|
 |
|
|
Yeni eğitim döneminde başarılar...
yural@milliyet.com.tr
Kadın Koordinasyon Merkezi'nin, bu yıl yeni öğrenim döneminde altı bin öğrencinin tüm gereksinmelerini karşılamak için bir uygulama yaptığını öğrenince, ne yalan söyleyeyim, pek uygun düşmese de aklıma hemen Nejat Muallimoğlu'nun deyimlerle ilgili bir öyküsü geldi: "Ateş Pahası."
* * *
"Ateş Pahası" (çok pahalı)...
Kanuni Sultan Süleyman yöneticileriyle birlikte bir köy yöresinde avlanırken, birdenbire bir sağanak bastırmış ve kendilerini bir eve zor atmışlar. Gelenlerin önemli kişiler olduğunu düşünen köylü, onları hemen evine konuk etmiş. Çarçabuk bir ateş yakmış. Önüne koyduğu bir oturağa da içlerindeki en şatafatlı giysili kişiyi oturtmuş. İliklerine kadar ıslanıp yağmurdan kurtulan Kanuni, ateşin karşısında ısınırken öylesine mutluymuş ki, etrafındakilere ve ev sahibine, ateşin ve ocağın önemini anlatmak için, "Doğrusu bu ateş bin altın eder," demiş.
Yağmur bütün gece devam etmiş. Köylü de elinden geldiğince konuklarını ağırlamaya çalışmış. Hatta onlara yatak serip yemek çıkarmış. Kanuni ve adamları ertesi sabah erkenden köylünün evinden ayrılmışlar. Veda sırasında Kanuni, köylünün hizmeti için kendisine çok teşekkür ettikten sonra, borcunun ne kadar olduğunu sormuş. Köylü de hiç beklemeden, "Bin bir altın efendim," demiş. Öylesine şaşırmış ki Kanuni ve çevresindekiler, bir-iki dakika hiçbir şey diyememişler. Sonra Kanuni köylüye dönüp, "Bu hesabı nasıl çıkardığını," sorunca, köylü şöyle söylemiş: "Hesabı ben değil, siz yaptınız efendim. 'Bu ateş bin altın eder,' demiştiniz. Ben de bu kalabalıktan yemek ve yatak için bir altın istiyorum. Demek ki, bin bir altın borcunuz var."
Çocuklarımızın başka çocuklara özenmemesini, aynı sırayı paylaştıkları arkadaşlarından yoksun kalmamalarını sağlamalıyız. Ama son günlerde öylesine Milli Eğitim'in, devletin görevini üstlendi ki özel kuruluşlar, sosyal toplum örgütleri, vakıflar ve birbirinden bağımsız çocuk odaklı çalışmalar insanı bazen kuşkuya düşürürcesine, "Ne yapıyor bunlar?" dedirtiyor. Elbetteki çok iyi niyetle yola çıkan, çocuklarımıza destek olan etkin çalışmalar var.
Pek uygun düşmese de benim köşeme ve bizim sayfamıza, yine de Nasrettin Hoca'nın bir fıkrasıyla bugünkü yazımı bitirmek istiyorum.
* * *
Öykü şöyle: Nasrettin Hoca'nın iki tane eşi varmış. Hoca her ikisine de, bir gün birer tane mavi boncuk vermiş. İki eş de fırsat buldukça Nasrettin Hoca'ya hep aynı soruyu sorarlarmış: "Nasrettin Hoca söyler misin, en çok beni mi, yoksa onu mu seviyorsun?" diye. Hatta iki eşi birlikte otururken de bu soruyu Nasrettin Hoca'ya yöneltirlermiş.
Yine bir gün üçü birlikte yemek yerken eşlerinden biri aynı soruyu Hoca'ya sormuş.
Hoca bu soru üzerine o şeytani gülümsemesiyle karşısındaki eşlerine bakarak, şöyle demiş: "Mavi boncuğu kime verdimse onu."
İki kadın sofradan gülerek kalkarken, Hoca, gülümsemesi bütün yüzüne yayılmış onlara bakıyormuş.
* * *
Şimdi bütün bunların birbiriyle ne ilgisi var, diye düşünebilirsiniz. Ben çocuklara gönül vermiş biri olarak, yeni eğitim döneminde tüm yoksun çocuklarımızın gereksinmeleri karşılanmadıkça bu tür çalışmaların bana daha çok mutsuzluk verdiğini sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü yalnızca mavi boncukla çözümlenmiyor sorunlar... n
|
|
|

|