Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bırakın Ermeni konuşsun


Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniversitesi'nde yarın başlayacak ve pazar günü son bulacak bir Ermeni konferansı var.
Boğaziçi'nin kadın rektörü ile Sabancı Üniversitesi'nin rektörünün ortaklaşa düzenledikleri kongre mayıs ayında toplanacaktı. Olmadı. Yalnız Türk konuşmacıların katılacağı toplantı bu aya ertelendi.
Aslında Türkiye'nin bu tip toplantılara artık son vermesi daha iyi olur kanısındayım.
Türkiye söyleyeceğini söyledi ve konunun tarihçilere bırakılmasının daha doğru olacağını belirtti.
Bu konuya noktayı devlet olarak koyduk sayılır.
Çünkü, Ermeni ve yandaşlarının iddialarının sonu yok. Kimine göre öldürülen Ermeni sayısı bir milyona varıyor. Mesela Orhan Pamuk bu görüşte...
Benzer görüşü taşıyanlar olmasa ABD'de parlamentoda soykırım iddialarına yüz veren olur muydu?
* * *
Neyse ki Türkiye lehine çalışanlar da var.
En son, ABD'deki avukat Eda Elitok gibi.
Elitok Ermenilerin Anadolu'da yaptığı soykırımın tanınması için ABD Temsilciler Meclisi'ne sunulmak üzere "Türk soykırım yasa taslağı" hazırladı.
Doğu Anadolu'da 1915-1923 yıllarında 2.5 milyon Türk asıllı ve Türk kökenden olmayan kişinin Ermenilerce katledildiğine dair tarihi belgeler olduğunu vurgulayan Elitok, "12 Nisan, Türk soykırımı günü olarak anılsın" dedi.
* * *
Ama yeter artık.
Bu konferans ve ferdi çabaların sonu yok. Türk devletinin resmi cevabı yeter.
Böyle gittikçe durum Ermenilerin aleyhine olacaktır. İşte, Ankara Ermenistan sınırını açmıyor. Açmayacak da... Ta ki Ermeniler susana kadar...
* * *
Fransız bakanlardan Barnier'nin geçen günlerde Cezayir'den gelen tepkiye karşılık, "Bu konuyu bir komisyon kurarak tarihçilere bırakalım" yönündeki açıklaması, Türkiye'nin elini güçlendirdi.
Güçlendirdi ama dünyada 42 büyük katliam yaşandığı halde "sözde soykırım" tasarısı bazı ülke parlamentoları kabul etti.
Bunlar siyasi karar verdiler.
İşin aslını incelediler mi?
İnceleme zahmetine katlansalardı dünyadaki bütün soykırım olaylarını kınarlardı.
Öyleyse gayret niye, uğraş niye?
"Sözleriniz yanlış, soykırım yok, bu konu tarihçilerin konusudur" demek yeter.
Bunu da Ankara söyledi.
* * *
Osmanlı tarihi, Ermenilerden 29 paşa, 22 nazır, 33 mebus, 7 büyükelçi, 11 başkonsolos, 11 üniversite hocası, 41 yüksek dereceli devlet memuru kaydetmektedir. Ermeni nazırlar arasında Dışişleri, Maliye, Ticaret ve Posta nazırları gibi devlet hizmetinde son derece önemli makamlarda bulunanlar oldu. Bunlar yetmez mi?
* * *
Tekrar edelim:
  • Ermeniler, din ve dünyevi işlerini yürütmek üzere bir reis (patrik) seçme hakkına sahiptir.
  • Ermeni cemaatı okullar açmak ve Ermenice olarak eğitim-öğretim yapmak hakkına sahiptir.
  • Ermenilerin evlenme, boşanma, cahiz, nafaka ve mirasla ilgili işlemleri patrikhane tarafından ifa edilir.

  • Gerçekler böyle olduğu halde, Türklerin Ermenilere kötü muamele ettikleri, baskı yaptıkları ve soykırımda bulundukları gibi asılsız iddialar ileri sürmek, iftirada bulunmak için, mantıktan uzak, vicdan ve hakkaniyet duygusundan nasipsiz olmak icap eder.

    KİM YEDİ BU ISTAKOZU?
    "İki buçuk ayda sekiz ton ıstakoz satıldı".
    Nerede?
    Bebek'te.
    Hem de bir dükkânda.
    Kim demiş "Fakir bir ülkede yaşıyoruz" diye?..
    Kim demiş, "Palamutun tanesi bir milyon liraya düştü de halk sofrasında deniz ürünleri gördü" diye?

