|
 |
|
|
Oğlanın "40'ı çıktı", ne konuşuyor ne de yürüyor. Endişeliyim!
İlgili bir baba olarak çocuğu her gün mini teste tabi tutuyorum, gelişimi normal mi diye bakıyorum. Doğalı 1,5 ay geçti, hâlâ konuşmuyor. Ne yapacağız?
igursoy@milliyet.com.tr
İlk kez vatani görevimi yaparken duymuştum bu "40 gün" meselesini. Askerlerden biri karısının, 15 gün önce doğan çocuklarıyla beraber ziyarete geldiğini söyleyip izin istemişti. Komutan ise bu duruma şüpheyle yaklaşmış ve "Olur mu yahu, çocuk 40 günden önce sokağa çıkarılmaz" demişti.
O günlerde ben çocuklu insanlara uzaylı gibi baktığım için hiçbir anlam verememiştim. Bir kere neden çocuk hemen sokağa çıkmasındı? Zaten hastaneden çıkıp eve gelirken dışarı çıkmayıp ışınlanıyor muydu? Ayrıca neden 35 ya da 50 değil de 40'tı?
Sonra anladık ve öğrendik ki 40 günün önemi sadece mevlit okunmasından geliyor, herhangi bir bilimsel değeri yok. Bunun bize verdiği gazın yüzünden midir bilinmez, bizim daha 1,5 ayını doldurmamış çocuğumuzun İstanbul'da görmediği bölge kalmadı, bir düğün davetine bile icabet etti. Bu hafta sonu da ilk deniz kıyısı tatiline çıkacak. Sağ olsun, şu ana kadar hiçbir banyosunda ağlamadı, sudan asla ürkmedi. Ama deniz apayrıdır, uçsuz bucaksızdır. Bu meselede Batu'ya meydan okuyorum.
Ama tabii "dertler" insanın yakasını bırakmıyor. Çocuğun geçirdiği gün sayısı ile gelişimi arasındaki oranı dini değil, tıbbi biçimde takip ediyoruz artık. Batu'nun doktoru Erhan Ateş ilk gün bize bir kağıt verdi. Üzerinde "Denver Gelişimsel Tarama Testi" yazıyordu. Buradaki tablodwa ilk günden 6 yaşa kadar çocuğun hangi dönemde ne yapması gerektiği ve onu yapan çocukların yüzdesi vardı. Şöyle açıklamaya çalışayım: Örneğin, çocukların yüzde 25'i 4 aylıkken yanındaki bir nesneye uzanırken, 6 ayı geride bırakan bebeklerin yüzde 90'ı bunu başarıyor. Buradan şöyle bir sonuca varılıyor: Normal gelişen bir bebekten, altı ayı geride bıraktıysa artık nesnelere uzanıyor olması beklenir.
Bunun gibi 100 kadar önemli davranışın çizelgesi çıkarılmış, bir Türkiye standartı elde edilmiş. Testin üzerinde Prof. Dr. Kalbiye Yalaz ve Psikolog Dr. Shirley Epir'in isimleri var. Öğrendiğime göre Prof. Yalaz bu uluslararası testi Türkiye'ye getiren isimmiş.
Artık akşamları yeni uğraşımız bu. Daha doğrusu uğraşım demeliyim çünkü karım aklı başında bir insan olduğu için bana uymayıp çocuğuyla ilgilenmeye devam ediyor. Ben ise işten döndükten sonra elimde Denver çizelgesi ile "Evet bakalım, bugün karşılıklı güldünüz mü?", "Ellerini birleştirdi mi?" gibi sorularla ikisini de sözlüye kaldırıyorum. Batu muhtemelen "Git başımdan" diyemediği için "aa, ee, öö" gibi sesler çıkarıyor. Tamam! Oldu işte! Denver testinde yazıyor: Bugünlerde ağlama dışı ses çıkarması lazımmış. Ben istediğimi aldım. Teşekkürler.
Tabii ben çocuk doğmadan önce şöyle hayaller kuruyordum: Tıpkı Oğuz Kağan gibi annesinin sütünü sadece bir kere emecek, hemen konuşup çiğ et ve şarap isteyecek, 40 gün sonra (işte yine karşıma çıktı bu 40 gün) yürüyüp at binecekti. Oysa tek düşünebildiğimiz, "Gözleriyle takibe başlayabildi mi?" Ne büyük hayal kırıklığı. Zekası gelişsin diye ne yapsak acaba? O klasik müzik CD'leri mi daha yararlı yoksa tuhaf renklerdeki oyuncaklar mı?
Ama öyle bütün gün uyuyayım, süt emeyim, kaka yapayımla hayat geçmez. Bunları hak etmesi şart. 15 gün sonra hâlâ okumayı sökemezsen sana iki çift lafım olacak genç adam.
|
|
|

|