Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kim korkar ki kediden? Ben!

tubaakyol@milliyet.com.tr
Önceki hayatımda kuştum belki. Belki de balıktım. Bilmiyorum. Kediden korkuyorum


yaztuba.jpg
Ben o kızlardanım. Kedi gördüğünde cırlak çığlıklar atıp sandalyenin üstüne çıkan o feci kızlardanım. Geçen akşam yemekte, upuzun bir masada -üstelik masanın diğer ucunda bir milletvekili bile varmış, ki bunun farkında olmamam da nasıl bir ayıp; birazcık ayıp!- ayağıma kedi dolandı. Ben aniden, nasıl bir çığlıkla -ta ciğerden- masadan nasıl kalktım; fırladım.
Sonra tabii suratım kıpkırmızı nasıl utandım; çok çok utandım.
Kediden korkmayan korkanın halinden anlamaz genellikle. Neyse ki Özgür anladı. Kedinin tek gözünün kör olduğunu da görünce, hem kediye merhamet etti hem bana. Masadaki tüm balık kafalarını toplayıp uzak bir köşede kediye verdi.

Gıtgıtgıdak / Utanmayı bırak
Bu esnada ben, kedinin ters istikametinde masadan uzaklaşıp sevgilimi aradım telefonla. Maksat azar işitip rahatlayayım. Zira masadaki herkes aslında bu hadiseyi gayet manasız, gülünç vesaire bulduğu halde kimse "çıt" demedi ya... Bu yüzden işte, kediden korkmamı en az masadakiler kadar manasız, gülünç vesaire bulan sevgilime olanı biteni anlatacağım. Acayip kızacak bana. O kızınca, şu durumumda bile bak bana nasıl kızıyor diye ben ona daha çok kızacağım. Böylece utançtan kurtulacağım.
Ah şu kadın kafası!
Sevgilim şaşırttı: "Boş ver" dedi. "Senin korkun görünür olduğu için onlara tuhaf gelmesi normal" dedi. "Ama o masadaki herkesin kim bilir ne gizli korkuları vardır" dedi. "Onlar da bir şeylerden korkuyordur" dedi. "Ölümden, yalnızlıktan, örümcekten, tavuktan..."
Gülmeye başladım. Tavuktan kim korkar? Horoz olsa neyse...
"Gördün mü?" dedi. "Sen tavuktan korkmadığın için sana tuhaf geliyor. Çünkü tavuğun bir şey yapmayacağını biliyorsun. Biz de kedinin sana bir şey yapmayacağını biliyoruz. Ama korku bu. Utanacak bir şey değil."
Gıtgıtgıdak / Utanmayı bırak...
Buyrun, utanmıyorum:
Ben kediden çok korkuyorum.

Gönül korku dinlemiyor
Eskiden daha da çok korkardım. Değil ayağıma dolanması, iki metre uzakta kedi görsem çığlığı basardım. Üniversitede arkadaşlarımdan kurulu bir kedi kovalama timim vardı. Çimenlerde otururken sırayla kalkar, yaklaşan kediye "pist"lerlerdi.

Bir arkadaşım -ki hayvansever olduğu için vejetaryen ve yaşlanınca da şu 40 kedili kadınlardan biri olacağının her işaretine haiz insan- senelerce bana yanaşan tüm kedileri kovaladıktan sonra bunu niye yaptığını şöyle açıkladı:
"Çünkü sen de kedisin."
Miyaavv...
Önceki hayatımda kuş, balık, hatta fare olma ihtimalim bile tartışmaya açılabilir belki ama "kedi", hem de şimdiki hayatta?
Sensin kedi!
"Kedileri sevenler, seni de seviyorlar" dedi. "Say bak, kaç sevgilinin kedisi var?"
Ey aşk, her şeye kadir olan aşk; bir kere de değil iki kere, hatta bahçesinde kedi besleyeni de sayarsak üç kere kedili evlerde yaşamama sebep oldu, evet.
"Bu senin bildiğin kedilerden değil" telkinleriyle, yavaş yavaş o kedilere alıştırılmak suretiyle...
Gülmeyin!
Gönül bu, korku morku dinlemiyor, ota boka ve dahi kediliye konabiliyor. Ne yapayım? Sırf kedisi var diye vazgeçilir mi? Ey aşk, her şeye kadir aşk; aşk olsun aşk.
Netice?
Bahçedeki kediler hâlâ o bahçedeler galiba. Ama o sevgili artık orada oturmuyor.
Diğer iki seferde ise...
Ben eve yerleştikten bir ay kadar sonra... İki kedi de...
Evden kaçtı.


