|
 |
|
|
'İnsan hakları' eyyamı
Bizi bu "örtülü eyyam"lar mahvetti ...
Açıyorsunuz ekranın düğmesini; her spor programında Fenerbahçe seyircisi altı okka. Daha doğrusu derbideki 137 Fenerbahçeli "kahraman"ın şahsında Türkiye'nin en geniş taraftar kitlesine selamlar, saygılar, hörmetler.
"Efendim, biletini almış bir seyirciyi polis nasıl tribün dışına sürer".
Son derece haklılar saygıdeğer yorumcularımız.
Lakin bir tek hata yapıyorlar... Küçük bir hata:
"Koşullar"!..
O koşullar ki, mecbur bıraktığında koskoca devlet başkanının, başbakanın bile üstüne çullanır polisler. Buna "koruma" diyorlar.
Yine o tatsız koşullar emrediyorsa, hiç suçu olmayan kendi vatandaşına kelepçe takıp götürür polis... Bakınız; Lousiana eyaletinde afet bölgesini terk etmemekte direnenler.
Ne yapsaydı derbideki güvenlik güçleri yani?.. Maçı provoke etmeden izleyip gideceklerine "kural delme" eylemine gelmiş 137 kişinin on binler tarafından didiklenmesini seyir mi etseydi?
Stattan çıkarırken itip kakmışsa ayıp etmiş. Ama çıkarmak zorundaydı.
Şimdi siz olaya "insan hakları" perspektifinden bakarsanız haklısınız! Ama insan haklarına o kadar meraklıysanız, futbola da karşı olmalısınız. Modern çağların arenası olan stadlarda para karşılığında mücadele edip hayati tehlikelere maruz kalan, yaralanan, kolu bacağı kırılan, hatta ölen futbolcuların durumu insan haklarına aykırı değil mi?
Ya Anadolu kulüpleri?
Ya futbol yolunda yitip giden gençler. Tribünde ölenler? Sokakta dayak yiyenler?
Fanteziyi bırakalım...
İnönü Stadı'ndaki Fenerbahçeliler oraya eylem için gelmişler. Eylemlerini yaptılar, kazasız belasız polis marifetiyle dışarı çıkarıldılar.
Bence iyi etmedi bu 137 kişi.
Peki neden eylemin kendisine laf söylemiyor da, insan haklarından başlıyorlar sevgili yorumcular? Çünkü karşılarında Fenerbahçe gibi büyük bir kitle var. Ekran böyle işte. Konuya neresinden girersen gir, yeter ki kitleleri küstürme. Lafı eğip çarpıtmak ne ki?
İnsan haklarına gelince...
O konu bir kültürdür. Bir bütündür. Öyle işine gelince ortaya çıkarılacak dededen kalma silah değildir. Bu toplumun şerefli spor adamlarına hakaret edenler de insan haklarından bahsedemez, geçmişteki olayları takım hüviyeti ile yorumlayanlar da... Tribünlerin bu hale gelmesine zemin hazırlayarak şöhreti tadanlar da.
Irak'ı yeryüzü cehennemi yapan ABD'nin özgürlükten bahsetmesi kadar komik bir şey bu.
"Çapraz duacı" aday
Lafa "en son söyleyeceğinden" başlayanlardan biri olarak, burada açıkça deklare ediyorum ki, Rıza hoca, "yabancı hocalara gösterilen toleransın en az yarısı gösterilmeden istifaya zorlanırsa" ne Beşiktaş Yönetimi'ne bir gram sempatim kalır benim, ne de futbolumuzun geleceğine yönelik ümitlerim...
Çok büyük ayıp edilmiş olur. Sadece sayın Çalımbay'a değil, bize, hepimize...
Çünkü hepimiz biliyoruz ki, Rıza Hoca sadece nüfus kağıdı yüzünden ağır bir küçümseme ve ciddiye alınmazlıkla 1-0 yenik başladı mücadelesine.
Hepimiz biliyoruz ki, "yabancı hayranlığı" ile dışa vurulan bu davranışlara sahip insanlar, en yoğun olarak bir Türk hocanın görev aldığı atmosferde ürüyorlar.
Sadece futbolda da değil, hemen her sektörde böyle. Bunun altında "toplumsal bir teslimiyet ve güvensizliğin tohumlaması" yatıyor. En göz önünde olan sektör de futbol olduğuna göre... Başarısız her Türk hoca, her Türk futbolcu, ulusal değerlerimizin erozyonuna AB fonlarından daha büyük katkı sağlıyor.
