|
Almanya'da demokrasi ve reform
DEMOKRASİLERİN zaman zaman karşılaştığı bir darboğaza şimdi de Almanya girdi: Ülkenin acı ve uzun vadeli reformlara ihtiyacı var, fakat sandıktan bu zor reformları yapabilecek güçte bir iktidar çıkmadı.
Bu "yönetemeyen demokrasi" sorununu hemen bütün demokrasiler zaman zaman yaşıyor. En yakın örnek Türkiye'dir; 1990'lı yılları koalisyonlar elinde kaybettik, 2001 ekonomik krizi de 1990'larda çözümsüz bırakılan sorunların patlamasıydı.
Fransa da 1960 yılında De Gaulle'ün liderliğinde yarı başkanlık sistemine geçinceye kadar, sandıktan güçlü hükümetler çıkaramadı, reformlar zamanında yapılamadı, sosyal çalkantılar sürdü gitti. Fransa sanayileşmede, arkadan gelen Almanya'nın ve Kuzey ülkelerinin gerisinde kaldı, iki tane Dünya Savaşı'nda yenildi.
"Yönetemeyen demokrasi"nin en talihsiz örneği tabii 1920'lerdeki Alman "Weimar Cumhuriyeti" idi: Ama o kadar istisnai bir dönemdir ki, bugün hatırlamaya bile gerek yok.
* * *
ALMAN seçmeni ekonomik ameliyattan korktu, çekindi... Çünkü ameliyat demek, emeklilik yaşının yükselmesi, bazı kesimlerin vergi yükünün artması, iş piyasasına esneklik getirilmesi, yani işten çıkarmanın kolaylaşması demekti!
Onun için oylar dağıldı, iktidar çıkmadı.
Dün Reuters Ajansı, Alman işadamlarının açıklamalarını yayımladı. Söyledikleri, "yönetemeyen demokrasi" ve "zor reform" tablosunu yansıtıyor:
"Artan dünya ekonomik rekabetiyle başa çıkmak için Alman ekonomisinin ciddi reforma ve güçlü hükümete ihtiyacı var...
Siyasi felç olursa, ekonomik sıkıntı artar! Politik kilitlenme, reformları bloke eder!
Yükselen dünya rekabeti Alman ekonomisinde acil reformlar yapılmasını zaruri kılıyor!
Almanya'nın parlamentoda sağlam çoğunluğa dayanan muktedir bir hükümete ihtiyacı var..."
Ama sandıktan bu ameliyatı yapacak güçlü bir hükümet çıkmadı...
* * *
ALMAN seçmeni, Fransa'daki "Le Pen olayı" gibi bir olaya itibar etmedi. Hatta Hıristiyan Merkel'in, özellikle de Strober'in 'aşırı'ya kaçan ifadelerine Alman halkı prim vermedi.
Sosyal Demokrat Schröder ise sırtında hem iktidarın yükünü hem başladığı reformların faturasını taşıyordu. Hıristiyan Demokratların adeta "Ya Almanya, ya Türkiye, birini seçin" gibi bir propaganda yaptığı seçimlerde, Schröder Türkiye konusundaki ilkeli tavrında yalpalama yapmadı. Bu haliyle daha güvenilir bulunmuş olmalı ki, beklenenin çok üstünde, yüzde 34 oy aldı.
Fransız politikacılarının bundan alacakları çok ders olsa gerek!
Seçimlerin asıl galibi, yüzde 2.4'ten yüzde 10'a çıkan Hür Demokratlar oldu.
İş dünyası "büyük koalisyon", yani sağın ve solun iki büyük partisinin kuracağı "güçlü hükümet"i istiyor. Halbuki büyüklerin rekabeti hükümeti daha fazla bloke eder!
Öte yandan sağlıklı demokrasiler güçlü merkez sağ ve güçlü merkez sol kanatlarına dayanır; "büyük koalisyon"lar ise iki büyük ayağı birden yıpratarak muhalefetteki küçük partilerin yelpazeyi daha fazla parçalamasına yol açabilir.
Doğrusu, Sosyal Demokrat, Liberal Demokrat ve Yeşil koalisyonu gibi gözüküyor. Bu sol koalisyonun alternatifi sağ olmalıdır.
Almanya güçlü ve reformcu bir hükümet kurabilirse, "yöneten demokrasi" fikrine evrensel bir katkıda bulunmuş olacak.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|