|
 |
|
|
Çalımbay'a çalım atmak
Futbol kariyerinin her aşamasını Real Madrid'de yaşamış olan Vincente Del Bosque sanırım kucak dolusu Euro'nun cazibesine kapılarak ilk kez "başka bir kulüp" ve " başka bir ülke " kararı verip geçen yıl Beşiktaş'a geldi. Ama maya tutmadı. Ustalığına her zaman inandığım, kariyerine saygı duyduğum İspanyol hocanın her türlü sorunda çözümü kendi kararları ve yaklaşımlarıyla arama kültürü Madrilleno başarısızlığının temel nedenidir. Türk yardımcı istemediği gibi, kimseye de kulak vermedi. Uyarıların hemen hiçbirini benimsemedi. Beşiktaş yönetimi de sabırlı davranamadı. Hocayı kontrol edemediler, gecikerek yollarını ayırdılar.
Rıza Çalımbay'ın iş başına gelmesi, Real'deki Del Bosque modelinin bire bir Beşiktaş'a uyarlanmasıdır. Şu farkla ki Çalımbay, kendi yuvasının dışındaki kulüplerde görev alarak başarılı olmuş, Demirören ve arkadaşlarının belirlediği teknik direktörler listesine girip "tercihli aday" statüsü kazanmıştır.
Rıza hocayı geldiği günden beri dikkatle izliyorum. Kendi adıma medya ile ilişkilerindeki samimi ve diyaloga açık tavrıyla ona teşekkür borçluyum. Çalışkanlığı, cesareti ve otoritesini elbette taktir ediyorum. Ne var ki o da kendi ezberinin tek doğru olduğuna inanan bir başka "Madrilleno"! Tıpkı Del Bosque ve yardımcıları gibi, Rıza hoca ve yardımcıları da kendi bildikleri doğrulardan şaşmıyorlar.
O doğruların ne kadar isabetli ve yararlı olduğu tartışma konusu.
Örneğin, Rıza Hoca ile yönetimin transfer listesi ve uygulamalarında farklı düşündüklerini artık hepimiz biliyoruz. Beşiktaş'ın bu yılki kadrosu, yönetimin özellikle yabancılar konusunda inisiyatifi ele almasıyla belirlenmiştir. Demirören ve arkadaşları bunun dışında hocayı ve yardımcılarını özgür bırakmışlar, işine karışmamaya özen göstermişlerdir.
Rıza Çalımbay, yapısı gereği savunmacı ve kontrola dayalı taktik tercihleri olan bir teknik direktör. Çalıştığı tüm kulüplerde olduğu gibi sarkık liberolu sisteme inanıyor... Üçlü de oynasa, dörtlü de oynasa, artık çağdışı olmuş liberolu sistemde ısrarlı. Bu ezberini değiştirmeye razı görünmüyor.
Beşiktaş'ta Del Bosque'nin epey zaman ve puan kaybettiği dörtlü savunmaya dönüş operasyonu tam da tamamlanmışken, Çalımbay'ın gelir gelmez sistemi tersyüz etmesi, bugün anlaşılıyor ki hiç de yararlı olmadı... Tam aksine Beşiktaş, ligin en hızlı gol yiyen, rakibine en çok pozisyon veren takımlarından biri oldu.
Çalımbay'ın tercihi, Beşiktaş'ta kanatların da etkisizliğine ve verimsizliğine yol açtı. Ali Güneş, İbrahim Üzülmez ya da Adem Dursun, kanatları tek başına kontrol edebilecek, defans ofans dengesini bozmadan görev yapacak oyuncular değiller. O nedenle Beşiktaş'ın acilen dörtlü savunmaya dönmesi gerekiyor. Kenarlarda klasik bekleri kullanarak, göbekte tandem oluşturarak sistemi yeniden kurması kaçınılmaz görünüyor.
Çalımbay'ın elinde sistemi yenileyecek oyuncular var. Takımdan dışladığı Emre dahil, dilediği gibi savunma dörtlüleri oluşturabilir.
Elbette iş sadece savunma örgütlenmesiyle bitmiyor.... Orta alanda da, forvette de bugünkü verimsiz oyun konseptini değiştirmesi gereği kaçınılmaz biçimde kendini dayatıyor.
Beş haftada 7 puanlık kayıp, tıpkı Del Bosque deneyinde olduğu gibi Çalımbay'ı da topun ağzına getiriyor. Üstelik bu defa "kontrol" tam anlamıyla yönetimin elinde!
Rıza hoca duruşunu ve hamlelerini acilen değiştirmeli... Aksi halde bu öykü kötü bitecek... Çalımbay çalımı yiyecek. Ona da Beşiktaş'a da yazık olacak!
Ekran bombaları
Pazar gecesi TV futbol programlarını izledim. Yorumcu dostlar, canlı yayında zaman zaman kantarın topuzunu kaçırdılar...
