|
Fransa'ya fazla güvenen Rumlara hüsran
Rumların AB'de oynamaya çalıştıkları temel oyun tutmadı. Nedeni ise Fransa'ya fazla güvenmeleri. Paris'in, kendi amaçları için olsa bile, Kıbrıs konusundaki ısrarını sonuna kadar sürdüreceğine inandılar. Oysa gelişmeler bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Gerçi Rumlar bu işten elleri tümüyle boş çıkmıyorlar. Türk limanlarının Rum gemilerine açılması konusundaki AB ısrarı bir yerde "kurumsallaşmış" oldu. "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması" konusunda olmasa da, bu konuda 25 üye arasında görüş birliği var.
Türkiye'nin buradaki esas kozu ise AB Komisyonu'nun "Yeşil Hat Tüzüğü"dür. Yani, Kıbrıslı Türkler üzerindeki ekonomik izolasyonun kalkması için ortaya koyulan tüzük. Bu tüzüğün uygulanması şu anda Rumlar tarafından engelleniyor.
Yaygara kopardı
Başka bir ifadeyle, "Türkiye bana ambargo uyguluyor" yaygarasını koparan Rum tarafı, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargonun sürmesi için çalıştığını kasıtlı olarak görmezden geliyor. Ankara, diplomatik maharetini kullanarak, bu iki konu arasında bir bağlantı kurulmasını başarırsa, AB'nin limanlar konusundaki ısrarını Kıbrıslı Türklerin lehine dahi çevirebilir.
Sonuçta bu limanlar meselesi, siyasi olmaktan çok ekonomik bir meseledir. Örneğin, Tayvan limanlarının dünya gemilerine açık olması Tayvan'ın resmen tanındığı anlamına gelmiyor. Öte yandan, Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo kalkarsa, Rum kesimi ile Türkiye arasında açılacak olan ticari kanallar Kıbrıslı Türklerin işine bile gelir.
BM'den alınamaz
Türkiye'nin burada yürüteceği mantığı ise şöyle özetleyebiliriz:
"AB'deki mevcut Kıbrıs karmaşası, Türk tarafından değil Rum tarafından kaynaklanıyor. Nedenleri ise artık herkes tarafından biliniyor. Onun için Türk tarafı da, AB'nin verdiği sözleri tutmasını bekliyor. Bu yapılırsa, Türk tarafının -tıpkı Annan Planı sürecinde olduğu gibi- Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iyi niyetli ve samimi olduğu görülecektir."
Rumlar, elbette ki, bu limanlar meselesinin çok ötesine gidilmesini istiyorlar. AB'nin Türkiye'yi, üstelik müzakereler öncesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaya zorlamasını bekliyorlar. Ardından da, Kıbrıs sorununun kademeli olarak BM platformundan alınıp AB eksenine oturtulmasını hedefliyorlar. Bu iki temel hedef itibariyle de Fransa'dan ciddi bir "cesaret aşısı" almış durumdalar.
Fakat öyle anlaşılıyor ki mantık Fransa'ya, sonunda bunun AB açısından hiç de iyi bir rota olmayacağını gösterdi. Zira, ortada 30 yıllık bir Kıbrıs sorunu var ve bunun bugüne kadar görüşüldüğü yer de BM'dir. BM'yi, Annan Planı'nın "hortlamasından" korkan Rumların arzuladıkları gibi, dışlamak ise sorunun çözümsüzlüğünü derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin "Kıbrıs Deklarasyonu"na karşı AB'nin yayımlayacağı belirtilen, ancak dün de ortaya çıkarılamayan deklarasyondaki en önemli madde, kuşkusuz, Kıbrıs sorununun çözümü için BM'ye işaret eden maddedir. Haberlere bakılacak olursa Rumlar bunu engellemeye çalışıyorlar.
Fakat kendileri açısından ortada ciddi bir sorun var. Çünkü, "Hayır, biz BM'yi istemiyoruz" demenin hiç kimse açısından bir mantığı yok. Kaldı ki, hiçbir AB üyesine, "40 yıldır çözülemeyen şu Kıbrıs sorununu BM'nin elinden alıp kendi sorunumuz yapalım" dedirtemezsiniz.
Rum'a baskı yapın
AB'nin de kabul ettiği gibi, esas çözüm yeri BM olduğuna göre, bu çözümün formülü de bu aşamada beş aşağı iki yukarı belli. Türk tarafının kendi içindeki Annan Planı karşıtlarını da artık aşarak, bu hususları AB'ye sürekli olarak hatırlatması ve Avrupalı muhataplarını, bu aşamada baskı uygulanacak tarafın Rum tarafı olduğuna ikna etmesi gerekiyor.
semihi@cnnturk.com.tr
|
|