Beşiktaş'ta ise daha girift oyunlar var galiba!..
Baksanıza sayın İhsan Kalkavan başkan adayı oluyor. Hani Galatasaray takımını "Hoca"sına götürüp "çapraz dua" tekniği ile UEFA Şampiyonu yaptıran zat-ı muhterem!..
Sınırsız yetki istiyor şimdi Beşiktaş'tan.
Dünya istediği kadar gelişsin, insanlık istediği kadar evrimleşsin; taktik değişmiyor...
Ele geçirmek istediğin her ne ise, önce dibe vurmasını sağlayacaksın. Sonra kontrolü teslim alacaksın. Hem de gönül rızası ile.
Çaresizliğe mahkum edilen her kişi ve kuruluşun altında bu plan.
Dikkat Beşiktaş... Dikkat Rıza Hoca'm...
Neden bu sportif çöküş
Tüm spor branşlarında birden çöküş olunca insan ister istemez spor dışı etkenleri düşünüyor değil mi?
Üstelik sportmen bir başbakanımızın hükümeti sırasında.
Üstelik sportmen başbakanımızın liderliğindeki hükümetimiz, uluslararası sportif başarı için bu kadar etkili davranırken...
Hem de her branşta yetkilileri saptayacak kadar etkiliyken...
Neden geri gidiyoruz?
Neden dökülüyoruz futbolda baskette, hatta halter, atletizm gibi bireysel branşlarda bile?
Bırakın dökülmeyi, dopingden branş kapatacak hale geldiysek, bunun sebebi ne?
Ve kime sormamız gerekiyor?
Bakın Mehmet Albayrak adındaki okurumun mailini alıyorum buraya. Okuyun ve yaşadığı acıyı, sorduğu soruyu aklınızın bir köşesine koyun:
"Onurum çok kırıldı. Bir Türk olarak aldığımız Almanya yenilgisi beni kahretti. Buna neden olan kişilerin bunun sorumluluğunu çekmelerini istiyorum. Artık galibiyet, kupalar görmek istiyorum, başarı istiyorum...
Bu yenilgi ve Avrupa Basketbol Şampiyonası'ndan elenmemize sebep olan insan ve kuruluşları kınıyorum. Bizi rezil ettiler"...
Kim bu insanlar? Kim bu kuruluşlar?
Biz nerede hata yaptık; bu sorgulanmalı.
Yöneticilerin espri anlayışı
Sözlü hakaretlerde, "hadi" diyorduk; "dilin kemiği yok"... Adam sinirlenmiş kendini tutamamış küfür etmiş!..
Peki yazılı olanda ne yapacağız?
Sevgili Beşiktaşlılar... En azından bir kısmı... Ya da diyelim ki, iki kişi... Yetmez mi? Oturmuş, düşünmüş, taşınmış hatta eskizler hazırlamış ve pankartı yazmışlar işte. Taammüden hakaret diye buna derim ben. Rezilliğin bilinçlisi. Terbiyesizliğin sinsisi.
Artık analar, bacılar, kardeşler de bu pisliğin içine yazılı olarak çekildiler, tarihe not değil pankart düşüldü ya... Koyverin gerisini.
Beşiktaş Yönetimi özür dilemiş Fenerbahçeli insanların ailelerine dil uzatan pankart için.
Geçiniz...
O stada açılan pankartlardan siz sorumlu değil misiniz?
Mutlaka gördünüz ve "espri" olarak nitelediniz. Görmediyseniz, "işinin ehli" değilsiniz.
Vah ki ne vah...
Bir kulüp yöneticilerinin espri anlayışı böyle ise; o kulüp şampiyon olsa ne yazar, olmasa ne yazar. Hatta olması daha tehlikeli bir olay!..
Bu tip espri anlayışına sahip insanlar magandalara kurşun dağıtır şampiyonluk kutlamaları için.
Kimse bana "Eskiden şu takım da şöyle pankart açmıştı" demesin. Hakaret içeriyorsa o da rezillik etmiş o zaman. Ahlak, yara kabuğu değil ki, bir tırnakta düşsün... Reaksiyonla sökülüp alınamayacak kadar derinde olmalı.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|