Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 22 Eylül 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli


AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar büyük ölçüde 2003 Kopenhag zirvesi öncesinde Türk tarafınca kaçırılan tarihi fırsattan kaynaklanıyor.
Bu fırsatın kaçırılmasının mimarları ise bugün, "Demedik mi?" diye, kendilerini hâlâ haklı çıkarmaya çalışıyorlar.
Argümanlarına göre Türk tarafı o sırada "evet," demiş olsaydı bile hiçbir şey değişmeyecekti. Rumlar Annan Planı'nı yine reddedecekler, buna rağmen AB üyesi olacaklardı. Ancak bu o kadar net değil.
AB o sırada, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni her halükârda üye yapacağız" demiyordu. Bu söylem, Sayın Denktaş'ın Kopenhag öncesinde Annan Planı'nı tümüyle reddetmesine bir "karşı meydan okuma" olarak ortaya çıktı.
Annan Planı'nın iş işten geçtikten sonra kabul edilmesi ise bu taktiksel hatanın sonuçlarını dengeleyemedi. Tabii, başta Denktaş olmak üzere, Türk tarafındaki "ret cephesi" açısından ortada bir "hata" zaten yok. "Büyük bir başarı" var.

İpler Rumlarda
Zira onlar Türkiye'nin AB üyeliğini başından beri istemiyorlar. Türkiye, AB üyeliğinden gelen rüzgârla, siyasi ve ekonomik açıdan ciddi bir bölgesel güç haline gelmiş, halkının refah ve mutluluk düzeyini artırmış, pek umurlarında değil.
AB'de yaşanan "deklarasyon fiyaskosu," Rumların gerçekten de koskoca Birliğin iplerini ellerine geçirdiklerini gösteriyor.
Bunun etkilerini - her şeye rağmen 3 Ekim'de başlayacağı anlaşılan- üyelik müzakerelerinin her aşamasında yaşayacağız.
Bu nedenle, Türkiye'nin şimdi takınacağı tutumun büyük önemi var. Daha önce de dediğimiz gibi, AB Kıbrıs konusunda Rumlardan taraf olmuştur. Papadopulos da bunun için sorunu BM'den alıp AB'ye taşımaya çalışıyor. Bunu bir ölçüde de başarmış bulunuyor.
Türkiye bu durumda, AB Konseyi'nden, Kıbrıs konusunun hangi uluslararası platformda görüşülmesi ve hangi kurallara göre çözülmesi gerektiğine ilişkin net görüşünü resmen sormalı. İstediği yanıtı alamazsa, müzakere sürecini askıya alma hakkını saklı tutacağını duyurmalı.

Konu BM'de kalmalı
Bu yapılmaz ve mevcut koşullarda müzakerelere girilirse, Rumlar, ellerine geçirdikleri kozlara yeni kozlar katmış olacaklar. Konuyu BM'den AB'ye çekme çabaları açısından da yeni ilerlemeler sağlayacaklar.
Oysa Türkiye'nin, üyelik müzakerelerini tek taraflı olarak askıya alabileceğini açıklaması, konunun BM platformunda kalmasını sağlayacaktır. Nedeni ise malum: Rumlar, meseleyi bugün AB çerçevesine çekebiliyorlarsa bunu Türkiye'nin AB üyeliği arzusu nedeniyle yapabiliyorlar.

'Askıya aldık' denirse
Türkiye, müzakere sürecini askıya alabileceğini belirtirse, o zaman AB'den gelen Kıbrıs baskıları da azalacaktır. Zira AB diplomatları, Türkiye'nin müzakereleri gerçekten askıya alması halinde, bu baskıların bir anlamının kalmayacağını biliyorlar. O durumda Kıbrıs sorununun, "çözümlenmesi daha da zorlaşmış bir sorun" olarak Avrupa'nın kucağında kalacağının da farkındalar.
AB üyeliğini destekleyen biri olarak yaptığımız bu öneri elbette ki bazılarına fazla "maksimalist" gelecektir. Bu kişiler, haklı olarak, müzakereleri askıya almanın risklerine işaret ederek, bunun Türkiye'ye de zarar vereceğini söyleyeceklerdir.
Bu elbette ki doğrudur. Ancak, zamanında doğru teşhisi koyamayan doktor, hastasını, maalesef, kendi eliyle ağır tedaviye mahkûm etmiş oluyor.

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Kürtçü harekette büyük bölünme
PKK belli... Terör örgütü ve kurdurduğu parti...
Çetin ALTAN
Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar...
Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın...
Melih AŞIK
Çöp tartışması
Başbakan Erdoğan, Karadeniz gezisinde yol ken...
Fikret BİLA
Sezer'in etnik çatışma uyarısı
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gaziantep Ü...
Hasan CEMAL
Kamu malı!
Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peyn...
Yılmaz ÇETİNER
Kanal D ekranına canlılık geldi?
TV kanalları geçen yazı, patırtısız, gürültüs...
Güneri CIVAOĞLU
Boş havuz söylemi...
AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dı...
Can DÜNDAR
Atları da vururlar!
"İlk televizyon şehidimiz"i verdik.
Hurşit GÜNEŞ
Verimlilik artışlarının sonuna geldik
Dün DİE Kısmi Verimlilik Endeksi verilerini y...
Doğan HEPER
Bırakın Ermeni konuşsun
Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniv...
Semih İDİZ
Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli
AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar ...
Sami KOHEN
Bağlayıcı değil, ama...
İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "ka...
Hasan PULUR
Tuncay, Anelka Schröder, Merkel
Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" St...
Derya SAZAK
Ofer skandalı
CHP'nin 'Ofer Komisyonu', Tüpraş ve Galatapor...
Meral TAMER
Anish Kapoor'u İstanbul'dan göndermeyelim
İstanbul'da sanat ortamı, daha önceki 8 biena...
Güngör URAS
Okullar bağışsız ayakta kalamaz
Devletin imkânları sınırlı. Eğitime bugün ver...
Serpil YILMAZ
Eğitim üzerinden demokrasi tartışması
Hükümetin iktidara geldiği günden bugüne 60 b...
M. Ali BİRAND
Çarpık toplumda, çarpık olaylar
Türk kamuoyu birkaç haftadır iki olayla çalka...

© 2005 Milliyet