|
 |
|
|
Nerelerinden tutsam elimde kalıyor
Bu işin en iyisi, en megolomanı Obradoviç bakın nasıl istifa etti.
Federasyonunun cevabını filan bekledi mi ?
Bırakıp gitti.
Tanjeviç de "Başaramadım demeli" ve gitmeli.
Bogdan Tanjeviç, Avrupa'daki son iki denemesinde başarısızdı. En bogdan döneminde Türkiye'ye geldi.
Yetenekli oyuncular...
Derin kadro...
Dünya'nın en heyecan verici kenti İstanbul...
İki ay iş, 10 ay tatil...
Yüksek bir kontrat...
Kendine gelir İstanbul'da diye düşünmüştüm.
Bizi de getirir.
Yanılmışım.
Ünal Özüak, Hıncal Uluç'un köşesindeki köşesinde yazdı da yazdı.
Federasyon ve Milli Takım yöneticileri de Özüak'ı topa tuttu.
Eee...
Şimdi ne olacak peki...
Ben bile Efes Cup'taki İtalya maçından sonra "Bu defa olacak galiba" dedim.
Yine yanılmışım.
O maçı analarına, babalarına, eşlerine, sevgililerine, dostlarına mostlarına oynamışlar.
Orada yoktular.
Onlar da yok oldu.
* * *
2001'deki Avrupa Şampiyonası'nda Ankara'daki İspanya maçından sonra CNN Türk'ün canlı yayınında "Arkamızdan itmeselerdi İstanbul'daki finallere gidemezdik" demiştim.
"İlk sekize bile giremezdik".
Bana neler demişlerdi neler.
Şovenist duyguların en yoğun olduğu günlerdi.
Yürek isterdi bu cümleyi söylemeye...
Bende vardı.
* * *
İstanbul'daki o müthiş Hırvat maçını neredeyse 20 sayı geriden gelip alan bizim "deli"ydi, sonra da seyirci.
Mirsad önce Hırvatlar'ı ana dilleriyle küfüre boğup delirtmiş, sonra delirmiş, sonra seyirciyi de arkasına alan Milliler, Hırvatlar'ı yakalayıp geçmişti.
Yoksa o gün de 40 yiyeceklerdi.
O gazla ve seyirciyle Almanya da geçilmişti.
1.5 maç oynayıp Avrupa 2.'si olmuşlardı.
Ve o sarhoşluk içinde Milli Takım sorumluları o ikinciliği doğru yorumlayamadılar.
Bizlere de inanmadılar.
Ev sahibinin kollandığını hep görmüştüm de bu kadar kollandığını hiç görmemiştim.
Turnuvanın en iyi basketbol oynayan takımı İspanya, evine çok erken gönderilmişti.
2001'den beri söylediğim bir söz var.
Bu takım en iyisini 20 sayıyla da yenebilir, en kötüsünden 20 sayı da yiyebilir.
2003'te de ilk sekize giremedik.
Bu sene de Sırbistan Karadağ'dan "no galip" dönüyorduk da...
Hidayet Allah'tan Bulgar maçının sonlarında hem coach, hem oyuncu oldu da...
Bir galibiyet aldı.
* * *
Birbirlerini sevmiyorlar.
Sevmek zorunda da değiller.
Ben de bi kısım oyuncuyu sevmiyorum.
Ama saygılı olmak zorundalar.
Birbirlerine.
Her şeylerini kazandıkları basketbola...
Bize...
Ülkeye...
Ama.
Onu bile yapamıyorlar.
* * *
2001'de çok şey kazanırlarken söylediklerimi, Milli Takımlar Genel Menajeri 2005'te her şeylerini kaybettiklerinde ancak söyleyebiliyor.
Başarısız iki Avrupa, bir Dünya Şampiyonası'nı geçirdikten sonra
Benim bildiklerimi bilmiyor muydu Doğan Hakyemez?
Biliyordu.
Bilmiyorsa zaten, orada ne işi var?
Bilip söylemiyorsa da...
Bundan sonra orada bir işi yok.
Bizim Gökhan'a (Türe) şu söylediklerine bakın!
Mehmet huzuru bozuyor...
Mirsad'ı kimse sevmiyor...
Kerem'in kaprisleri zarar veriyor...
Ender'in aklı tribündeki eşinde...
Yakışıyor mu bir Genel Menajer'e söyledikleri?
Yakışmıyor...
Bunun adı "satış!"...
Kendilerini kurtarmak için oyuncuları satıyorlar...
* * *
Taa o zamanlardan beri bir playmaker bulamadılar.
Takım içinden bir playmaker yaratamadılar.
En iyi 5 numara Hüseyin Beşok, Federasyon Başkanı'nın ve Genel Menajer'in Beşok'un menajeri ile olan kişisel problemleri nedeniyle milli takımda yok.
Fatih Solak var.
Beşok yok.
Olur mu böyle şey...
* * *
Şimdi...
Bu oyuncuları feda etmek işin en kolayı.
Kolaya sarılacaklar.
Bu oyuncuları iki Avrupa şampiyonasında da ilk sekize bile sokamamak için gereken bütün özel yeteneklere sahipler, bu takımı yönetenler.
Ve tarihe geçtiler.
Tabii oyuncular da...
Necil(Ülgen) ile Milano'da Santa Lucia'da yemek yerken Emre (Belözoğlu) yanımıza gelip, "Terim geldi, koşa koşa geliyoruz" demişti. "Ona güveniyoruz. Havamız değişti. Bizi satmayacağını biliyoruz, koruyacağını da".
Şimdi oyuncular da Genel Menajer'lerine sallayacaklar.
Birbirlerine zaten sallıyorlar.
Neremizden tutsak elimizde kalıyorlar.
En iyisi...
Fazla tutmadan...
Onları bırakmak.
Onlar için bu kadar bile yazmak zul de...
Osman'ın kuryesi
Kapı çalınıyor.
Doğrusu kapıya vuruluyor.
Hem de nasıl...
Kıracaklar sanki.
"İşte geldiler" diyorum (Öyle denir ya)
Açıyorum.
Bi sıska kurye.
Sempatik mi sempatik.
Osman Tamburacı'nın Mirror'ını (dergi) uzatıyor.
- Sizi bir yerden çıkartıcam.
- ?
- CNN Türk'ten ve TRT'den galiba
- ?
- Yorumlarınızı hiç beğenmiyorum, haberiniz olsun.
Osman'a bak.
Nasıl çalışıyor?
Ve...
Kuryeye bak.
Ve de yüreğine.
Haneye tecavüz bu.
Helal olsun valla.
TRT 1 ve Stadyum
Pazar günü tüm gün genelinde ve tüm programlar içinde Stadyum birinci, Stadyum Özel ikinci oldu.
Sizler sayesinde...
Teşekkürler.
İyi ki varsınız.
SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|