|
 |
|
|
Suikast
Daha yarım saat önce iki kurşun sıkmış bir suikastçıyla 15 dakika karşı karşıyaydım. Yaralıydı. Hastane odasındaki yatakta sırtüstü yatıyor ve soruları cevaplıyordu.
Odadaki tek gazeteciydim.
Akıl dengesi bozuk biri miydi? Yoksa... Numara mı yapıyordu?
Bireysel bir terörist miydi... Terör örgütünün militan katili miydi?
Bütün bunlar daha ilk dakikalardan başlayarak nasıl sorgulanır?.. Birebir tanığı oldum.
1988 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal'a ANAP Olağan Kongresi'nde tabancayla iki el ateş eden ve yaralı yakalanan Kartal Demirağ'dan söz ediyorum.
Hadisenin üzerinden birkaç dakika geçmişti.
Çıkış kapısında dönemin İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli; "Sayın Cıvaoğlu, suikastçıyı yakaladık. Hastaneye götürülüyor. İsterseniz arabama gelin, beraber gidelim" demişti.
Gazetecilik yaşamımın "şans" demeye dilim varmıyor ama "ilginç" bir fırsatıydı.
Ankara Numune Hastanesi'ne vardığımızda Bakan'ı kapıda karşılayanlar "Daha konuşturamadık" demişlerdi.
....................
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, ekmek içine saklanmış tabancayla suikast girişimi bağlamında, tanıklık ettiğim bu olaydan izlenimleri yansıtmakta fayda var.
Kartal Demirağ için de "akıl dengesi zayıf" ve "sadece bireysel terör" gibi iddialarda bulunulmuştu.
Sonra hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı.
Yakınlarından dinlediğime göre Turgut Özal, yıllarca araştırmış ve olayın arkasındaki güçleri saptamıştı.
Ancak... "Türkiye'ye zararlı olur" gerekçesiyle açıklamayacağını söylemişti.
Gerçekten bu sırrı mezara götürdü.
Bir şeyler bildiklerini sandığım eşi ve kardeşi de sırrı paylaşmadılar.
Erdoğan'a ekmek içinde silahla suikast hazırlığı, tıpkı iddia edildiği gibi "bireysel bir kalkışım" da olabilir. Kurusıkı tabancanın değişiklik yapılarak gerçek silaha dönüştürülmesi, özel imalat mermiler bu kuşkunun kanıtlarıdır belki...
Ama... Böyle bir suikastı planlayanlar, olayın arkasındakilerin araştırılmaması için "akıl dengesi bozuk" ve "gerçek bir silah bile alacak olanaktan yoksun" havasını veren "tetikçi" seçmiş olamazlar mı?
Türkiye öyle hassas bir dönemden geçiyor ki, her olasılığı dikkate almak gerekir.
Bu özenin üzerine "paranoya" etiketi yapıştırılamaz.
3 Ekim öncesinde Başbakan'ın vurulması Türkiye'deki bütün istikrar parametrelerini temellerinden sarsabilirdi.
Sadece AB ile ilişkiler değil, Türkiye'ye girmiş bulunan 42 milyar dolar sıcak paranın çekilmesiyle bir ekonomik deprem, erken seçim fırtınası aynı anda bastırırdı.
Etnisite patlamaları ülkeyi sarabilirdi.
Bütün bunlar için "ağzımdan yel alsın" diyorum ama hadise küçümsenecek gibi değildir.
Bundan sonraki güvenlik önlemleri de çok ciddi olmalıdır.
Kaygılar ve olasılıklar Başbakan'ı ve AKP'yi aşacak "mega" boyutlardadır.
.....................
Bir "suikastçının anatomisi" bağlamında ilk sorgulamanın nasıl önceden saptanmış "yalan ifadeler" ile örüldüğü kanıtını yansıtayım...
Bakan Kalemli ile onun yattığı hastane odasına girdiğimizde "Güneydoğulu olduğunu, oradan geldiğini" söylüyordu.
Zaman zaman sayıklarcasına "ateş etmediğini" iddia ediyordu.
Yatağının etrafındakilere, kolunu-bacağını tutanlara "Canımı acıtıyorsunuz" diye çıkışıyordu.
İfade almak isteyenlere, "Bana öyle sert sert bakmayın... Öldürecek misiniz?" gibi laflar ediyordu.
"Hafıza kaybı, akli dengesizlik kuşkusu" veriyordu.
Sonra... "Ateş eden ben değilim diyorsun ama neden ilk yakaladığımızda 'Özal öldü mü?' diye sordun?" sorusundan sonra dili biraz çözüldü.
Başka isimden vazgeçti, "Adının Kartal Demirağ olduğunu, Afyon'dan geldiğini, suikastı tek başına planladığını ve gerçekleştirdiğini" söyledi.
Daha sonra yayımlanan ve kongreye birlikte geldiği gençle fotoğrafları, anlattıklarının hiç de doğru olmadığını ortaya koymuştu.
Kartal Demirağ, ilişkilerini söylemeye kalksaydı, onu hayatta bırakırlar mıydı?
Başbakan Erdoğan'a geçmiş olsun diyorum.
g.civaoglu@milliyet.com.tr
|
|
|

|