|
Tuncay, Anelka Schröder, Merkel
Biz sade bir futbol seyircisiyiz; "Taksim" Stadı'nda başlayan seyirciliğimiz, "Şeref" Stadı'nda, "Vefa" Stadı'nda, şimdi adı "Şükrü Saracoğlu" olan "Fenerbahçe" Stadı'nda sürdü.
Futbolun tekniğinden, taktiğinden anlamayız, zaten anladıklarını söyleyen bazılarının da neyi nasıl anladıkları, özellikle maç öncesi yazdıkları, yaptıkları tahminlerde belli oluyor ya!
Fenerbahçeli olduğumuzu da hiç saklamayız, bazıları gibi "İyi oynayan kazansın" gibi yakası açılmadık vecizeler de yumurtlamayız!
Bizim için önemli olan Fenerbahçe'nin kazanmasıdır...
***
Futbol seyirciliğimizin anılarımızda kalan üç maçı vardır...
Bunlardan biri, bir arife günü Fenerbahçe'nin kazandığı 3-0'lık maçtır, ikincisi birinci devresini üç sıfır mağlup bitirdiğimiz maçtan 4-3 galip çıkmamızdır, üçüncüsü de 6-0 kazandığımız "O maç"tır.
Ne tuhaf rastlantıdır ki, bu üç maçta da Fenerbahçe-Galatasaray'ı yenmiştir.
***
Galatasaraylı dostlarımız çoktur, futbol rekabeti bizim için düşmanlık değildir, Galatasaray'ın Avrupa'da başarı kazandığı bir maçtan sonra, biz de sokağa çıkmış, Galatasaraylı coşkun taraftarlarla biz de alkış tutmuşuzdur.
***
Şimdi gelelim, pazar günü oynanan Fenerbahçe-Beşiktaş maçından aklımızda kalanlara...
Önce sayın Vali Muammer Güler'e bir soru...
Sizin kararınız neydi?
Fenerbahçelilerin toplu halde maça gelip, kendilerine ayrılan yerde maç seyretmelerini mi yasakladınız, yoksa Fenerbahçe yönetimi tarafından organize edilmeyen bir avuç Fenerbahçelinin, kendi imkânlarıyla bilet alarak tribüne girmesini mi yasakladınız?
Çocuklar gidiyor, meşru yollardan bilet alıyor, içeri giriyor, topluca bir yere oturuyor, "Başım belaya girmesin!" diye maç başlayıncaya kadar giydikleri Beşiktaş formalarını çıkarıyorlar; kimi çıplak kalıyor, kiminin altında Fenerbahçe forması..
Siz ne yapıyorsunuz?
Onları zorla dışarı attırıyorsunuz...
Söyler misiniz, bu memlekette biletiyle, parasıyla maç seyretme özgürlüğü yok mu?
Diyeceksiniz ki "Bıraksaydık, olay çıkacaktı?"
İşte, devletin, vatandaşının can ve mal güvenliğini sağlamak görevi de orada başlar...
Osmanlı Maarif Nazırı ne güzel söylemiş:
"Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim!"
Ruhu şad olsun, halefleri kendisini hiç aratmıyor!
Yarın Şükrü Saracoğlu Stadı'na Beşiktaşlı, Galatasaraylı taraftarlar da, aynı yöntemle gelirlerse onları da dışarı mı atacaksınız?
Biz ona da karşıyız.
***
Televizyon bir ara yedek kulübesinde oturan Fenerli kaleci Rüştü'yü gösterdi, üzüntüsü yüzünden okunuyordu, yerini genç kaleci Volkan almıştı.
Aklımıza ne geldi, biliyor musunuz?
O yıllarda Fenerbahçe kalecisi Engin'di, Rüştü onun yedeğiydi, Engin, sanırız bir Kayseri maçında sakatlandı, yerine Rüştü geçti, geçiş o geçiş...
Kaderde "tekrar" çok var.
***
Fenerbahçe'nin Fransız sömürgesi asıllı futbolcusu Anelka, kişiliği araştırılacak bir insan...
Çok önemli ve çok güzel bir gol atıyor, arkadaşları başına çöküyor, herkes gülücükler içinde hele Tuncay, sanki golü o atmış ama Anelka'nın yüzünde bir gülümseme bile yok...
Sanki golü atan o değil, sanki kucaklanan, tribünleri coşturan o değil!
Bir de Tuncay'ı attığı ikinci golden sonra görmeliydiniz, "sevinçten çıldırmış" deyimi sanki onun için söylenmiş...
***
Salı günü Milliyet, iki Alman lider Schröder ile Merkel'in ellerinde çiçek fotoğraflarını yan yana şu resim altı ile yayımladı:
"Angela Merkel, dün Berlin'de kendisine verilen buket elinde, silik vücut dilinin tipik ifadesiyle uzaklara bakıyor. Schröder ise elindeki kırmızı çiçekli buketi enerjik bir vücut diliyle kaldırmış, gülen ve güven veren bir edayla insanları selamlıyor."
İnsan bu, insanlar bu, anlaşılması o kadar güç ki!
Almanlarda Schröder ve Merkel, bizde Tuncay ve Anelka...
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|