|
 |
|
|
Fransa sarayına zarafet getirmişti
donatellapiatti@hotmail.com
Fransız saray kadınlarının "yağlı Floransa bifteği" lakabını taktıkları Caterina De Medici'nin Fransız mutfak kültürüne ne kadar önemli katkılarda bulunduğunu biliyor musunuz?
Mutfak kültürü ile ilgili okuduğum her kitapta Caterina De Medici'nin ismine muhakkak rastlıyorum. Gerçekten ilginç bir kadınmış. Gelecekte Fransa kralı olup II. Henry ismini alacak Henry D'Orleans ile evlenmesine karar verilmiş. Son derece akıllı, eğitimli, önyargıdan uzak, kararlı ve oldukça da politik bir hanımmış. 1533'te, müstakbel kocasının yanına Marsilya'ya taşınırken, beraberinde götürdüğü o küçük çaplı İtalyan pastacılar ve aşçılar ordusunun da katkısıyla, Fransız mutfak kültürü üzerinde büyük etkisi olmuş.
Doymak bilmezdi
Kendisiyle aynı yaşlardaki yakışıklı Henry ile evlenmek üzere Marsilya'ya gittiğinde, henüz 14 yaşında, çirkin, şişko, kireç suratlı bir kız çocuğuymuş. Fransız saray kadınları kendisine o son derece küçük düşürücü "yağlı Floransa bifteği" lakabını takmış.
İşte onu kurtaran, Fransa saray erkanının alışkanlıklarını zenginleştirmekte gösterdiği maharet ve yaratıcılık olmuş. Doymak bilmez bir iştahı varmış ve çatlayana kadar yemesine rağmen son derece seçkin bir damak zevkine sahipmiş. Konukları, düzenlediği şık ve gösterişli davetlere katılabilmek için birbirleriyle yarışırmış. Belki de bu yüzden, birkaç yıl sonra tahta bir varis veremediğini anladıklarında bile saraydan gönderilmemiş. Bu arada, son derece batıl inançlı bir kadın olan Caterina, Avrupa'nın dört bir yanından getirttiği büyücülere kısırlığa karşı çeşit çeşit muskalar ve büyüler hazırlatıyormuş. Nasıl başardığı bilinmez ama sonunda aralarından üçü Fransa kralı, biri de İspanya kraliçesi olan dokuz çocuk doğurmuş.
Çatal kullanmayı da öğretti
Fransa'da kesinlikle büyük yenilik olacak zeytinyağıyla hazırlanıp, bezelye, enginar ve oralarda bilinmeyen daha birçok başka sebzeyle servis edilen en az bin çeşit yemek tanıtarak bu ülkenin mutfağını zenginleştirmiş. Bunun yanı sıra sorbe ve dondurmayla tanıştırmış onları. Fransız hanımefendilerine külot ve üzeri incecik işlenmiş diğer iç çamaşırlarını tanıtmış, burun silmek ve sofrada kullanmak üzere işlenmiş mendillerin ve masa örtüsünün kullanımını, saray balolarında uyulması gereken zarafet kurallarını ve en önemlisi, Fransızlara çatal kullanmayı öğretmiş! Paris'te dönemin en önemli bakan ve politikacılarının davetli olduğu meşhur bir yemek daveti sırasında olmuş bu; sofraya, gümüş tepsilerle önceden parçalanmış etler getirildiği sırada, onun o pırıl pırıl gülümsemesinin eşlik ettiği sakin ama kararlı sesi duyulmuş: "Eti elle yemek, benim geldiğim şehir olan Floransa'da kaba, dolayısıyla kabul edilemez bir davranıştır!" Ve olanca zarafetiyle değerli bir kutunun kapağını açıp içinden altın kaplama, üç sivri uçla sonlanan ilgi çekici bir obje çıkarmış. Bunu sağ eline almış, herkesin afallamış bakışları önünde bir parça ete saplayıp havaya kaldırarak sofrada oturanlara göstermiş ve "et voila!" (işte) demiş. Üzerinde kendi adlarının yazılı olduğu aynı mücevherler masadaki her misafire dağıtılmış ve o günden itibaren çatal kullanmak Fransa'da moda haline gelmiş!
Caterina'nın, büyük şef Pellegrino Artusi'nin yemek tarifleri üzerine yazdığı tarih kitabından alıntıladığım özgün bir tarifini sunuyorum size. Tabii ilk fırsatta kendim de denemek istiyorum!
Narlı ördek
Malzemesi: Yaklaşık 1,5 kiloluk bir ördek, 3 narın suyu, 100 gr. tereyağı, 1 bardak konyak, 2 kaşık şeker, tuz, biber ve bir tutam rendelenmiş küçük muskat cevizi.
Hazırlanışı: Tereyağını hafifçe kızdırdıktan sonra nar suyunu, ufak ufak doğranmış eti, tuz, biber ve biraz muskat cevizi rendesini ekleyip çok kısık ateşte pişirin. Sos yoğunlaştığında konyağı ve şekeri de ilave edin, suyunu iyice çektirip sıcak servis edin.
|
|
|

|