|
Okulöncesi eğitim
TÜSİAD Eğitim Çalışma Grubu olarak, yükseköğrenimden mesleki eğitime, okulöncesinden akreditasyona kadar çok geniş bir yelpazede çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Arzuhan Yalçındağ'ın başkanlığını yaptığı TÜSİAD Sosyal İşler Komisyonu'nun bir ayağı olarak ayda bir kez toplanıyoruz. Son zamanlarda YÖK ve mesleki eğitimden sonra üzerinde en çok durduğumuz konulardan biri de okul öncesi eğitim oldu. Nuri Çolakoğlu'nun başkanlığını, Nazan Moroğlu'nun da alt çalışma grubu başkanlığını yaptığı uzun toplantılardan sonra, ortaya, bu konudaki en kapsamlı araştırmalardan biri çıktı.
Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölüm Başkanı Prof. Dr. Sevda Berkman ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Dr. Can Fuat Gürlesel tarafından kaleme alınan çalışmada, en son veriler ve ilginç tespitler var. Bilindiği gibi, okulöncesi eğitim, eğitim kademeleri içerisinde, en önemli olanı. Ama ülkemizde hak ettiği önemi hiçbir zaman bulmadı.
İsterseniz önce gelin okullaşma oranlarına bir göz atalım: Fransa'da yüzde 100, İtalya'da yüzde 95, Japonya'da yüzde 84, Yunanistan'da yüzde 73, Almanya ve Meksika'da yüzde 70, Fas'ta yüzde 34, Türkiye'de ise yüzde 15.
Okulöncesi eğitimle kalkınmışlık arasında ciddi bir paralellik olduğu yukarıdaki oranlardan belli. Peki sosyoekonomik açıdan bakıldığında durum nasıl? Araştırmada bu konuda da ilginç veriler var:
Yüksek gelir düzeyinde okullaşma oranı yüzde 90. Yüksek orta gelir grubunda yüzde 63, orta gelir grubunda 40, alt orta gelir grubunda 36 ve düşük gelir grubunda yüzde 24. Dünya ortalaması ise yüzde 40.
Okulöncesi eğitimin, bir başka anlamıyla, erken çocukluk programlarının, çocukların sonraki eğitim ve sosyal yaşamlarında pozitif etki yarattığı çeşitli araştırmalarla ortaya konuyor. Peki bu kadar önemli bir konu ülkemizde neden gereken ilgiyi görmüyor?
Örneğin artı bir yıllık eğitim neden okulöncesine değil de, liseye eklendi?
Okulöncesi eğitimi zorunlu hale getirdik dediğiniz anda bu milyonlarca yeni öğrenci demektir ki, bunun için ne bina ve donanım ne de öğretmen var...
Ama başta TÜSİAD olmak üzere sivil toplum örgütlerinin bu konuya gösterdiği ilgi sevindirici. Bu kamuoyu baskısı, hükümeti, bu konuya daha önem verir noktaya getirebilir...
Akademik linç mi?
Yıldız Üniversitesi eski Rektörü Ayhan Alkış hakkında ilginç iddialar var. Henüz sonuçlanmamış bir dava baz alınarak, Alkış'a ve eşine önemli suçlamalar getiriliyor.
Konunun birinci derecede muhatabı olduğu için direkt kendisine sorduk.
Davanın henüz bitmediğini, 15 gün kadar sonra tamamlanabileceğini ve biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyledi.
Konu şu: Rektörlüğü döneminde kendisinin danışmanlığını, eşinin proje koordinatörlüğünü yaptığı, 30'a yakın öğretim elemanın da görev aldığı depreme yönelik bir proje, üç yıl önce tamamlanmış ve Başbakanlığa teslim edilmiş. O dönemde açılan soruşturmalardan bir şey çıkmamış. Ama ne zaman ki YÖK ile arası açılıp rektörlük görev süresi bitince, her şey aleyhine dönmüş.
Özetin özeti: Alkış, "Akademik ve siyasi bir linç ile karşı karşıyayım. Ama pes etmeyeceğim ve özgür üniversite mücadeleme bıraktığım noktadan devam edeceğim" diyor. Üniversiteler çoktan cadı kazanına dönmüştü. Ama bu kadarına da pes doğrusu. Sonuçta en doğru kararı yargı verecektir. Ayhan Hoca suçluysa cezasını çeker ama eğer değilse bunun bir karşılığı olmalıdır.
aguclu@milliyet.com.tr
|
|