyorum. Polis neden müdahale etmemiş? Bu kadar öğrenciyi -özellikle sol tandanslı- veya seslerini duyurmaya çalışan cumartesi annelerini, maaşlarına itiraz mahiyetinde toplanan memurları ve birçok masum insanı coplayan polis neden durup seyretmiş bu Hizb bilmem ne örgütünü, soruyorum? Eskisi gibi olaya müdahale hakları yok artık diyeceksiniz. Benim de sorum zaten polisin üst kademelerine.
Bir tek Rafet duygulanmadı
Geçen hafta gazete manşetlerine çıkan bir başka gönül yarası daha var ki, çocukluğumda kendim de yaşadığım için çok önemsedim. Rafet El bilmem ne, iki kızını annelerinden ayırıp Almanya'ya götürdü. Havaalanındaki anne-evlatlar vedalaşması sanırım bir tek Rafet beyi duygulandırmadı. Öyle ki karısı ve çocukları sarmaş dolaş gözyaşları içindeyken o bir metre ileride genç kızların kollarına imzalar atıyordu. Bu, Tuğba'nın kişilik haklarına tecavüzden başka bir şey değil. O öküz kızlara da şaşmadım desem yeridir. Az ötelerinde bir hemcinsleri kahroluyor onlar babaları yaşında bir sanatçıdan, iki yıkamada silinecek imzasını istiyorlar. Bu yeni yetme kızları yanlış yetiştiriyoruz galiba. Duygusuz ve sadece haha-hihi...
Sıcak bir yürekle Sezen...
Yazının başından beri adı geçen bazı şahıslara -onlar kendilerini bilirler- Avrupa Yakası dizisinin Volkan'ı gibi seslenmek istiyorum; Allah belanı versin e mi Sertaç! Sonra dönüp -her ne kadar sinirimi alamasam da- müthiş sıcak bir yürekle SEZEN diyorum. Türkiye'nin dört bir yanında açan Kardelen konserlerindeki yüreğini kutluyorum, destekliyorum, öpüyorum. Ve siz okurlarıma bir de tavsiyede bulunuyorum; Doğum günü, bayramlar, yeni yıl...Alacağınız hediye ne olursa olsun paketin içine mutlaka bir "Kardelen" kaseti koyun. Oradan toplanan paralarla ne büyük bir iyilik yaptığınızı çok sonra anlayacaksınız.
Bu arada benzer bir kampanya da Milliyet'in başarı ile yürüttüğü Baba Beni Okula Gönder kampanyası biliyorsunuz. Tek eksiği Sezen gibi mesleğinde hit olmuş, insan gibi yaşayan ve tercihen anne olmuş bir sanatçımızın bu kampanyanın lokomotifi olmaması. Okumak için yardım bekleyen kızlarımızı da kırmızı bir gelincik temsil etsin isterim. O sadece dört nazenin yaprakla bu kadar güzel olmayı başarabilen dünyalar güzeli çiçek.
|
|
|

|