Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar...


Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın, henüz daha binbir ayak bir yerde cürcunasının dışında; gürültüsüz patırtısız sakinliğinin bekâretini korumakta olan bir Köyceğiz gecesinin, aydınlık ıssızlığında, göl kıyısına kadar yürümek eylül mehtabında...
Maviliğini, grubun da iyice bitip sönmesiyle, usul usul karanlıkımsı bir tülle örtülemiş olan gökyüzünde, yusyuvarlak kocaman bir Ay...
Köyceğiz Gölü'nün uzanıp giden kimsesiz suları, anadan doğma bir doğallıkta kendini teslim etmiş, Ay'ın üstüne dökülen şehveti azgınlıktan arınmış ışıklarına...
***
Gecenin o saatinde göl kıyısında tek başına bir adam, balık yakalamaya çalışıyordu.
Yanında durduk; kendisine:
- Rastgele, dedim.
Orta yaşın üstünde sevecen bir yüz, gülerek kaldırdı başını:
- Balık malık çıktığı yok, dedi.
Sonra attığı oltaların sulara daldığı yerdeki kıpırtılara bakarak:
- Bak geldiler işte ama, hepsi küçücük onların, dedi.
Köyceğizli olmadığı belliydi. Dostça sordum:
- Memleket nere?
- Elazığ... Ben Almanya'daydım. Uzun yıllar kaldım orada, doğrusu Almanları da sevmedim. Sonra buraya geldim işte...
***
Bizim oturduğumuz yerin az ötesinde, katlarını satmayı, yahut kiraya vermeyi düşündüğü koskocaman bir ev yapmıştı. Kimseyle fazla bir ahbaplığı yoktu ve görünüşe göre yapayalnız yaşıyordu; sevecen yüzünde rahat gülüşü hiç eksik olmadan...
***
Köyceğiz'de Hollandalı Simone de, tek başına yaşıyordu. Sabahın erken saatleriyle, akşam üstleri bakımlı saçları, kısaca etekleri ve dimdik yürüyüşüyle köpeğini uzun uzun gezdirerek...
***
Virgül biçimindeki, deniz kabuklarıyla çakıl taşlarından örülmüş bir avuçluk havuzdaki kırmızı balıklarla birlikte yaşayan bir de ehli keyif bir kurbağa vardı.
Parmak boyundaki siyahımsı kurbağa, her gün güneşlenmek için ya kıyıya, ya Solmaz'ın saksı içinde havuza koyduğu uzun papirüs dallarının dibindeki bambunun yuvarlak helezonlarından en rahat ettiğinin üstüne çıkıyor; öyle hareketsiz keyifleniyordu. Kazara ürktü de mi, akıl almaz bir hızla atlıyordu sulara...
Tıpkı duvar diplerinde, arada sırada ortaya çıkan tanıdık pavurya ile çimlerde arada sırada gezinen uzun kuyruklu kertenkele ve rüzgarda şıngırtılı sesler çıkaran değişik boylardaki madeni ufak borulara zıplayarak yapışan iri çekirge gibi; ehli keyif kurbağa da, okşayasım geldiği bahçe sakinlerindendi...
***
Alman bir dostun komşu otelindeki, fiyakalı pisinin çevresinde, uzun şezlonglar vardı; şezlonglarda kadınlı erkekli genç Alman turistler...
Dev yapraklı muz ağaçlarıyla palmiyelerin ve zakkumların egzotik dekoru önünde, suları durmadan değişen inadına mavi yüzme havuzu kıyısındaki bir şezlonga yarıyarıya uzanmış olarak, elimizde pipetli kâğıt bardaklarla bir fotoğraf çektirseydik...
Miami'de de tatil yaptığımız zannedilebilirdi, Seychelles adalarında da...
"İyi yaşam" etiketli imajların hayallerine gömülmüş insancıkları, görüntü kandırmacalarına uğratmak çok mu zordu?
Oysa komşu otelin işletmecisi, eski dost Abdullah'ın ikram çemberi içindeydi bizim Köyceğiz'deki muz ağaçlı, palmiyeli yüzme havuzu kulaçları...
***
İzmir'den Aydın'a doğru Selçuk tepelerindeki Şirince köyünün çıkışında, tepeleme de olsa küçümen bir karpuz sergisi; yanında da oturmuş, siyah başörtülü, siyah yeldirmeli şişmanca bir köylü kadını...
