|
 |
|
|
'Tecrübe'den bıktık
Milan Fenerbahçe maçını "tecrübe" kazandı diyerek haksızlık etmeyelim...
Konumuz tecrübeyse, onun feriştahını Daum kazandı be.
Ne yapacakmış bir daha Avrupa'da ?
Maça vaziyet alacakmış!..
Öyle der eskiler. "Bön bön bakacağına tetikte dur, bir şeyler yap" anlamında.
Hele Şampiyonlar Ligi'nde Milan gibi bir süper güçle cebelleşiyorsa takımın ?
Hele hele son dakikalara beraberlik gibi müthiş bir skorla girilmişse?
San Siro gibi bir yerde...
Ne yapacakmış?
Vaziyet alacakmış. "Vasiyet yazmayacakmış".
"Çocuklar geriye" diye bağıracakmış Almanca'sı her ne ise. (On senede iki kelime öğrenemedi futbol dahi'si)
"Koşmayın ileriye. Bir de galip mi geleceksiniz ki, saldırıyorsunuz? Çabuk dönün savunmadaki yerlerinize."
(Tam bu sırada sevgili Halil Özer giriyor lafa. Hep birlikte Galatasaray uçağı ile yoldayız ben bu Ters Köşe'yi yazarken. "Taktın Daum'a" diyor sarısı belli, kırmızısı lacivertli Halil. Sadece son beş dakika kaybetmişmiş takımla iletişimini sayın Daum...
İlahi Halil... Takımı medya yapıyor, maçı futbolcular oynuyor. Hoca, son beş dakika lazım zaten. Onda da ortada görünmüyor.
Maçtan sonra anlıyoruz ki aslında niyeti buymuş Daum'un!.. Çok istemiş ama iletişim kuramamış. O atmosferde (tribün akustiğini kast ediyor olmalı) futbolcularına niyetini anlatmak çok zormuş.
El işareti yapsa!..
O zaman da yanlış anlaşılmasından korkar her halde. Her yaptığını yanlış anlıyoruz ya!..
"Zaten maçtan önceki basın toplantısında söyledim" demez mi bir de!..
"Savunma güvenliğimizi unutmayacağız" demiş basın mensuplarına. Futbolcuları da bu laflarına mim koymalı ve üç dakikada iki gol yememeliymiş.
Ben buna "tecrübe" derim işte.
Acı macı... Tecrübe...
Üç beş yıl sonra seyredin siz Daum'u.
Mesela Fas Milli Takımı'nda (Almanya için sürgün cezasını henüz tamamlamadı).
O zaman asla küçümsemez kendi futbolcularını.
Hiçbir rakip için "Onların yedekleri bizden pahalı" demez.
Hiçbir maça "Yenilmezsek çok iyi" ön yargısıyla çıkmaz.
Hiçbir maçta ağaç gibi dikilmez yedek kulübesinde.
Ve en kötüsü ne biliyor musunuz? En iyi huyunu da değiştirmeli en kısa zamanda!.. Hani her sorulana, soru bağlamında yanıt veriyor ya sayın Daum. Veriyor ve batıyor ya.
Yakında bunu da yapmaz. Yapmamalı.
Mesela ben "Yolculuk ne zaman" diye sorsam, cevaplamamalı.
Bindik bir alamete
Derbi İnönü'de!..
Fenerbahçe üzülür, Beşiktaş sevinir o ayrı mesele.
Asıl kafa yormamız gereken; sevgili Federasyonumuz ve onun kıymetli kurulları...
"İstifa" etmeden "iflas" ettiler kendileri...
Bu vahim. Hatta daha beteri. Rezaletin ta kendisi.
"Ali Yazar Veli bozar" misali Disiplin Kurulu basıyor cezayı, Tahkim Kurulu bozuyor.
İnsanlar yollara dökülmüş, bayraklarla geziyor.
Federasyon mu?..
Böyle durumlarda sayın Bıçakcı "tam siper" olur ya, sayın Hasan Doğan yapmış açıklamayı "Beşiktaş yanlış yolda" diyor.
Kim doğru yolda ki Hasan Bey.
Cümleten yanlış istasyondan, yanlış biletle binmişiz bir alamete...
Acaba nereye?
Pazartesi Akşamı Habertürk'ün Şeref Tribünü programını izleyenler sevgili İsmet ağabeyin (Tongo) federasyondan dert yanan Beşiktaşlılara göndermesini duymuşlardır.
"Doğan'ı beş dakikada üye yapıp federasyona soktunuz. Murat Aksu marifetiyle Federasyon kurdurdunuz. Şimdi de ağlıyorsunuz".
İsmet ağabey de haklı, sayın Doğan da haklı, Beşiktaş da haklı.
Kabahat bu trene binende.
Rayları değiştirmeden treni hızlandıranda.
Tromso yolları uzun
Galatasaray-Tromso maçını merakla bekleyenler için şunları söylemekte fayda var:
Takımın havasına bakarsanız bu maçın en zor tarafı Avrupa'dan kutuplara doğru tırmanmak olmalı. Git git bitmiyor meret. Ne kadar uzaktaymış bu Tromso. Ben de merak ediyordum niye Antalya'da eskimo turist yok diye...
Neyse, Galatasaray'a dönelim.
Başkan'dan başlamakta fayda var. Hani demişti ya sayın Canaydın;
"Tribünlerde süren protestonun nedenini anlayamadım"...
Ben hiç anlamıyorum yani. Kimin ne derdi varsa gelip bu beyefendi başkana anlatsa çözülmeyecek hiçbir sorun olduğuna inanmıyorum.
Buna istifası da dahildir. Yeter ki mantıklı ve makul gerekçeler nezaketle iletilsin kendisine.
Platformlar toplayıp, "şovmen başkan istiyoruz" türünden talepler abuk kaçıyor.
"Demek ki şovmen değilmişim" dedi bana uçak muhabbetinde.
Gerets'e gelince... Sinekkaydı tıraşıyla yemekhane tartışmalarına sünger çekmiş bir havada. Uçakta koltuklar sabit olduğuna göre, Song'dan bir eylem beklemek de imkansız. Huzur içinde yoldayız.
Yalnız, Türkiye'ye alışamamış garibim Gerets. Uçağı biletin üzerinde yazan kapıda bekliyor. Bilmiyor ki, uçaklar bir tek bilette yazan kapıdan kalkmaz bizde.
Uçaktan korkanları (ki başı Hasan Şaş çekmekte) ayırırsak, futbolcular da keyifli gibi. Kalbimde fesat olsa "Kaptılar paraları tabi" derdim, ama öyle değil.
Düşündüm düşündüm sonunda buldum galiba:
Galatasaray, İstanbul'dan uzaklaştıkça neşeleniyor. Kutuplara yaklaştıkça huzur artıyor.
Ne kadar hüzünlü değil mi?
'Bir fincan idrar lütfen'
Artık helada bile rahat yok.
UEFA yeni bir uygulama başlatmış ve Şampiyonlar Ligi'ne katılan 32 takım tekmili birden "idrardan" sorgulanacakmış.
Maksat doping var mı yok mu onu anlamak.
"Tık tık"...
"Kim o"?
"UEFA... Bir fincan idrar verebilir misiniz acaba"?
Ne alaka demeyin. Futbolda dönen para, elde edilen nema arttıkça vahşi rekabet eli boş duracak değil ya. Vuruyor iğneyi Avrupalılar.
Bir de bizim futbolculardan şikayet ediyoruz.
Süt kuzusu gibi temiz çocuklar hepsi. En tehlikelisi İddaa oynuyor o kadar.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|