Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 14 Eylül 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Suikast


Daha yarım saat önce iki kurşun sıkmış bir suikastçıyla 15 dakika karşı karşıyaydım. Yaralıydı. Hastane odasındaki yatakta sırtüstü yatıyor ve soruları cevaplıyordu.
Odadaki tek gazeteciydim.
Akıl dengesi bozuk biri miydi? Yoksa... Numara mı yapıyordu?
Bireysel bir terörist miydi... Terör örgütünün militan katili miydi?
Bütün bunlar daha ilk dakikalardan başlayarak nasıl sorgulanır?.. Birebir tanığı oldum.
1988 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal'a ANAP Olağan Kongresi'nde tabancayla iki el ateş eden ve yaralı yakalanan Kartal Demirağ'dan söz ediyorum.
Hadisenin üzerinden birkaç dakika geçmişti.
Çıkış kapısında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli; "Sayın Cıvaoğlu, suikastçıyı yakaladık. Hastaneye götürülüyor. İsterseniz arabama gelin, beraber gidelim" demişti.
Gazetecilik yaşamımın "şans" demeye dilim varmıyor ama "ilginç" bir fırsatıydı.
Ankara Numune Hastanesi'ne vardığımızda Bakan'ı kapıda karşılayanlar "Daha konuşturamadık" demişlerdi.
....................
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, ekmek içine saklanmış tabancayla suikast girişimi bağlamında, tanıklık ettiğim bu olaydan izlenimleri yansıtmakta fayda var.
Kartal Demirağ için de "akıl dengesi zayıf" ve "sadece bireysel terör" gibi iddialarda bulunulmuştu.
Sonra hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı.
Yakınlarından dinlediğime göre Turgut Özal, yıllarca araştırmış ve olayın arkasındaki güçleri saptamıştı.
Ancak... "Türkiye'ye zararlı olur" gerekçesiyle açıklamayacağını söylemişti.
Gerçekten bu sırrı mezara götürdü.
Bir şeyler bildiklerini sandığım eşi ve kardeşi de sırrı paylaşmadılar.
Erdoğan'a ekmek içinde silahla suikast hazırlığı, tıpkı iddia edildiği gibi "bireysel bir kalkışım" da olabilir. Kurusıkı tabancanın değişiklik yapılarak gerçek silaha dönüştürülmesi, özel imalat mermiler bu kuşkunun kanıtlarıdır belki...
Ama... Böyle bir suikastı planlayanlar, olayın arkasındakilerin araştırılmaması için "akıl dengesi bozuk" ve "gerçek bir silah bile alacak olanaktan yoksun" havasını veren "tetikçi" seçmiş olamazlar mı?
Türkiye öyle hassas bir dönemden geçiyor ki, her olasılığı dikkate almak gerekir.
Bu özenin üzerine "paranoya" etiketi yapıştırılamaz.
3 Ekim öncesinde Başbakan'ın vurulması Türkiye'deki bütün istikrar parametrelerini temellerinden sarsabilirdi.
Sadece AB ile ilişkiler değil, Türkiye'ye girmiş bulunan 42 milyar dolar sıcak paranın çekilmesiyle bir ekonomik deprem, erken seçim fırtınası aynı anda bastırırdı.
Etnisite patlamaları ülkeyi sarabilirdi.
Bütün bunlar için "ağzımdan yel alsın" diyorum ama hadise küçümsenecek gibi değildir.
Bundan sonraki güvenlik önlemleri de çok ciddi olmalıdır.
Kaygılar ve olasılıklar Başbakan'ı ve AKP'yi aşacak "mega" boyutlardadır.
.....................
Bir "suikastçının anatomisi" bağlamında ilk sorgulamanın nasıl önceden saptanmış "yalan ifadeler" ile örüldüğü kanıtını yansıtayım...
Bakan Kalemli ile onun yattığı hastane odasına girdiğimizde "Güneydoğulu olduğunu, oradan geldiğini" söylüyordu.
Zaman zaman sayıklarcasına "ateş etmediğini" iddia ediyordu.
Yatağının etrafındakilere, kolunu-bacağını tutanlara "Canımı acıtıyorsunuz" diye çıkışıyordu.
İfade almak isteyenlere, "Bana öyle sert sert bakmayın... Öldürecek misiniz?" gibi laflar ediyordu.
"Hafıza kaybı, akli dengesizlik kuşkusu" veriyordu.
Sonra... "Ateş eden ben değilim diyorsun ama neden ilk yakaladığımızda 'Özal öldü mü?' diye sordun?" sorusundan sonra dili biraz çözüldü.
Başka isimden vazgeçti, "Adının Kartal Demirağ olduğunu, Afyon'dan geldiğini, suikastı tek başına planladığını ve gerçekleştirdiğini" söyledi.
Daha sonra yayımlanan ve kongreye birlikte geldiği gençle fotoğrafları, anlattıklarının hiç de doğru olmadığını ortaya koymuştu.
Kartal Demirağ, ilişkilerini söylemeye kalksaydı, onu hayatta bırakırlar mıydı?
Başbakan Erdoğan'a geçmiş olsun diyorum.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Ben sola oy vereceğim!
ALMANYA'DA yaşayan Müslüman Türkler, eskiden ...
Çetin ALTAN
Nar ağaçları, Şirince, İzmirli dostlar...
Minicik bol yeşil yapraklı nar ağaçları ve sı...
Melih AŞIK
Yetersizlik nerede?
Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere t...
Fikret BİLA
Çiçek'in Roj TV girişimi
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Avrupa Birliği Ada...
Hasan CEMAL
Tank sesiyle uyanmak (2)
12 Eylül 'istikrar' adına yola çıktı. Hem siy...
Güneri CIVAOĞLU
Suikast
Daha yarım saat önce iki kurşun sıkmış bir su...
Hurşit GÜNEŞ
Tüpraş'a 8 milyar dolar çok mu?
Önceki akşam kıran kırana geçen ihalede Shell...
Nail GÜRELİ
Hilafete sağduyu
Doğru çağrılar yanlış adreslere yapıldıkça so...
Sami KOHEN
Bölgesel rol fırsatı
İsrail'in Gazze Şeridi'nden yerleşimcilerin a...
Hasan PULUR
"Bu kadar kitabı olan adamı burada tutmazlar!"
"İZMİR Karşıyaka'dan Dünya'ya..."
Meral TAMER
Hasan Subaşı: Şirketlerin istikbali satın alınır
TÜPRAŞ'ın yabancılara değil de Koç Topluluğu'...
Güngör URAS
'Gitanes' Fransa'da battı, İzmir'den çıkıyor
'Gitanes' Fransa'da batıyor ama, İzmir'den çı...
M. Ali BİRAND
AB, Rumları mı Türkiye'yi mi satacak?
Sizlere sık sık Brüksel'deki havayı yansıtmay...

© 2005 Milliyet