Doğrusu isterdim o köylü kadının da, bir iki karpuz sattıktan sonra, çevredeki otel bahçelerinin birindeki bir yüzme havuzu kıyısında bir şezlonga uzanmasını...
Bu bir zenginlik sorunu değil, bir yaşam üslubu sorunu; tıpkı köylülerin de, kentleşme sürecinde tenis oynamaya başlaması gibi...
Yüz yıla kalmaz, bugünkü "iyi yaşam" hayalleri, her ev için rafadan yumurta olur...
***
Bursa'dan kalkıp, arabayla Antalya'daki bir tanıdıklarının villasında birkaç gün geçirmeye giden, yılların emzirdiği eski bir dostluğun az rastlanan anıtlarından Saruhan Ayber ile eşi Semra Ayber; giderken de, dönerken de Köyceğiz'e uğramak hatırşinaslığını gösterdiler...
***
Köyceğiz Gölü'nün sazlıklarla bir saklanıp bir açılan binbir kanal ve golcükleri içinden, Akdeniz'e doğru bir motor gezintisi...
Dalyan'da 2500 yıl önceki Karia uygarlığının, yükseklerdeki kayalara akıl almaz bir hünerle oyulmuş, süslü kapılı Kral Mezarları karşısındaki balık lokantalarının önünde; yanyana aynı gezintilere amade 600 turist motoru...
Ve deniz kaplumbağalarının yumurtlamaya geldikleri uçsuz bucaksız İztuzu plajlarıyla Akdeniz...
***
Arada sırada şen kahkahalar atarak da, lafladık durduk Saruhan ve eşiyle...
Ölemez dağı, yamaçlardaki çam ormanları, kıyılarda birkaç yalnız tekne ve afacan mı afacan, iri boynuzlu dağ keçileri...
Irmakların, göllerin, denizlerin birbirine karıştığı yaygın bir sazlıklar aleminin kanallarında, motorla bir gezinti...
***
Almanya'daki seçimler acaba ne kadar umurundaydı Alman turistlerle, Avrupalı turistlerin, bilemiyorum; sereserpe öylesine dağılıp gitmişlerdi uçsuz bucaksız plajların üstünde...
***
Klasik müziğin karasevdalısı Saruhan'a, Köyceğiz ziyaretinin bir teşekkürü gibi radyo da, bir ikramda bulunmuş, Albinoni'nin Adagio'larını çalmaya başlamıştı...
Değişik dekorların değişik yaşamları ortasında; bizler de, kendimizce oyalanıp gidiyorduk işte...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Kürtçü harekette büyük bölünme
PKK belli... Terör örgütü ve kurdurduğu parti...
Çetin ALTAN
Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar...
Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın...
Melih AŞIK
Çöp tartışması
Başbakan Erdoğan, Karadeniz gezisinde yol ken...
Fikret BİLA
Sezer'in etnik çatışma uyarısı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gaziantep Ü...
Hasan CEMAL
Kamu malı!
Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peyn...
Yılmaz ÇETİNER
Kanal D ekranına canlılık geldi?
TV kanalları geçen yazı, patırtısız, gürültüs...
Güneri CIVAOĞLU
Boş havuz söylemi...
AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dı...
Can DÜNDAR
Atları da vururlar!
"İlk televizyon şehidimiz"i verdik.
Hurşit GÜNEŞ
Verimlilik artışlarının sonuna geldik
Dün DİE Kısmi Verimlilik Endeksi verilerini y...
Doğan HEPER
Bırakın Ermeni konuşsun
Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniv...
Semih İDİZ
Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli
AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar ...
Sami KOHEN
Bağlayıcı değil, ama...
İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "ka...
Hasan PULUR
Tuncay, Anelka Schröder, Merkel
Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" St...
Derya SAZAK
Ofer skandalı
CHP'nin 'Ofer Komisyonu', Tüpraş ve Galatapor...
Meral TAMER
Anish Kapoor'u İstanbul'dan göndermeyelim
İstanbul'da sanat ortamı, daha önceki 8 biena...
Güngör URAS
Okullar bağışsız ayakta kalamaz
Devletin imkânları sınırlı. Eğitime bugün ver...
Serpil YILMAZ
Eğitim üzerinden demokrasi tartışması
Hükümetin iktidara geldiği günden bugüne 60 b...
M. Ali BİRAND
Çarpık toplumda, çarpık olaylar
Türk kamuoyu birkaç haftadır iki olayla çalka...

© 2005 Milliyet