|
 |
|
|
Avcılıkta atıcılığa müdahale yoktur
yural@milliyet.com.tr
Gençlik yıllarımda iş arkadaşlarımla, sanırım Balat'ta gittiğim bir Avcılar Kıraathanesi vardı. Yani semt avcılarının toplandığı bir kahvehane. Bir arkadaşımız, benim yazar da olduğumu bildiği için, "Haydi gidelim, bak burayı çok seveceksin. Sana buradan çok malzeme çıkar," demişti. O sıralar avcılar ve atıcılar üzerine bir tiyatro oyunu yazıyordum (bir kabare oyunu olarak).
Avcı ve avcılık üzerine anlatılan fıkraları oldum olası çok severim. İçinde her zaman biraz palavra, eski deyimle atmasyon saklıdır. Bu yalnız Türk avcıları için değil, dünyanın her yanındaki avcılar için geçerlidir.
* * *
Alphonse Daudet'nin "Tarascon'lu Tartarin" adlı ünlü bir eseri vardır. Tartarin, Tarascon'ludur ve bir avcıdır. Üstelik de Afrika'ya aslan avlamaya giden palavracı, soylu bir avcı. Sonunda aradığı aslanı bulup vuramaz ve Fransa'ya dönerken, rezil olmamak için kör bir aslanla dolaşan bir dilenciden aslanını satın alır; kör ve dişleri olmayan bu aslanı bir çöle götürüp vurur. Sonra da aslanın kafasını alıp malikânesine döner. Oldukça gülmece yüklü bir öyküdür bu. Bu öyküyü o kadar sevmişizdir ki, seksenli yıllarda yayımladığımız Milliyet Çocuk Dergisi'nde dünya klasiklerinden örnekler sunarken, İspanyol yayınevinin hazırlamış olduğu bu "Tarascon'lu Tartarin" çizgi romanını da yayımlamıştık.
* * *
Avcıyı da, avcılığı da sevmem. Belki bu yüzden, et de yemeyen, vejetaryen sayılan biriyim. Benim gibi böbreği, kalbi, gören gözleri, duyan kulakları, yiyecekleri ayıran tat duyuları, dokunma duyuları ve hatta sevginizi anlayan, duyumsayan, içsellikleri olan bir canlıyı öldürmenin, yemenin mantığını kafamda bir türlü çözememişimdir. Ama doktorlar, çocukların büyüme çağında et yemelerinin gerekli olduğunu söylüyorlar. Bunları ben bilemem, ama aklım benim yememe engel oluyor. Sanırım bedenim de istemiyor.
Sadık Hidayet İranlı dünyaca ünlü bir yazar. Onun ülkemizde de yayımlanan "Vejetaryenliğin Yararları" adlı bir kitabı var. Bu kitabı okuduğunuzda ona hak vermemeniz, onun gibi düşünmemeniz içten bile değil. Özellikle baklagilleri yemek için yaratılmış bir ağız ve mide yapısının yiyemediği bir şeyi pişirerek, hatta yakarak yemeye çalışması onun sanki et için değil de ot için yaratıldığının bir göstergesi gibi gözüküyor. Tabii bu bir bakış açısı, ama yaşamın ve doğanın kendi içindeki bir de çerçevelenmiş kuralları var. Bu konuda kimseyi etkilemek ya da biçimlendirmek, özellikle çocuklarımı, aklımdan bile geçmez. Dedim ya, bu benim dünya görüşüm.
* * *
Hiç kimse doğanın dengesini düzenlemek, çoğalan hayvan nüfusunun sayısal dengelerini ayarlamak adına avcılığı bir doğa düzenleyiciliği gibi sunamaz. Yeryüzündeki hiçbir insan, dünya üzerindeki başka canlılardan daha farklı bir yere ve hakka sahip değildir. Bu dünya onların da dünyasıdır. Bizim yaşama hâkim olmamız, onların bu dünyada daha az söze sahip olduğu hakkını bize kazandırmaz. Kasaplığın bile avcılığın yanında haklı nedenleri vardır, diye düşünüyorum. Avcıların yufka yürekli, sevecen ve konuşkan insanlar olmalarına karşın, bu işi nasıl yaptıklarına bir türlü akıl erdiremem.
* * *
Bu fıkra, Çanakkale Yenice Lisesi öğretmeni İbrahim Taşkent'ten alınmış.
Ayı Bu
Bir avcı, evine gelen misafirlerine yerdeki koca postu gösterir:
"Bu ayıyı Afrika'da vurmuştum," diye konuşur.
Misafirlerden biri dayanamaz: "Nasıl olur? Afrika'da ayı bulunumaz ki!.." diyecek olur.
Avcı gülümseyerek bakar: "Ayı bu, oranın Afrika olduğunu nereden bilecekti?"
|
|
|

|