"Kedi sevilmez mi?
Bak şuna, ne şekeeer"
Kanapeye uzandım, çocukluğuma döndüm.
Evet, görüyorum görüyorum:
Bir arkadaşımın evinin kapısındayım. Kapıda konuşuyoruz. Eve gizlice girmiş bir kedi, biz kapıda durduğumuz için kendini kıstırılmış hissetmiş olmalı, içeriden fırlayıp geliyor, uçuyor, tırnağını boylu boyunca koluma takıp geçiyor.
Ben panik, kanayan koluma bakan annemle babam benden panik. Kuduz aşısı olmam gerekir mi diye gece vakti acilen doktorlara gidiliyor.
Korkuyorsak bir sebebi var yani.
O günden sonra ben asla bir arabaya yaslanıp duramıyorum, ya altında bir kedi varsa da kendini kıstırılmış hissederse diye.
Katiyen bir çöp kutusuna bir şey atamıyorum.
Ya içinde kedi varsa, kendini kıstırılmış hisseder ve aniden üstüme fırlarsa diye.
Ve eğer apartman kapısını açık bulmuşsam; ya içeri kedi girmişse, ya yukarıya çıkmışsa, ya merdivende benim ayak seslerimi duyduğunda kendini kıstırılmış hissederse diye kendi evime giremiyorum.
Tüm bunların üstüne bir de kediden korkmayı şımarıklık addeden insanlara "Ya vallahi çok korkuyorum" diye dert anlatmaya çalışıyorum.
Onlar hâlâ "Kedi sevilmez mi? Ay baksana şuna, ne şeker" falan diyorlar.
Kedileri sevmiyor değilim ki.
Çirkin de bulmuyorum abi...
Kor-ku-yo-rum!
Kendimi fena halde kıstırılmış hissediyorum.




"Ne de güzel yapıyor, değil mi ablası?"
Ajda Pekkan'la röportaj yapacağız.
Onun evinde. Gittim ben, eve girdim. İçeride kediler cirit atıyor. Kendimi hızla bahçeye attım. Gergin, tedirgin oturuyorum.
Ajda Pekkan'ın nasıl kedici olduğunu bilirsiniz. Benim kedilerle aramın olmadığını bir öğrense, röportajdan bile vazgeçebilir. Her an bir kedinin üstüme sıçraması ihtimaline hazırlıklı olmaya çalışıyorum.
Katiyen bağırmayacağım.
Korktuğumu çaktırmayacağım.
Bu da işte, görev aşkı.
Tam konuşuyoruz, Ajda Pekkan birdenbire lafını kesip "Ay bak bak" dedi, "Canım benim, aşkım benim, ne de güzel yapıyor di mi ablası?"
Gösterdiği yerde bir kedi, üstelik beni de o kedinin ablası ilan etti -ne mi yapıyor? Kaka yapıyor!





Bir daha mı? Bir kediyle aynı evde... Hele de "Dişi Kedi"yle. Asla!

