Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Boş havuz söylemi...


AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, "Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez. Tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız" demişti.
Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan'ın AB kararlarına "kilit" örneklerini yaşadığımız şu günler, merhum Zorlu'nun öngörüsünü doğrulamakta.
O günlerin altını çizmeye devam...
..................
Gerçekten Yunanistan, Türkiye'den bir adım önce 8 Haziran 1959'da AB'ye (o yıllardaki adıyla AET'e) üyelik başvurusunda bulunmuştu.
Dışişleri Bakanı Zorlu'nun diplomatik refleksiyle Türkiye de 2 ay bile geçmeden 31 Temmuz 1959'da AET'e (ortak üyelik) başvurusunu yaptı.
Hatta...
İç siyasetin en gergin olduğu o yıllarda geç kalarak ya da karar çıkaramayarak Avrupa meydanını Yunanistan'a bırakmak riskliydi.
O nedenle...
Dönemin DP iktidarı, TBMM'den karar çıkarmaksızın sadece ani bir hükümet kararıyla "ortak üyelik" isteğini Brüksel'e bildirmişti.
..................
Zorlu, "ortak üyelik" sürecini hızlandırmak için diplomatik atak başlatmıştı.
Makam odasında kabul ettiği AET büyükelçisine, "Yunanistan ile Türkiye'yi nasıl birbirine karıştırırsınız? Küçük bir ülkenin potansiyeli ile Türkiye'ninki bir midir?" diye sormuştu.
Bu soru ve devamındaki söylem etkili olmuş, AET, Atina ile Ankara arasında denge arayışına girmişti.
Sonuç...
Yunanistan ile AET ortaklık görüşmeleri 10 Eylül 1959'da başlamıştı.
Türkiye-AET ortaklık görüşmeleri ise, sadece 17 gün sonra, 27 Eylül 1959'da başladı.
....................
Görülüyor ki, AB yolundaki yarışa Türkiye, Yunanistan ile aynı tarihte depar yaptı.
Final ipini Yunanistan 24 yıl önce göğüsledi.
AB'ye tam üye oldu.
Türkiye ise, hâlâ 3 Ekim 2005'te tam üyelik görüşmelerini başlatma kararını sökmek çabasında.
Arada Yunanistan'a 24 yıl bile değil, belki 34 yıla uzanacak farkı yaptıran, Türkiye'ye tur bindirten nedir? Bir tanesini belirtelim...
Türkiye politikasının omurgasını belirleyen ve yarışı aynı depar çizgisinde başlatan dışişleri bakanını idam ettik.
Şimdi... Bırakın Yunanistan'ı bir yana...
Onun nesebi henüz belirlenmemiş çocuğu olan Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye'nin önünü kesiyor.
"Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez. Tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız" söylemindeki ileri görüşü ipe çekmekle, bugün Yunanistan'ı ve Kıbrıs'ı AB'de yalnız bırakmaya dönük "Kızılelmacılık" Türkiye'ye aynı kötülüktür.
...................
Türkiye, oynanmakta olan oyunu net görmelidir.
Türkiye kamuoyunda tansiyonu yükseltecek, sinirleri gerecek, toplumsal tepki patlamaları yaratacak söylemler, deklarasyon satırları, Çerçeve Belge satır aralarıyla "ipin kopması" amaçlanıyor.
Buna karşılık Türkiye'de sinirler çelik gibi olmalıdır.
AB yolunda kazanılmış olan mevzilerden bir adım gerilemek bile akıllardan geçmesin.
3 Ekim virajı kesinlikle arabayı devirmeden alınmalıdır. İçeriden ve dışarıdan taş koyanlar aşılmalıdır.
....................
AB-Türkiye ilişkileri tarihini bir kez daha gözden geçirdim.
Her dönemeç çok acılı ve zorlu olmuş. Türkiye hiçbir zaman içtenlikle istenmemiş.
Ama... Her defasında, her kopuşta yeniden mevziler kazanılmış. Söke söke mesafe alınmış.
3 Ekim de öyle olacak.
Tarihin bu en büyük uygarlık ve barış projesinde Türkiye'nin yer alması, Avrupa'nın ve küresel yararların gereğidir.
Orta ve uzun vadede Kıbrıs Rum yönetiminin bile yararına olduğu görülecektir.
Bugün AB'nin bazı üye ülkelerinde yönetimler yeterince derin ve ileri görüşlü olmayabilirler ama değişen koşullar ve zaman, onların yerini alacak olan yeni yöneticilere gerçekleri gösterecektir.
................
Not: Merhum Zorlu'nun söylemi, o dönemin koşulları ve AB ile ilişkilerin gelişimi için bkz: Dr. Kenan Dağcı, Stratejik Öngörü, sayı:5, sayfa:88-97.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kürtçü harekette büyük bölünme
PKK belli... Terör örgütü ve kurdurduğu parti...
Çetin ALTAN
Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar...
Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın...
Melih AŞIK
Çöp tartışması
Başbakan Erdoğan, Karadeniz gezisinde yol ken...
Fikret BİLA
Sezer'in etnik çatışma uyarısı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gaziantep Ü...
Hasan CEMAL
Kamu malı!
Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peyn...
Yılmaz ÇETİNER
Kanal D ekranına canlılık geldi?
TV kanalları geçen yazı, patırtısız, gürültüs...
Güneri CIVAOĞLU
Boş havuz söylemi...
AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dı...
Can DÜNDAR
Atları da vururlar!
"İlk televizyon şehidimiz"i verdik.
Hurşit GÜNEŞ
Verimlilik artışlarının sonuna geldik
Dün DİE Kısmi Verimlilik Endeksi verilerini y...
Doğan HEPER
Bırakın Ermeni konuşsun
Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniv...
Semih İDİZ
Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli
AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar ...
Sami KOHEN
Bağlayıcı değil, ama...
İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "ka...
Hasan PULUR
Tuncay, Anelka Schröder, Merkel
Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" St...
Derya SAZAK
Ofer skandalı
CHP'nin 'Ofer Komisyonu', Tüpraş ve Galatapor...
Meral TAMER
Anish Kapoor'u İstanbul'dan göndermeyelim
İstanbul'da sanat ortamı, daha önceki 8 biena...
Güngör URAS
Okullar bağışsız ayakta kalamaz
Devletin imkânları sınırlı. Eğitime bugün ver...
Serpil YILMAZ
Eğitim üzerinden demokrasi tartışması
Hükümetin iktidara geldiği günden bugüne 60 b...
M. Ali BİRAND
Çarpık toplumda, çarpık olaylar
Türk kamuoyu birkaç haftadır iki olayla çalka...

© 2005 Milliyet