|
Nar ağaçları, Şirince, İzmirli dostlar...
Minicik bol yeşil yapraklı nar ağaçları ve sık yeşil yapraklar ortamının dallarında -elmalara inat- kırmızının kendi özel ahengiyle neşeli narlar...
Yusyuvarlak olmaya boş vermişcesine, yine de yuvarlakımsı top top kırmızı narlar...
Nar ağaçları...
Biraz daha yakınımızdaki iki nar ağacında, ecinli bir sevimliliğin ipincecik beyaz çerçeveli kıpkırmızı nar taneleri, cümbür cemaat kalın kabuklarını çatır çatır çatlatmışlar...
Çatlamış kabukları içinden şıldır şıldır bize bakan kıpkırmızı nar taneleri...
***
Bağları ve şaraplarıyla ünlü eski bir Rum köyü olan Şirince'de, bahçeli Zeus lokantası...
Lokantanın gencecik iki ortağı, yeniden canlanmaya başlamış olan şarapçılığın, dış dünya kavlarıyla yolcu gemilerindeki servislerden süzülüp gelmiş bir çift tanıtım uzmanı...
İzmir'den ayrılıp da Selçuk'a geldiğimizde, virajlı bir tepeye doğru yönelip Şirince'ye uğramadan edememiştik...
Ve Zeus lokantasının, tüm yöreye tepeden bakan yüksekçe bahçesinde nar ağaçlarının altındaki bir masaya çökmüştük...
***
Masada, Şirince'ye kadar bizimle gelen ve bir ömürlük kalemle kâğıt ve "yazı" serüvenine, İzmir Karşıyaka'da inşa ettirdiği, Anadolu Meslek Lisesi'ne koyduğu adla, pek de rastlanmadık bir armağan lütfeden Cengiz Sani; Şirince'den sonra bizi Köyceğiz'e götürecek olan Süleymen Bey; Solman Kamuran ve lokantanın sahibi dostlar vardı...
Bendenizle Solmaz'ın kadehlerinde de Şirince'den özel şaraplar...
***
Sohbetin, yerel buzlanmışlıklar ötesine açılan pencerelerinde, kuşaklar öncesi ve sonrası, hemen hepimizde ve ailelerimizde kılcal damarlar gibi birer Balkan göçmenliği bulunduğu çıkıyordu ortaya...
Kimimiz İslimye'den kopup gelmiştik, kimimiz Gümülcine'den, kimimiz Makedonya'dan, kimimiz Girit'ten, kimimizin eşi Selanik'ten...
Bayrakları değişik bir avuç politikacının, zıtlaşan ihtiraslarıyla cehenneme çevirdikleri bir tarih içinde, yaşamları oraya buraya savrulan leblebilere dönmüş insancıklar...
Öfkeler, kan dökmeler, diş bilemeler...
Nereye varmak için?
Saçma sapanlığın esfeline...
***
Eski Ege mitolojisinin sönmüş meşaleleri de, yeniden ışıklanıyor aynı kıyılarla aynı tepelerde...
Şirince'de bir Artemis Şarap İmalathanesi...
Artemis; bakire kalması karşılığında, babası tanrılar tanrısı Zeus'un kendisine, bir yay ve oklarla dolu bir okluk vererek, kendisini ormanlarla avcılığın tanrıçası yaptığı kutsal ve değişik kadın...
Artemis'in, yüzlerce ressama, heykelciye, ozana; birbirinden değişik şahyapıtları ölümsüzleştirmek için taptaze oksijenler sunan efsaneleri...
Artemis'in çevresindeki ona bağlı; bağ, bahçe, çiçek, meyve tanrıçaları...
Ve o efsaneler dünyasından uzanmış kahkahalı avuçlar, kabuklarını çatlatmış kıpkırmızı nar taneleri...
***
İzmir Belediye Başkan Vekili Aziz Kocaoğlu'nun, İzmir Fuarı'ndaki yazı çiziyle de ilgili çeşitlemeler arasında, şöyle bir sohbet görüntüsü için, yakınım Şafak Barış aracılığıyla, nazik bir daveti olmuştu...
Aylar ötesi davetlere, genellikle "peki, peki" dedikten sonra; davet tarihi yaklaştığında, hafiften kaygılanmaya başlıyorum...
Kaygılanmaya başlıyorum, çünkü genellikle "yazar, gazeteci, siyasetçi" birbirine karıştırıldığından ve beylik klişelerle kalıplar dışındaki "non-konformist" ters raket vuruşları, beklenmedik tepkilerle buzlanmış beyinlerden filizlenen angutlaşmaları dikenleştirdiğinden; ortak bir kaleidoskop paylaşımının tadını kaçıracak birilerinin çıkması, olasılık dışı değil...
***
Ama madem bir kez söz vermişiz...
Pazar sabahı 11 uçağıyla kalktık gittik İzmir'e...
Bu tür davetlerde genellikle protokoler bir kibarlıkla, üst düzey bir ikramlar zinciri başlar...
O nedenle yapaylık ve içtenlik arasında, çarmıha gerilme sakıncası da vardır.
Ve Oscar Wilde'ın da fiskelediği gibi, adileşmeyen bir içtenliğin çeşmeleri de, hem kolay bulunmaz, hem kolay açılmaz.
***
Tanrı'nın şirini genç bir dost Volkan karşıladı bizi...
Bir süre sonra da Karşıyaka'daki Anadolu Meslek Lisesi'ni görmeye gittik.
Lisedeki eğitimci dostlar çok sıcaktılar.
Derken, yıllardır gıyabi dostluğumuzu en sonunda vicahiye çevirdiğimiz, "yazı" tütsüsünün büyüsüne uğramış, değişik türde bir kalenderlik simgesi olan 43 yaşındaki Cengiz Sani de geldi...
Ne bileyim ben, fotoğraflar filan... Gözlerimde görünmeyen buğular var gibiydi...
***
Akşam Belediye Başkanı Aziz Bey'le tanışma... İzmirli dostlar, uzay boyutunda bir radar algılamasının damıtılmış alkışlarını ikram ettiler. Liseyi bitirdikten sonra 60yıldır hiç karşılaşmadığımız, sınıfta yan sıra arkadaşım Asım Koman'la sarmaş dolaş olduk...
***
Gece yemekte Aziz Kocaoğlu, bizim Bülent Zarif'le eşi ve Cengiz'le kendimize özgü bir şölen içindeydik.
Aziz Bey'in geniş ufuklu, kökten sürme, cilasız zarafetinin beyinsel terasları; uçağa binerkenki ufak tefek kaygılarımı, bir imbat yelpazesiyle dağıtıp götürmüştü...
Kocaoğlu'nun misyonu, işlevi, titri sınırları içine hiç girmedik. Ülke ve İzmir sorunlarının çıpalarından kopup gitmiş teknelerimiz, kendi ortak rotalarının okyanuslarındaydı...
***
Pazartesi yola çıktık İzmir'den... Şirince'de, nar ağaçları altında Artemis parfümlü bir mola... Sonra da ver elini Köyceğiz...
***
İzmir'e, İzmirli dostlara ve Aziz Bey'e teşekkürlerimi sunarım...
c.altan@prizma.net.tr
|
|