    12 EYLÜL
    Ben yaptım!..
    Eylül ayı olaylarla dolu bir ay.
    "12 Eylül" de onlardan biri.
    Askeri müdahale yani.
    Peki bu müdahale durup dururken mi oldu?
    Şu lafı unutmuyorum: "Müdahale bir süre önce olsaydı Abdi Bey (Abdi İpekçi) ölmezdi."
    Bu cümle bir şey ifade etmiyor mu?
    Askeri müdahaleyi isteyen halkın çoğunluydu.
    Her gün memleketin kıymetli evlatları öldürülüyor ve bu cinayetleri kimse durduramıyordu.
    Memleket sağ-sol olarak ikiye ayrılmıştı.
    Polisler, öğretmenler bile iki taraftı.
    Ve devleti çalıştırması gereken politikacılar bile bölünmüştü. Medya bölünmüştü, bilim adamları serinlanlılığını kaybetmişti.
    Medya dedik de aklımıza geldi.
    12 Eylül'den sonra Evren'in bir kitabı çıkmıştı. "Ne yazdılar?" diye.
    Müdahaleden önce, müdahale sırasında ve sonrasında birçok köşe yazısının yer aldığı bir kitap.
    Bu kitap bulunmalı ve okunmalı.
    Özetlersek, elbirliği ile askeri biz davet ettik, 12 Eylül'ü biz yaptık, demokrasinin canına biz okuduk.
    Gerisi boş laf...

    SİLAH
    Bulundurmalı mı?
    İstanbul Barosu bireysel silahlanmanın önlenmesini istiyor.
    Nasıl önlenecek?
    Silah ruhsatlı da olsa kullanımının yaygınlaşması kabul edilemez, diyen Baronun en ilginç önerisi şöyle:
    "Güvenlik görevlileri dışında kimseye taşıma ruhsatı verilmemeli, yalnızca bulundurma ruhsatı verilmeli."
    Oysa Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yayımladığı "Polis Dergisi"nde kaçak silahla işlenen suçlarda artış olduğunu ileri sürüp şu görüşlere yer veriyor:
    "Bazı bölgelerde silah vazgeçilmez bir eşyadır. Bazı kişiler korunmak ve benzeri amaçlarla yasal olmayan yollardan silah sahibi olmaya çalışmaktadırlar."
    Ve şu saptamaya yer veriliyor:
    "Suç işleme eğiliminde olanlar her zaman ruhsatsız silahları tercih etmektedir."
    Ruhsatsız silahın maliyetinin azlığına da dikkat çekilen araştırmaya göre, taşıma ruhsatlı bir silah edinebilmek için ortalama 22.5 milyar TL harcanırken, yasadışı yollarla edinilen silahlar bu rakamın 3-4 katı daha ucuz...
    Namuslu ve yasalara saygılı vatandaşları korumak, bu çerçevedeki ihtiyaçlarını karşılamak ve yasa dışılığı ortadan kaldırmak için kanuni açıdan silah satın almasına bir engel olmayan her vatandaşın silah sahibi olabilmesini kolaylaştırmak gerekir".
    İkisi de Türkiye'nin önemli iki kurumu. Ama görüşleri farklı. Ben polislerin daha gerçekçi olduğunu düşünüyorum.
    Bu konuda tartışma sürecek demektir.

    dheper@milliyet.com.tr








    Taha AKYOL
    Kürtçü harekette büyük bölünme
    PKK belli... Terör örgütü ve kurdurduğu parti...
    Çetin ALTAN
    Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar...
    Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın...
    Melih AŞIK
    Çöp tartışması
    Başbakan Erdoğan, Karadeniz gezisinde yol ken...
    Fikret BİLA
    Sezer'in etnik çatışma uyarısı
    Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gaziantep Ü...
    Hasan CEMAL
    Kamu malı!
    Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peyn...
    Yılmaz ÇETİNER
    Kanal D ekranına canlılık geldi?
    TV kanalları geçen yazı, patırtısız, gürültüs...
    Güneri CIVAOĞLU
    Boş havuz söylemi...
    AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dı...
    Can DÜNDAR
    Atları da vururlar!
    "İlk televizyon şehidimiz"i verdik.
    Hurşit GÜNEŞ
    Verimlilik artışlarının sonuna geldik
    Dün DİE Kısmi Verimlilik Endeksi verilerini y...
    Doğan HEPER
    Bırakın Ermeni konuşsun
    Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniv...
    Semih İDİZ
    Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli
    AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar ...
    Sami KOHEN
    Bağlayıcı değil, ama...
    İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "ka...
    Hasan PULUR
    Tuncay, Anelka Schröder, Merkel
    Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" St...
    Derya SAZAK
    Ofer skandalı
    CHP'nin 'Ofer Komisyonu', Tüpraş ve Galatapor...
    Meral TAMER
    Anish Kapoor'u İstanbul'dan göndermeyelim
    İstanbul'da sanat ortamı, daha önceki 8 biena...
    Güngör URAS
    Okullar bağışsız ayakta kalamaz
    Devletin imkânları sınırlı. Eğitime bugün ver...
    Serpil YILMAZ
    Eğitim üzerinden demokrasi tartışması
    Hükümetin iktidara geldiği günden bugüne 60 b...
    M. Ali BİRAND
    Çarpık toplumda, çarpık olaylar
    Türk kamuoyu birkaç haftadır iki olayla çalka...

    © 2005 Milliyet