Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Nihayet ben de kitap yazdım

Sarıkız'ın Anıları

Yazara e-mail

Elli küsur yıl önce Ankara... Banliyölerinden biri... Bahçe içinde tek ve iki katlı evler... Bin bir çeşit meyve ağacı ve çiçek tarhlarıyla çevrelenmiş... Gariptir ama her birinden mutluluk dalgaları yayılıyor gibi. Bu evlerden biri, en güzeli belki de. Yan bahçeden çıkılan toprak yolda bir polis otosu durmakta... Ufak bir kalabalık. Bahçe duvarının önünde bir itiş kakış yaşanıyor. Ortada, bukle saçlı bir kız bebek -belli en fazla bir buçuk, iki yaşlarında- iki kişi tarafından çekiştiriliyor. Çocuğu paylaşamayan 30 yaşlarında genç bir adam ve 45 yaşlarında bir kadın. Bebek kadının kucağında korkuyla ve avazı çıktığı kadar ağlayarak boynuna sarılıyor.
Polis - Hanım bu da çocuğun babası... Görmek onun da hakkı!
Kadın - İstemiyor ama görmüyor musunuz! Korkuyor, hiç olmazsa biraz alışsın.
Adam - (Sert sesle) Alışır, alıştırırım ben onu.
Genç adam çocuğu zorla çekip alıyor. O ana kadar seyirci kalan polisler kadını tutuyorlar. Bu arada az ileride bir taşın üzerinde ağlamaktan baygınlık geçiren 20 yaşlarında nazenin bir genç kadın... Eteğinde, çevresinde yaşları 3 ile 18 arasında değişen altı kardeşi. Hepsinin gözleri korkuyla büyümüş, bir yandan da bu genç kadını teselli etmeye çalışıyorlar...
1. Komşu - Her seferinde böyle yapıyor bu damat. Bi lokma çocuk bu, feryat figan ağlatılır mı?
2. Komşu - İnsan bir oyuncak getirir gelirken. Onla kandırır bari.
1. Komşu - Geçen hafta getirdi de n'oldu? Kıytırık şeyi giderken geri aldı çocuğun elinden.
2. Komşu - Haftaya tekrar getirecektir de ondan... Cimri..
1. Komşu - Cimrilik değil şekerim, ruhsuz bu adam. Tövbe tövbe... Bundan baba mı olur ayol.
Bu arada genç adam bebeği kapıyor ve yan tarafta duran motosikletin üzerine koyuyor. Bebeğin üzerinde ince bir elbise ve minik ayağında sadece çorapları var.
Kadın - Şu bahçede otursalar da kız korkusunu yense...
Adam - Ne korkusu ya... Babasıyım ben.
2. Komşu - Şuna bak, yavrucak Lütfiyanımı annesi biliyor ya, nasıl da sarılıyor boynuna.
1. Komşu - (Başıyla taşın üzerindeki nazenin kızı işaret eder) Eh kızının annelik yapacak hali mi var, daha kendisi çocuk!
2. Komşu - 40 kilo kaldı zavallı, bir yerine bir şey olacak.
Kadın - Dur oğlum, çocuğu giydireyim bari. Bu rüzgarda...
Kadın - Memur bey siz söyleseniz... Aman Allahım böyle çocuk sevgisi mi olur?
Polis - Biz bir şey yapamayız hanım, kanuni hakkı, götürecek.
Kadın - Bu kız nasıl sevsin şimdi bu babayı...
Adam - Hayır kayınvalide hanım, beni sevecek, zorla da olsa sevecek...
Genç adam bunu söylerken motosikletini büyük bir gürültü çalıştırıyor ve asfalt yola hızla fırlıyor. Taşın üzerinde oturan nazenin genç kadın gözyaşları içinde motosikletin arkasından biraz koşuyor ve dayanamayıp yere yığılıyor. İnsanlar etrafına toplaşıyor. Kadın ve çocukların çığlıklarına motorun gürültüsü karışıyor.
Tam o sırada ileride virajı dönmekte olan motosikletin fren sesi duyulur.
Ve aynı insanlar bu kez, havada uçan sarışın bebeğin buklelerini dehşet içinde izlerler.

Elli küsur yıl sonra...
Babamın yıllar önce sarf ettiği bu sözler, büyüdükçe biraz daha kepçeleşmiş kulaklarımda ara ara yankılanır. Eskisi kadar etkili mi derseniz, cevabım koca bir hayır!
"Zorla da olsa sevecek... Zorla da olsa sevecek!"
Oysa hiçbir zaman sevemedim onu. Çünkü gerçek sevginin emek olduğunu öğrenmiştim. Ve üç yaşımdan bu yana da kan bağına ve onun dayatma numaralarına da hiç inanmıyorum.
Elinizde tuttuğunuz kitaba gelince, "Bizim de şu edebiyat dünyasında bir tuzumuz bulunsun" gafletiyle değil, altı yıldır bir gazete köşesinde vır vır anlattığı yaşamını-yaşamlarınızı, bir başka deyişle insana dair hemen her konuyu paylaşmak için yazıldı. Üstelik engin bilgi ve yazma konusunda pek usta olmayan ama hayatın ustalaştırdığı biri tarafından... Bilgisizlik denen o karadelikte bir süpernova olmaktan ziyade, benzerlerinin arasında parlakça bir yıldız olmayı yeğleyen biri tarafından demek daha doğru sanırım. Okuyacaklarınız, biraz da "yaşam" denen şeyi "sevgi doludur, yenilir içilir, yan gelip yatılır" diye tarif edip bizi ortalara salan büyüklerimize feryat mahiyetinde... Oysa bizler "şu hayattan sadece, efendice şöyle bir geçelim" demiştik. Başımıza bunca vahşetin, fesatlığın, gelişememişliğin ve çözümsüzlüğün geleceğini bilseydik hiç geçer miydik!
Not: Bundan tembel ruhlu olduğum sonucu çıkmasın lütfen. Ben de biliyorum, taş ocağından bizzat kıçımdan ter damlayarak yontacağım taşlarla evimi yapacağımı. Her ne kadar artık aklımdan geçen, "keşke şu ocaklardan hazır prefabrik evler çıksa" şeklinde olsa da.
* * *

Sevgili okurlar, yukarıda okuduğunuz kitabımın ilk sayfaları. Sonrası roman ve Sarıkız'dan alıntılar. Her ne kadar kendi parmağı ile sürekli kendini işaret eden bir kişilikte olmasam da, çevremde gelişen olayları başka türlü anlatamazdım.



CUMARTESİ
Sanatla alışveriş iç içe
"Caza ilgi artmadı resmen patladı"
CNN TÜRK'ün yeni kare ası
Bu festival çocuklar için
Çöp kovaları davul, temizlik işçileri orkestra üyesi olacak
En moda, En yeni
MİNİKLERİN DÜNYASI





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet