|
 |
|
|
Burjuvalaşma ıkınmalarından son görüntüler...
İsa'dan önceki uygarlıklardan bu yana tarihsel değişim, köylülükten kentliliğe; iktidar, mal mülk ve sermaye sahiplerinin kulluğundan; bireysel bir özerklik ve mesleki bir kimlik sahibi olmaya doğru çevirmekte çarklarını...
21. yüzyılla belirginleşmeye başlayan küresel değişimin vardığı son tablo; "ulus-devlet" modelinin aşılmakta olduğunu algılayanlarla, algılayamayanlar arasındaki "yaşam" görüntüleri...
***
Türkiye de 200 yıldan bu yana, ekonomik kökenlerine inmeden burjuvalaşma ıkınmaları içinde...
III. Selim'in "Nizam-ı Cedit"i de, Sultan Abdülmecit'in "Tanzimatı" da, İttihat ve Terakki'nin "2'nci Meşrutiyet"i de, Atatürk'ün "Cumhuriyetçileri" de; "çağdaşlaşma"yla, "burjuvalaşma"yı aynı mönünün "türlü güveç"i olarak gördüler ve en azından yönetici kadrolarla bürokrasinin görüntüsünü, yani imajını; "burjuvalaşmaya" göre çizimlediler...
Küçücük Avrupa kıtasında, aristokrosiye karşı burjuvaziyi; okyanusların kullanımıyla enerji kaynaklarının değişimine bağlı bir üretim biçiminin geliştirip güçlendirdiği bilinmiyordu. Yaşam ve tüketim modeli olarak aynı tür bir görüntünün taklit edilmesiyle, çağdaş bir burjuvalaşmanın pekala gerçekleşebileceği sanılıyordu.
***
Bugün de hızlanan bir küreselleşmeyle, modern teknoloji ürünlerinin bir hayli ithalata dayalı girdileri, kamçıladıkça kamçılıyor burjuvalaşma özlemlerini...
Kentlerde gayrimenkul sahibi olma tutkuları, dalga dalga kabarıp yaygınlaşmada...
Tatilcilik modası da; teraslı bir villa, son model araba ve yat sahibi olma palazlanmalarının, gönülleri gıcıklayan "iyi bir yaşam"a örnek sayılması da; burjuvalaşma sürecinin cilveleri...
***
Ne var ki, Türkiye'de koyulaşan burjuvalaşma süreciyle; "ulus-devlet" modelinin aşılmakta olduğu süreç,üst üste düşmekte...
Milliyet'in geçtiğimiz pazar günkü ekinde, Banu Şen'in, ayrıntılarına 2 tam sayfa ayrılmış çarpıcı bir haber-röportajı vardı:
"Küçük İngiltere Didim - Didim'de su faturaları bile İngilizce - Didim'de yaşayan İngilizlerin sayısının bu yılın sonunda 10 bini geçmesi bekleniyor. İngilizce gazetesi, tabelaları ile dikkat çeken Didim'de yakında bir İngiliz mezarlığı ve bir kilise yapılması da düşünülüyor. Resmi dairelerde dillerini bilen eleman bulunduruluyor, onların su faturaları bile İngilizce kesiliyor".
Didim Belediye Başkanı Mümin Kamacı da şöyle demiş:
- Buradaki esnafın yüzde 80'inin geliri turizm. Halkın çoğu da İngilizleri seviyor. Kıydığımız 237 nikâhın 85'inde çiftlerden biri İngiliz. Artık akraba oluyoruz.
Buna karşılık İslama ve ırkçılığa sarılma rüzgarları da, güçlendikçe güçlenmede...
***
Durumu bir daha özetlersek:
1- Hızla artan beyaz eşya, mobilya ve konut alımlarıyla burjuvalaşma sürecinde bir yaygınlaşma...
2- Başta futbol olmak üzere, TV haber ve yayınlarıyla turizmde ısınan bir küreselleşme...
3- AB vatandaşlığına dönük bir eğilim...
4- Doğal coğrafyanın, siyasal coğrafyaya ağır basmasıyla, AB üyesi ülke vatandaşlarının, Türkiye'ye temelli yerleşimlerinde bir artış...
