|
 |
|
|
Bağlayıcı değil, ama...
İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "karşı deklarasyon"u, hukuki değeri olmayan, bağlayıcı niteliği bulunmayan tek yanlı bir beyan olarak görülebilir. Dolayısı ile bu belgenin, Türkiye'yi rahatsız eden unsurlar içerse de, fazla bir "kıymeti harbiyesi"nin olmadığı düşünülebilir.
Gerçekten öyle mi?
"Karşı deklarasyon"un hukuki bir değer taşımadığı doğru. Aynen Türkiye'nin de 29 Temmuz'da yayımladığı deklarasyon gibi...
Ama bu "karşı deklarasyon", AB'nin Kıbrıs'ın (Rum kesiminin) tanınması, limanların ve havaalanlarının açılması gibi tartışmalı konularda benimsediği ortak tavrı açıkça ortaya koyuyor. Bu tavır da, Türkiye'nin savunduğu görüşlerle çelişiyor.
"Karşı deklarasyon"un siyasal önem taşıdığı kuşkusuz. Bu belgede Türkiye'nin müzakere sürecinde, yerine getirmesi beklenen yükümlülükler belirtiliyor. Kullanılan ifadeler muğlak da olsa, özellikle Kıbrıs Rum yönetiminin -ve muhtemelen bazı AB üyelerinin- bu süreçte, fırsat buldukça, bu beklentileri hatırlatacağını ve Türkiye'yi baskı altında tutacağını tahmin etmek zor değil.
* * *
Son şekli ile "karşı deklarasyon", özellikle üç konuda dönem başkanı İngiltere'nin haftalardır sürdürdüğü çabalar sonunda bulduğu uzlaşıcı formüller içeriyor.
1. Tanıma meselesi: Türkiye kendi deklarasyonunda, Ek Protokol'ü imzalamasının (ki bu zorunlu idi) Kıbrıs Rum kesimini tanıma anlamına gelmediğini vurgulamış ve bunun ancak çözümden sonra gerçekleşebileceğini belirtmişti. Başta AB içinde Kıbrıs'ın tanınması şartının "Türkiye-AB müzakerelerinin başlaması" ile ilişkilendirilmesini isteyenler çıktı (Kıbrıs Rum yönetimi ve Fransa gibi). Sonra İngiltere Fransa'yı bu konudaki ısrarından vazgeçirdi ve taslak metne tanıma şartının "üyelik aşamasında" yerine getirilmesini öngören bir cümle soktu. Türkiye'nin görüşü doğrultusundaki bu ifadeye Rum tarafı şiddetle karşı çıkınca, bu paragraf "tanıma, katılım sürecinin gerekli bir unsurudur" şeklinde değiştirildi.
Bu ifade şekli, Türkiye'nin savunageldiği görüşten farklı. Belgede tanımanın "müzakere süreci içinde" gerçekleşmesi öneriliyor ve "ilişkilerin en kısa zamanda normalleştirilmesine verilen önem" belirtiliyor. Ancak, bu konudaki "ilerlemeler"in de 2006'da izleneceği vurgulanıyor ki, bu da Türkiye'yi sıkıştıracak olan bir husus...
2. Limanların açılması: Bu konuda deklarasyondaki ifadeler daha açık. Bu yöndeki gelişmelerin 2006'da değerlendirileceği de belirtiliyor. Aksi halde müzakerelerde ilgili başlıkların açılamayacağı ve bunun müzakere sürecini etkileyeceği uyarısı da yapılıyor.
Türkiye'nin müzakere sürecinde, bu soruna pragmatik bir çözüm getirmesi gerekecek. Aksi halde süreçte ciddi bir tıkanma olabilir.
3. Çözüm şekli: Türkiye Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümlenmesini istiyor. "Karşı deklarasyon"da her ne kadar Genel Sekreter'in çabalarına destek ifade ediliyorsa da, çözümün "Güvenlik Konseyi kararları ve AB'nin ilkeleri doğrultusunda" olması tavsiye ediliyor ki, bu da Ankara'nın tutumuna uymuyor.
* * *
Başta belirttiğimiz gibi, "karşı deklarasyon", hukuken bağlayıcı bir nitelik taşımamakla beraber, siyasi bakımdan, müzakere sürecinde birtakım ciddi zorluklar yaratacak gibi görünüyor.
Ne var ki bu deklarasyonu bazılarının öne sürdüğü gibi, 3 Ekim'de masaya oturmamak ve müzakereleri askıya almak için bir sebep saymak, hiç de akılcı bir tavır olmaz.
Şimdi asıl önemli ve bağlayıcı olan öbür dokümanın, yani "müzakere çerçeve belgesi"nin son şekline bakmak lazım. Bunu da kesinleştiği ve 25'lerin genel onayını aldığı zaman inceleyeceğiz...
skohen@milliyet.com.tr
|
|
|


 | Taha AKYOL | | Kürtçü harekette büyük bölünme PKK belli... Terör örgütü ve kurdurduğu parti... | |  | Çetin ALTAN | | Değişik dekorlar içinde, değişik yaşamlar... Hızlı bir yapılanmanın yaygınlaşmasına karşın... | |  | Melih AŞIK | | Çöp tartışması Başbakan Erdoğan, Karadeniz gezisinde yol ken... | |  | Fikret BİLA | | Sezer'in etnik çatışma uyarısı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Gaziantep Ü... | |  | Hasan CEMAL | | Kamu malı! Demir-çelik, alüminyum, petrokimya, süt, peyn... | |  | Yılmaz ÇETİNER | | Kanal D ekranına canlılık geldi? TV kanalları geçen yazı, patırtısız, gürültüs... | |  | Güneri CIVAOĞLU | | Boş havuz söylemi... AB'ye ilk üyelik başvurusunu yapan dönemin Dı... | |  | Can DÜNDAR | | Atları da vururlar! "İlk televizyon şehidimiz"i verdik. | |  | Hurşit GÜNEŞ | | Verimlilik artışlarının sonuna geldik Dün DİE Kısmi Verimlilik Endeksi verilerini y... | |  | Doğan HEPER | | Bırakın Ermeni konuşsun Son dakikada, yine ertelenmezse Boğaziçi Üniv... | |  | Semih İDİZ | | Türkiye müzakereyi askıya alabilmeli AB ile Kıbrıs sorununda yaşadığımız sorunlar ... | |  | Sami KOHEN | | Bağlayıcı değil, ama... İlk bakışta AB'nin dün nihayet kesinleşen "ka... | |  | Hasan PULUR | | Tuncay, Anelka Schröder, Merkel Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" St... | |  | Derya SAZAK | | Ofer skandalı CHP'nin 'Ofer Komisyonu', Tüpraş ve Galatapor... | |  | Meral TAMER | | Anish Kapoor'u İstanbul'dan göndermeyelim İstanbul'da sanat ortamı, daha önceki 8 biena... | |  | Güngör URAS | | Okullar bağışsız ayakta kalamaz Devletin imkânları sınırlı. Eğitime bugün ver... | |  | Serpil YILMAZ | | Eğitim üzerinden demokrasi tartışması Hükümetin iktidara geldiği günden bugüne 60 b... | |  |  | M. Ali BİRAND | | Çarpık toplumda, çarpık olaylar Türk kamuoyu birkaç haftadır iki olayla çalka... | |
|
|