Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 15 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
12 Eylül'e nasıl geldik?


Yakın tarihimizdeki darbe geleneği yüzyılın ilk döneminde başlamıştı zaten. 1973'teki seçimlerden sonra asayiş konusundaki sıkıntılar vardı. TBMM ise olayları önleyecek kuvvetten uzaktı, cumhurbaşkanı bile seçemiyordu

Fax: (0312) 427 20 64

12 Eylül 1980 harekatı; 20. yüzyıl Türkiye tarihindeki dördüncü askeri darbedir. Birincisi 1908 Temmuz'undaki, tarihimizde II. Meşrutiyet olarak bilinen ihtilaldi. Bu anayasal hareketin üzerinden bir yıl geçmemişken,
31 Mart 1909'da İstanbul'daki kanlı çatışma, Selanik'ten yürüyen düzenli ordunun birkaç taburundan ve yardımcı sivil çetecilerden oluşan küçük Hareket Ordusu'nun başkente gelip vaziyete hakim olması ile bastırıldı. Balkan Savaşı sırasındaki Bab-ı Ali Baskını dediğimiz, gerçek anlamdaki üçüncü dünya tipi bir hükümet darbesiyle II. Meşrutiyet'in çalkantılı tarihi devam etmiştir. Her üç olayda da aktörler hemen hemen aynıdır, çekirdek İttihat ve Terakki Cemiyeti'dir. Son darbede Bab-ı Ali'ye giren silahşörler ve başlarındaki Enver Bey, Harbiye Nazırı Nazım Paşa'yı katlettiler, sadrazama silah zoruyla istifaname yazdırdılar. Dahası Enver'in görülmemiş bir cüretle silahlı olarak padişahın karşısına dikilip Mahmut Şevket Paşa'yı Sadrazam tayin ettirmesiyle bu darbecilik geleneği doruğa çıkmıştır.

Devletin cenazesi
O kadar kanlı çatışmalar ve pahalı tedbirlerle 1826 yılında kaldırdığımız yeniçeri ihtilali geleneği, maalesef daha 19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz'i deviren Hüseyin Avni Paşa'nın hükümet darbesiyle yeniden dirilmişti. Sultan II. Abdülhamid'in diktatör rejimi bu kırılmanın devamını ancak otuz iki sene geciktirebildi.
II. Meşrutiyet darbeler zinciriyle on sene kadar sürmüştür; sonunda Adriyatik'ten, yani Preveze ve Arnavutluk'tan Basra Körfezi'ne kadar uzanan bir imparatorluğun cenaze namazı kılınmıştır. Elbette ki imparatorluklar yıkılır ama bu yönetimin bilgisizliği işi çabuklaştırıp savaşı getirmese, Arabistan daha onurlu ve oturaklı bir idareyle bağımsız olur, asıl unsur Türk halkı da 20. yüzyıla daha hazırlıklı ve savaşta kaybetmediği kadroların yapıcılığı ile girerdi.

27 Mayıs ortak hatadır
Cumhuriyet'in kurucu öncü kadroları İttihatçılığı yakından tanıdıkları ve hatta bir ara bu muhalif harekete üye oldukları için bu talihsiz olaylardan yeterince ders çıkarmışlardı ve askerin siyasete karışması konusunda son derece temkinliydiler. Askerlikle idari görevler arasına kesin sınırlar çektiler; askerlerin mebus olamaması gibi kanuni tedbirlerin yanı sıra ustalıklı politik manevralarla askeri müdahaleleri önlediler.
1960 darbesi siyasetin değişen ortamına ayak uyduramayan Türkiye'nin siyasi ve idari kadrolarının ortak hatasıdır. İnsanlar Ankara ve İstanbul'daki talebe nümayişinden ürktü; iktidar ve muhalefet ise çok partili hayatı sağlıklı olarak götürme olgunluğundan uzaktı. Abartılı ve çiğ bir siyaset güdülüyordu, muhalefetin çıkışları da iktidarın tedbirleri kadar olgunluktan uzaktı. Mayıstan sonraki Yassıada safhası iç açıcı olmayan görüntüler ortaya çıkardı. Sonuçları itibarıyla kırgın bir yönetici sınıf ve onların çocukları sonraki dönemde siyaset yaptılar.

İlk anayasa kalmalıydı
1960'tan sonra siyasi hayatta görülen değişmeler; yeni partiler, yeni siyasi dernek ve tartışmalarla Türkiye'nin yeni bir anayasal döneme girdiği görülüyordu. Hiç kuşkusuz ki bazı safdil hatalar hayatı zorlaştırıyordu. Anayasa Mahkemesi dünyada örneği az bulunan bir kuruluştu, özlendiği gibi kurulup işlediğini söylemek mümkün değildir. Cumhuriyet Senatosu'nun kendinden bekleneni ifa eden bir organ olmadığı anlaşıldı. Anayasayı tamamen değiştirip yenisini yapmak
27 Mayıs döneminin getirdiği bir heyecandır. 1982 Anayasası da bir başka heyecanlı grubun eseridir. Oysa rahmetli Tahsin Bekir Balta ve bazı arkadaşlarının üstünde durduğu gibi 1924 Anayasası'nı tashih ve yeniden ilavelerle yürürlükte tutmak daha isabetli olurdu.