5- İslama ve ırkçılığa da, yapışmada bir yoğunlaşma...
***
Bu arada okul çağındaki gençlerin, hem kendi halk edebiyatıyla yazılı edebiyatından; hem de evrensel parametrelerdeki değişimlerle medyada netleşen politik yapılanma ve kararlardan ne kadar kopuk olduğu çok sık çıkıyor ortaya.
Örneğin, Dr. Mustafa Şen'in "Türk gençliği konuşuyor" başlıklı dizisinin, Milliyet'teki 6'ncı bölüm başlığı şöyleydi:
"Amerika'yı AB ülkesi sanıyorlar - Liselilerin yüzde 62.3'ü, 25 üyeli Avrupa Birliği'ni 12 üyeli sanıyor, 35.4'ü ise Amerika Birleşik Devletleri'nin AB'ye üye olduğunu düşünüyor. Öğrencilerin dörtte biri ise AB'nin para biriminin "dolar" olduğunu zannediyor".
***
Toplumsal yapı ve görüntüyle, genç kuşakların psiko-sosyolojik nabzına, geniş bir açıdan bir kez daha eğildiğimizde:
1- Jet sosyetesi, tatilcileri, ünlü gece kulüpleriyle ekranlardan eksilmeyen albenili bir yaşam...
2- Böylesine şıkıdım bir dünyada bir an önce şöhretli olmaya vidalanmış; beyinsel donanımı iyice yüzeysel genç kızlar ve delikanlılar...
3- Gitgide parası ve prestiji azaldığı halde, durumu tatavacılıkla idare etmeye çalışan bürokratlar...
4- Kentlere doluşan, kırsal kesim ve kasaba işsizleri...
5- 32 bin köy, 20 bin mezra, çeşit çeşit siyasal partileri, aşiret beyleri, tarikat şeyhleri ve doktoruyla öğretmeni yetersiz yöreleriyle "gelişmekte, yahut burjuvalaşmakta olan" koskocaman bir Türkiye...
***
Toplumsal açıdan bu kadar çelişkili ve engebeli bir yapıyı; saydam, sağlam, rahat bir denklem içine oturtmaya, iç dinamiklerin zemberekleri yetmiyor.
21. yüzyılın "küreselleşmeyi" ön plana çıkaran dış dinamikleri ise, gitgide daha da hızlanarak çalışmakta... Statükolar bozulmakta ve yeni dengeler kurulmakta...
***
177 ülke arasında, bireylerin insani yaşam düzeyi açısından 94'üncü basamağa düşmüşlüğümüzü de hatırlarsak; "vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" muskasını, ekonomik köklerden yoksun hamasi ve uhrevi söylemlerle kutsallaştırmaya çalışmaktaki zorluklar da netleşir.
Her şeyden önce Türkiye'nin hem bütçe dağılımı, ucubemsi; hem gerekli yatırımlar için yeterli para yok...
Tek çare, global sermayenin yılda en az 20 milyar dolarlık bir yatırım yapmaya başlaması...
O da şimdilik o kadar kolay değil...
***
Bütün bu birikmiş tümörlerle dolu yamukluğun, çağdaş bir raya doğru dürüst oturabilmesi daha en az 20-30 yıl alacağa benzer; çeşitli çalkantılara da gebe görünen 20-30 yıl daha alacağa...
***
Sonra...
Sonra "onlar-biz" ayrımı biter. Avrupa vatandaşlığının eşdeğer düzeydeki hastaneleri, okulları, üniversiteleri çoğalmaya başlar Türkiye'de de...
İşveçliler'le, Portekizliler de, bizim vatandaşlarımız olurlar; bizler de, İngilizler'le İtalyanların vatandaşları olmaya başlarız...
***
Gönlümüz oldum bittim, Türkiye'nin de yeni bir çağda "gelişmişlik"le ortak bir sentezde buluşmasını diler; yoksa eski kalıplara mıhlı kalındığında, ırkçılıkla, İslam'a dört elle yapışma refleksi dahi, tarihsel bir füzyona uğrama sakıncasını engelleyemeyebilir...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|