Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kamu malı!


Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peynir, kundura, kumaş, içki, otel, banka, çimento ve şeker fabrikaları...
Kamu malı idi bunların tümü.
Kamu İktisadi Kuruluşları, KİT'ler!
Devlet eliyle kuruldular. Üstelik iyi niyetle...
Ama bir deyiş vardır:
Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir diye...
Aynen böyle oldu.
Kamu malı gün geldi, milletin sırtında kambur oldu. Ekonomik büyümeye en büyük kösteği oluşturdu.
Bu kamu malları idi, enflasyonu ekonomik ve toplumsal bir bela olarak Türkiye'nin başına saran. Ekonomik istikrarı silen, gelir dağılımını altüst eden, sosyal adaleti bir özlem haline getiren, ahlaksızlığıyla, rüşvetiyle toplumu yozlaştıran enflasyon canavarı, yıllar yılı bu kamu malları sayesinde yaratıldı, beslendi.
Kamu malları, ihracatı unutturdu bize. Çünkü ithal ikamesi olarak kuruldular. Nasıl döviz tasarrufu ederiz diye, kapalı ekonomi mantığıyla sahneye çıkarıldı hepsi.
Nasıl döviz kazanırız diye değil.
İhracatı düşünerek değil.
Ekonomiyi kapatarak, içimize kapanarak kurtulacağımızı sandık.
Oysa, Uzakdoğu ülkeleri bunun tam tersini yaparak ihracatla tanıştılar. Onlar ithal ikamesi olarak değil, döviz kazandırmak için, ihracata ve dışa açık bir mantıkla kuruldular. Ülkelerine hem döviz kazandırdılar, hem aş ve iş sorunlarını çözdüler.
Kalkınma yarışına bizden sonra başladılar, bizi sollayıp geçtiler, bize fark attılar. Biz hâlâ kişi başına milli gelirde 5-6 bin dolarla emeklerken, onlar 15-20 bin dolar rayına oturdular.
Birleşmiş Milletler'in yaşam kalitesi endekslerinde biz hâlâ 80'lerde tıknefes haldeyken, onlar basamakları birer ikişer tırmanıp eğitimde, sağlıkta, kısacası refah yolunda bizi çok geride bıraktılar.
Bu arada kamu malları, hem iktidarların hem kamu sendikalarının çiftliği haline geldi. Bir yandan siyaset ağaları, öte yandan sendika ağaları, kimilerinin diline pelesenk olan kamu malı edebiyatı ile milletin sırtına bindiler. Aş ve iş sorununun çözümünü geciktiren, ekonomik istikrarsızlığı körükleyen enflasyonist düzenden nemalandılar.
Bunu hep kamu malı edebiyatı ile yaptılar.
Diğer yandan kamu malı bankalar da siyasetin yozlaşmasında, yolsuzluk ve rüşvet sarmalının, yani hortumculuğun düzeni esir almasında kilit rol oynadılar.
Sonuç, iflas oldu.
1980'de 24 Ocak da, 12 Eylül de böyle geldi. 2001 yılı şubat krizi ile tarihinin en büyük yoksullaşma çukuruna Türkiye böyle düştü. Koca bir siyaset sınıfı, 2002 genel seçimlerinde bu yüzden battı.
Dünyanın her yerinde kamu malı kötü yönetildi.
Bir başka deyişle:
Ekonomide devlet, hiçbir devir ve zamanda çıkar yol olmadı. Olduğunu sandığımız zamanlar oldu ama gerçekte olamadı. Berlin Duvarı bu nedenle yıkıldı. Sovyetler Birliği bu yüzden tarih oldu.
Türkiye'de de kamu malı çıkmazına saplananlar, 'ekonomide devlet'ten bir türlü kopamayanlar, ekonomide ve siyasette rekabetçi yapıların önemini kavramayanlar, demokrasinin ancak ekonomideki ve siyasetteki özgürlükçü yapılar sayesinde gerçeklik kazanabileceğini göremeyenler, bilmeyenler ya da bir türlü öğrenemeyenler, Türk ekonomisini sonunda çıkmaza sürüklediler.
Milleti yoksullaştırdılar!
Onun içindir ki:
Bugün 'özelleştirme'ye hâlâ kamu malı edebiyatı ile karşı çıkanlar, özelleştirmeye hâlâ ulusalcılık adına karşı çıkanlar, şunu iyi bilsinler:
Bu millete iyilik yapmıyorlar!
Hiç kuşkusuz özelleştirmeye dikkat edelim. İyi fiyat almaya bakalım. Dürüst ve ehil olanları seçmeye çalışalım.
Ama kamu malı edebiyatını bırakalım.
Bu edebiyat bunca yıl Türkiye'nin kalkınmasını kilitledi, aş ve iş yollarını tıkadı.
Bu gerçeği hiç unutmayın!

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kürtçü harekette büyük bölünme
PKK belli... Terör örgütü ve kurdurduğu parti...
Çetin ALTAN
Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar...
Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın...
Melih AŞIK
Çöp tartışması
Başbakan Erdoğan, Karadeniz gezisinde yol ken...
Fikret BİLA
Sezer'in etnik çatışma uyarısı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gaziantep Ü...
Hasan CEMAL
Kamu malı!
Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peyn...
Yılmaz ÇETİNER
Kanal D ekranına canlılık geldi?
TV kanalları geçen yazı, patırtısız, gürültüs...
Güneri CIVAOĞLU
Boş havuz söylemi...
AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dı...
Can DÜNDAR
Atları da vururlar!
"İlk televizyon şehidimiz"i verdik.
Hurşit GÜNEŞ
Verimlilik artışlarının sonuna geldik
Dün DİE Kısmi Verimlilik Endeksi verilerini y...
Doğan HEPER
Bırakın Ermeni konuşsun
Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniv...
Semih İDİZ
Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli
AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar ...
Sami KOHEN
Bağlayıcı değil, ama...
İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "ka...
Hasan PULUR
Tuncay, Anelka Schröder, Merkel
Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" St...
Derya SAZAK
Ofer skandalı
CHP'nin 'Ofer Komisyonu', Tüpraş ve Galatapor...
Meral TAMER
Anish Kapoor'u İstanbul'dan göndermeyelim
İstanbul'da sanat ortamı, daha önceki 8 biena...
Güngör URAS
Okullar bağışsız ayakta kalamaz
Devletin imkânları sınırlı. Eğitime bugün ver...
Serpil YILMAZ
Eğitim üzerinden demokrasi tartışması
Hükümetin iktidara geldiği günden bugüne 60 b...
M. Ali BİRAND
Çarpık toplumda, çarpık olaylar
Türk kamuoyu birkaç haftadır iki olayla çalka...

© 2005 Milliyet