Örneğin Sivassporlu Hakkı'nın cezaalanında topu elle tutup penaltıya neden olmasını Ömer Çavuşoğlu "geri zekalılık" olarak nitelendirdi, sonra amacını aşan sözleri için özür diledi. Serhat Ulueren'in aynı olayla ilgili eleştirisi de "Hakkı, yaptım bir eşeklik, deyip itiraz etmemeliydi" biçiminde seslendirildi... Ahmet Çakar dostumun Rıza Çalımbay ile ilgili eleştirilerinde kullandığı terminoloji mesleğiyle yakından ilintili... İki üç hafta önce " genetik olarak " antrenörlüğe yeterli olmadığını ileri sürmüştü, Pazar günü de IQ'sunu gündeme getirdi.
Bu "bomba gibi" sözler, fitili tutuşturulmuş dinamit etkisi yaratabilecek sözcükler, bence çok tehlikeli. Hepsinin ötesinde eleştirinin doğru algılanmasında sorunlar yaratıyor ve konuyu futboldan mahkeme kapılarına doğru yönlendiriyor.
Sivassporlu futbolcu Hakkı ve Beşiktaş Teknik Direktörü Rıza Çalımbay için kullanılan sözcükler asla kabul edilemez.
Eleştiri hakkı, kişilik haklarının önüne geçemez!
Dick Joll ve Gökdeniz
Hollanda'nın FİFA kokartlı hakemi Dick Joll, yıllar önce yasağa rağmen futbolda müşterek bahis oyunu oynayınca federasyon tarafından cezalandırıldı. Hakemlikten men edildi. Cezasının tamamlanmasından sonra yeniden kariyerine döndü... 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda görev aldı, yanlış hatırlamıyorsam Türkiye'nin de bir maçını yönetti.
Gökdeniz Karadeniz, bahis oyununa akıl almayacak paralar yatırıp şike organizasyonuna katıldığını itiraf etti. Şimdi tedbirli olarak cezanın kapısında. Futbolun dışında.
Gökdeniz, bu ülkenin "kazan da nasıl kazanırsan kazan" kültürün kurbanıdır. Emeksiz kazanç masallarının tutsağıdır. Gökdeniz Karadeniz, bu ülkenin futbol değerlerinden biridir ve henüz 25 yaşındadır.
Şeriatın kestiği parmak acımaz. İtirafından sonra alacağı cezayı çekmeli ama bu toplum tarafından asla dışlanmamalıdır. Pişmanlığından, nedametinden ve cezayı çekmesinden sonra onu yeniden kucaklamalı ve kendi kültürümüzün ayıplarını da unutmadan onu bağrımıza basmalıyız.
Alpay & Toraman
Danimarka ve Ukrayna maçlarının bende bıraktığı en olumlu izlenim, Alpay Özalan ile İbrahim Toraman'ın Milli Takım savunmasının göbeğindeki uyumlu oyunları oldu... Gerçi Danimarka'nın Larsen ile attığı beraberlik golüne Alpay'ın da sonradan itiraf ettiği bireysel hatası neden oldu ama, sistematik anlamda bu ikilinin tuttuğunu söyleyebilirim.
Futbol kariyeri karmaşık olaylarla dolu olan Alpay'ın hayattan çıkardığı derslerle bugün geldiği olumlu nokta aklıma yeni düşünceler getirdi... Örneğin, ulusal savunma partnerlerinin Beşiktaş'ta da buluşup sağlam bir savunma oluşturabileceği gibi...
Alpay, Köln'le anlaşma imzaladı... En azından Ocak ayına kadar bu transfer hayal...
Ama düşünmeye değer!
Suç ve ceza
Spor hukukumuzda suç ve ceza yeniden tartışma gündemine geldi... Öncelikle Futbol Disiplin Talimatı'nın 31. maddesinde, saha içi olaylarla ilgili yaptırımlar sıralanırken, saha kapatma, seyircisiz oynatma, müsabakadan men ve para cezası kavramlarının iç içe yazılması, Beşiktaş'la ilgili PFDK kararının bir kez daha tartışılmasına neden oldu... Bu karar, suçlunun insafsızca cezalandırılmasına neden olabileceği gibi, hak ettiği cezadan sadece para ödeyerek kurtulmasına da olanak sağlıyor. Açıkçası hukuku ve adaleti "keyfi"leştiriyor, "siyassal"laştırıyor. PFDK gibi saygı duyulması gereken bir kurumu çözüyor, dağıtıyor, itibar erozyonuna uğratıyor.
Beşiktaş dosyası kapandıktan sonra bu madde değişmezse tartışmalar da bitmez... Hukukçu başkan Levent Bıçakcı, tüm talimat ve yönetmelikleri bilimsel bir ekiple yeniden hukuk tartısına çıkarmalı ve bu kaosu bitirmelidir.
Hem de acilen...Futbol bitmeden !
agokce@milliyet.com.tr
|
|
|

|