Ankara boşaldı
1971 askeri darbesi genelde siyasi partileri kapatmadı. Ne var ki Türkiye insanların evine kadar giren bir terör dalgasına maruz kaldı. Hükümetin çok iyi teşkil edildiği söylenemezdi. Başbakan yardımcısı, çıkartılacak yeni ceza kanununun geriye yönelik uygulanacağı gibi vahim hukuk hatası içeren tehditlerle siyasi partileri ve Meclis dışı grupları terörize etmeyi amaçlıyordu ama gerçekte hükümet güçsüzdü ve bakanlar arasında fikri birlik yoktu. Bu dönemde iktisadi hayatta bir dinginlik olduğu görülüyor. Siyasi bakımdan da insanlar huzursuz kılındı. Sonraki dönemin bakanlarından Altan Öymen'in uçak kaçırma suçuyla tutuklanması, operasyonlardaki acemiliğe bir örnektir. Bu örneklerin sayısı çoktu. Ankara hava kirliliğine siyasi kirliliğin de eklenmesiyle entelektüeller tarafından adeta boşaltıldı. İstanbul ve İzmir'e göç başladı. Başkentin kültürel hayatında bir düşme görüldü. Dönem içinde siyasi muhalefet Bülent Ecevit tarafından CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'ye ve askerlerle işbirliği yapan diğer siyasilere karşı yürütüldü. Hiç şüphesiz bu cehdi Ecevit'e serbest seçimlerde en büyük başarıyı getirdi. Darbeci rejim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürler'in garanti görülen Cumhurbaşkanlığı'nın, değişik kesimlerden politikacıların ortaklaşa çabası sonucu engellenmesiyle sona erdi.

Üniversite tahrip oldu
Yukarıda serbest seçimden bahsettik. Serbest seçim Türkiye'deki askeri darbelerin sonunu getiren ve bizzat işin başındaki askerlerin mutlaka uydukları bir yükümlülüktür. Bunun da nedenlerinden birisi ordudaki terfi sistemi ve hiyerarşidir. Hiç kimse ilelebet askeri komuta mevkiinde kalamaz ve bu da sivil hayata geçişi hızlandıran süreçleri besleyen bir devlet ve toplum geleneğidir.
1973 seçimlerinden sonra umutlarla birlikte kanlı ve çatışma dolu bir dönem başladı. Çatışmanın üniversiteleri tahrip ettiği açıktır. Bu çatışmaların arkasında üniversite yönetimi ve öğretim üyelerinin rolü hemen hiç yokken en çok onlar suçlandı. Etrafta ölüm listeleri dolaşıyordu; en müessif olay Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu gibi sağla solla ilgisi olmayan veya Ümit Doğanay, Cahit Orhan Tütengil, Bedrettin Cömert gibi siyaset sahnesine çıkmayan hocaların öldürülmeleriydi.

Herkes kurbandı
Asayişsizlik ve cinayet üniversite hocasından taşradaki öğretmenlere, siyasi parti yöneticisinden fabrikatöre, partiliden bakana herkesi kurban diye yutuyordu. Silahlı çatışmanın ortasında kalanların serseri kurşunlara hedef olması kaçınılmazdı. İkinci Dünya Savaşı'nda Stalingrad savaşını gören bir sivil "Orada bile bu kadar korkmamıştım" dedi. Maraş ve Çorum gibi mezhep çatışması görünümlü iç savaş provaları, maalesef hükümetle ordu arasındaki anlaşmazlıklar yüzünden asayiş ve sıkıyönetim konusunda gereken ani tedbirlerin alınmasını ve en başta sıkıyönetimin ilanını geciktiriyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise cumhurbaşkanını seçemiyordu; nerede kaldı ki olayları önleyecek bir milli hükümet kursun.
Türkiye'yi 12 Eylül darbesine sürükleyen olaylar ve kurumsal çatlamalar böyle gelişti. Haftaya devam edeceğiz.



PAZAR
Diziler köyden kente taşınıyor
"İlk tepkim, 'Yine mi bunlar?' oldu"
"Baklava iki ülkeyi yakınlaştırıyor"
Yaşlı kurtlar geri döndü
Türkiye'nin ilk tasarım haftası
Oyuncak binalar 50 yıldır ayakta
Komşu komşunun sergisine muhtaçtır
SAĞLIK HABERLERİ
Hem kayak hem deniz: Tekirova
"Şişman Adam" kurtuldu, ya diğerleri?
Mevlana'dan Jung'a
Mardin'in hayat çöreği
12 Eylül'e nasıl geldik?
Doğru bilinen yanlışlar
"Bu halkın da girer o bir gün kafatasına"
Avcılıkta atıcılığa müdahale yoktur
Southern Comfort'un yurdu yaralı





Yasemin Çongar
Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Ülkü Tamer
Yalvaç URAL
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet