|
 |
|
|
Hilafete sağduyu
Doğru çağrılar yanlış adreslere yapıldıkça sorunlar yumağının çözülmesi daha güçleşiyor.
Doğru adreslere yapılsa sağduyu çağrılarının yaratacağı sinerji, sorunların çözülmesine yardımcı olacak.
Farkındasınız; sağduyu, itidal, barış çağrılarından geçilmiyor. Elbet bu çağrıların içeriğine karşı çıkmak güç.
Baştan alalım.
Kamuoyunda "aydınlar" olarak anılan 150 kişilik bir grup dağdaki PKK militanlarına silahları bırakma çağrısı yapmıştı. Silah bırakma istemi elbet doğru, ama adres yanlış. Dağdaki militan kendi başına silah bırakma iradesine sahip mi?
Asıl adres ABD'nin Bush'lu yönetimi. Çünkü Kuzey Irak'ta PKK'yı koruyan, besleyen o.
Çağrı, dağdaki militana "silahı bırak" çağrısı değil, Beyaz Saray'a, Pentagon'a yönelik "silah vermeme" çağrısı olmalıydı.
PKK'yı etkisizleştirme girişimleri, ABD'ye yöneltilseydi, bu yolda bir "ortak inisiyatif" oluşturulabilseydi sonuç verebilecek bir umut doğabilirdi.
Oysa o çağrı yeni sorunlara kapı açtı.
Sonrasında Başbakan Erdoğan'ın "Kürt sorunu benim sorunumdur" sözü üzerine doğan Türk-Kürt çatışması belirtilerine karşılık, asıl sağduyu çağrısı şuna buna değil, o sözü söyleyen Başbakan'a yapılmalıydı.
Dahası var.
Biliyorsunuz, "Hilafeti getirinceye kadar cihat" çağrısı yapanlar, kendilerine dokunulmadığını görünce, bu kez Başbakan'ın bir gösteri halinde namaz kıldığı caminin önünde "Hilafeti getirinceye kadar cihat" çağrısını yenileme cüretini gösterdiler. (TDK cihadı "din uğruna yapılan savaş" diye tanımlıyor)
Ve Başbakan bu gösteriyi olağanmış gibi karşıladı, önemsemedi. Sanki halifeliği benimsiyordu. Bir gün "Halife sorunu benim sorunumdur" derse şaşmayız.
Bu olup bitenlerden sonra, hilafetçileri kimlerin kışkırttığını düşünürsünüz?
TV'de gördük: Pazar günü Kadıköy'de 12 Eylül'ü protesto gösterisinde iki polisin yerde sürüklediği bir gence üçüncü bir polisin arkadan gelip hınçla tekme atışını da bu tabloya ekleyiniz.
Polis bu çifte standart cesaretini kimden alıyor?
Elbet İçişleri Bakanı'ndan, elbet Başbakan'dan.
Bunun üzerine kalkıp da "Aman bu hilafetçilere karşı provokasyona gelmeyin, sağduyulu davranın" çağrısını cumhuriyetçilere mi yöneltmek gerekir? Yoksa Tayyip Erdoğan'a mı?
Bir şiir
Dizelerimiz Mehmet Kıyat'ın son kitabı "Kimsenin Umurunda Değil"den (doku yayınları, 2005):
"Bana mısın demiyor eli kanlı zangoç / Gülüşü yapmacık / usu kendi dümeninde / Çekilip küçük bir kıyıya / vurdumduymaz / Evrenin ölümüne tören hazırlamış // Yüreğinden geçmemiş / yaşam umurunda değil"
ngureli@milliyet.com.tr
|
|
|

|