|
 |
|
|
AB'nin belalısı!
Önceki gün Brüksel'de bir AB'li diplomat, Kıbrıs Rum delegasyonunun Türkiye ile ilgili "karşı deklarasyon"u kendi lehlerinde çıkartmak için sürekli yaptığı çıkışlar hakkında şöyle diyordu: "Bıktık artık. Doğru, Kıbrıs'ın da diğer üyeler gibi itiraz etme, öneri yapma hakkı var, ama Papadopulos adeta AB'yi rehin alma çabasında. Her isteğini kabul ettirebileceğini sanıyor... Gerçekten Kıbrıs (Rum yönetimi), AB'nin belalısı ('trouble-maker') oldu."
Durun hele! 3 Ekim'de müzakereler başlasın. Ondan sonra Papadopulos yönetiminin her fırsatta ne numaralar çevireceğini göreceksiniz. Son günlerde olanlar, sadece bunun "uvertür"ü veya bir "ön provası"...
Brüksel'de şimdi AB çevrelerinde Rumların mızmızlığından yakınanlar çok. Ama kabahat kimde? Aynı çevreler geçen yıl Kıbrıs'ın (diğer 9 yeni üye ile birlikte) AB'ye girmesi gerektiğini savunurken, böyle bir "bela"yı da "ithal" etmekte olduklarını neden görmek istemediler?
O zaman kendileri ısrarla "Kıbrıs'ı (sadece Rum kesimini de olsa) üye olarak alırsak, Kıbrıs sorunu daha çabuk çözülür ve Türkiye'nin üyelik yolu da açılır" diyorlardı.
Buyrun işte. Kıbrıs'ın AB'ye "yarım porsiyon" olarak girmesi, çözümü kolaylaştırmak şöyle dursun, daha da zorlaştırdı. Çözüme "hayır" diyen Papadopulos'un Türkiye'ye karşı kendi politikasını diğer 24 "ortağı"na kabul ettirme çabası da, AB'nin başına bela oldu!
* * *
Papadopulos yönetiminin bu oyunu ustalıkla oynadığını, hatta "zaaf"ını fazla zorlanmadan "güç"e çevirmeyi başardığını kabul etmek lazım.
Kıbrıs'taki referandumdan sonra Papadopulos'un çok zor duruma düşeceği, uluslararası baskılar altında kalacağı sanılmıştı. Oysa Rum liderin "AB kartı"nı oynamak suretiyle kısa zamanda toparlandığı, hatta atağa da geçtiği görüldü.
Şimdi şunu sormalı: Eğer Kıbrıs Rum kesimi, tek başına AB üyesi olmasaydı, bu avantaja sahip olabilir miydi?.. BM'nin çözüm planını reddeden taraf olarak, uluslararası forumlarda başı dik dolaşıp sadece Kıbrıslı Türkleri değil, Türkiye'yi de baskı altında tutmaya kalkışabilir miydi?..
Şimdi Avrupalı diplomatların ve analistlerin bir kısmı Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Rum tarafını "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında üye olarak almanın "hata" olduğunu kabul ediyorlar. Hele son günlerde İngiliz diplomasisine bile kan kusturan Rum ayak oyunlarını gördükten sonra!..
* * *
Bu noktaya gelinmesinde, Papadopulos'un AB'yi esas "mücadele alanı" ("champs de bataille") olarak seçmesine AB'nin izin vermesinin de büyük payı var. Tabii AB Kıbrıs sorunu çözümlenmeden adanın sadece yarısını egemen bir devlet olarak kendi içine almasaydı veya hiç olmazsa üye olduktan sonra onun nazına karşı dik durabilseydi bu duruma düşmezdi.
Kabul etmeli ki Rum tarafı AB'yi kendi dümen suyundan götürebilmek için, birçok üye ülkenin işine gelen veya "prensipleri savunma" hevesini okşayan unsurları iyi kullanmasını bildi. Örneğin 25'lerle müzakereye oturacak bir adayın mutlaka hepsini (Kıbrıs dahil) resmen tanınması, limanlarını onlara açması gerektiğini savundu. Bunlar mantıklı görünen argümanlar. Oysa, bu pürüzler, hep çözümsüzlüğün (ki bunun başlıca sorumlusu Papadopulos'tur) sonucudur.
Ama ne yazık ki AB bunu görmüyor. Değil mi ki "Kıbrıs Cumhuriyeti" onun bir üyesi, onu desteklemek zorunluğunu duyuyor. Bazılarının da kabul ettiği gibi, onun "AB'nin belalısı" haline geldiğini bile bile...
skohen@milliyet.com.tr
|
|
|

|