Kedili bir evde yaşamaya ikinci teşebbüsümde, yine aradan bir ay geçmiş-geçmemişti ki, bu kedi de kaçınca, muhitimde adım "kedisavar"a çıktı. Ne yapıyordum ben kedilere? Niye kaçıyorlardı?
Arkadaşlar ve sevgililer kediden ne kadar korktuğumu bildiklerinden, bir kediye -iyi yahut kötü- hiçbir maksatla yaklaşamayacağımdan emin; üstüme gelmediler. Ama bir kısım insan tahkikat yaptı tabii. Neyse ki her iki kedinin kaçtığı gün de evde değildim. Şahidim de vardı. Aklandım.
Kedici bir arkadaşım Colette'in "Dişi Kedi"sini hediye etti fakat. Kadın, erkek ve erkeğin dişi kedisi arasında geçen bir kıskançlık hikayesini anlatıyor kitap. Dişi kedi ile kadın arasındaki rekabeti... Kitabı okurken kırk kat daha korktum kediden. Bitirdikten sonra "Ee?" dedim, "Niye okuttun sen şimdi bunu bana? Kedilere bir şey yaptığımı düşünüyor olamazsın, değil mi?"
Ben o kedilere hiçbir şey yapmadım. Tamam, itiraf ediyorum: İlkinde, kedinin ben o eve yerleşmeden önce oturduğu, sahiplendiği koltuğun yerini değiştirmiştim. Ama diğerine hiçbir şey yapmadım.
Yapmayarak bir şey yapmışım efendim. Bir kedinin asla tahammül edemeyeceği tek şey görmezden gelinmekmiş. Bile-isteye değilse bile kedilerin evden kaçmasının sebebi benmişim. İyice korkayım da bir daha asla kedili biriyle birlikte olmayayım diye bana bu kitabı okutmuş. Yazık değil miymiş; benimle rekabet edemeyip sıcak evinden, kuru mamasından vazgeçerek sokaklara düşen kedilere?
Nasıl bir kedi sevgisidir bu? Bin yıllık arkadaşız, benim saadetimden önce kedilerin rahatını düşünüyor, iyi mi?
Becerdi. Aşkımdan ölsem, bir daha asla kedisi, hele de dişi kedisi olan bir erkekle aynı evde yaşayamam!





Kuş-sever bir aptal mı, kedi-sever bir sadist-manyak mı?
Cihangir kedi cumhuriyetidir. Sakinleri, Cihangir'in bu yönüyle övünür. Sokaklarda birkaç metrede bir kedi maması öbekleriyle karşılaşırsınız. Kapı önleri, araba tepeleri kedilerindir. Bizim apartmanın önünde mesela, gidin sayın şimdi, en az on kedi yatmaktadır. Cihangir'in kedileri rahattır.
Peki kuşlar?
Bazen bizim sokakta, yerlerde kuş yemi görüyorum. Kim atıyorsa o kuş yemini, yakalarsam, çok fena yapacağım. Yola kuş yemi serpen ya kuş-sever bir aptal ya da kedi-sever bir sadist-manyak olmalı. Çünkü kuşlar o yem uğruna yere kondukları her defa, içlerinden birini-ikisini kedi kapıyor.
Geçenlerde yine bir kumruyu kedi kaptı. Sevgilim indi, kedinin elinden kumruyu aldı. Evde ona yer hazırladık. Su verdik. Yem aldık. Önüne koyduk. Bir-iki kanat çırptı. Yoksa iyileşecek mi... Kuş kadar canı var nihayetinde. Öldü.
Ertesi gün eve girdim, salonun ortasında bir kumru. Beni görünce uçtu gitti. Ölenin dul eşi miydi, bir şekilde en son burada olduğunu anladı da onu mu arıyordu, yoksa ben de kuş-sever bir romantik miyim, eve kumru girmesi sadece bir tesadüf müydü? Ne bileyim.
Çok üzücüydü.

CUMARTESİ
Sanatla alışveriş iç içe
"Caza ilgi artmadı resmen patladı"
CNN TÜRK'ün yeni kare ası
Bu festival çocuklar için
Çöp kovaları davul, temizlik işçileri orkestra üyesi olacak
En moda, En yeni
MİNİKLERİN DÜNYASI





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet