Sık Kullanılanlara Ekle   Açılış Sayfası Yap   İletişim    Kurumsal 24 Eylül 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Türkiye beni beğensin isterim"

Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jürisi Başkanı Ferzan Özpetek "Türkiye benim için anne-baba gibi. Yaptığınız iyi bir işi herkes beğense de anne-babanıza beğendirmek istersiniz ya. Öyle bir duygu var tabii" diyor. Özpetek yeni filmi "Kutsal Yürek"in kasım ayında Türkiye'de vizyona gireceğini de söylüyor

ELİF KORAP

ekorap@milliyet.com.tr

Fazla mı mütevazı ne? Ondan "İtalyan sinemasını kurtaracak üç yönetmenden biri" diye söz ediyorlar. Filmleri acayip gişe yapıyor, yetmiyor eleştirmenlerden övgüler alıyor, ödülleri topluyor, tüm dünyadan gazeteler onunla röportajlar yapıyor, o da kalkmış "Altın Portakal Film Festivali'nde jüri başkanı olduğum için çok mutluyum. Çok önemli oyuncularla tanışma fırsatım olacak. Mesela Hülya Koçyiğit" diyor. Hülya Koçyiğit hayran olunmayacak biri olduğundan değil de, sanki onunla tanışması için tek fırsat buymuş gibi söz ettiğinden. Kendisini anlatırken, İtalya'yı sallayan Ferzan Özpetek'ten değil de bir sinema izleyicisinden bahseder gibi. Zaten filmleriyle ilgili övgüler sıralandığında da bir başkası söz konusuymuş gibi davranıyor.
İşin kötü tarafı bu mütevazı tarafı insanı daha da etkiliyor! Ferzan Özpetek bugün başlayacak Antalya Altın Portakal Film Festivali için Türkiye'ye geldi. 42. Altın Portakal Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nın jüri başkanı olarak. Üstelik kasım ayında da yeni filmi "Kutsal Yürek" vizyona giriyor.

"Türkiye'de pilim doluyor"
Biz hayranlarınıza göre yapacak daha iyi işleriniz varken -film çekmek gibi- ne diye Altın Portakal'da jüri başkanlığını kabul ettiniz?
Bana e-posta göndermişler. Beş dakika düşündüm. Gideyim mi gitmeyeyim mi? Dedim ki kendime, "Türk filmlerini izleyemiyorum. Türkiye'den çok uzak kalıyorum. Türkiye benim birçok konuda beslendiğim ülke. Pillerimi doldurduğum ülke. Ondan uzak kalmamam gerek." Düşünsenize hiçbir Türk filmini izleyemiyorum.

"Hiç Türk filmi izleyemiyorum, jüri başkanı olayım da şu Türk filmlerine bir bakayım" mı dediniz yani!
İlginç gelecek belki size ama onur verdi bana bu. Benim için onur verici bir şey jüri başkanı olmak. Önemli oyuncularla, mesela Hülya Koçyiğit'le tanışacağım.

Yapmayın, sizin sevdiğiniz oyuncularla tanışmak için jüri başkanı olmanıza gerek olduğunu hiç sanmıyorum! Bu kadar mutevazılık fazla değil mi!
(Gülüyor) Beraber çalışacak olmak, görüş alışverişinde bulunmak çok önemli. Mutluyum şu an. Hiç izlemediğim filmleri izleyeceğim.

"Bu jüriden yanlış çıkmaz"
Festivallerde ahbap çavuş ilişkisiyle ödül verildiği iddiaları sizi ne kadar ilgilendiriyor?
Bizim öyle bir niyetimiz yok! Jürideki kişiler öyle insanlar değil. Yılmaz Erdoğan'ı tanımıyorum. Tanışacağız. Tuna Erdem çok saydığım bir eleştirmen. Zuhal Olcay, Nuri Bilge Ceylan gibi isimler var. Bu jüriden öyle bir yanlış çıkmaz! Böyle şeyler her zaman konuşulur, sadece Türkiye'de de değil. Ama ben bu tür dedikodulara inanmıyorum. Bir şey daha var: Her şeyi çok ciddiye almamak, hoşgörülü olmak lazım. Sovyetler Birliği'ndeki gibi bir jüri de olmayacağız herhalde!

"Kriterim heyecan vermesi"

Jürideki isimlerden biri, Yılmaz Erdoğan daha önce yarışma jürilerini "Onlar seyircisiz filmlere ödül verirler" diyerek eleştirmişti.
Böyle bir şeyi keşfetme olayı vardır ama benim için bu etkili olmaz. Hiçbir filmi görmediğim için hepsi benim adıma bir keşif olacak. Hangisi ne kadar izlendi, hiçbir fikrim yok. Benim için hepsi eşit koşullarda.

Hayal kırıklığına uğramaktan korkuyor musunuz?
Hayır. Çünkü tanıdığım üç-beş kişi var. Hepsi iyi ve geçerli yönetmenler. Seçilip seçilmeyecekleri sadece bana bağlı değil ama değerli yönetmenler olduklarını biliyorum. Hayal kırıklığına uğramayacağımı düşünüyorum.

Kriterleriniz ne?
Tek kriterim var: Filmin bana heyecan vermesi.




Yeni filminizi ne zaman izleyeceğiz?
Kasımda.

Ona gitmemiz için üç neden sayar mısınız?
1. Eğer diğer Özpetek filmlerinden gördüysem bunu da görmek isterdim. Bence bu filmi görmek için ilk neden bu olmalı. 2. Hayata bakışın nasıl değişebileceğini anlamak için ilginç olabilir. 3. Ruhun nasıl değişikliklere uğrayıp nasıl yücelebileceğini anlatan bir film. Çok önemli bir işkadınının, diyelim ki buradaki Sabancı ya da Koç gibi bir ailenin başında duran, onu yöneten ve tamamen babadan kalma büyük bir endüstriyi, mirası daha da genişletmiş bir kadının kendi çocukluğunu, evine döndüğü zaman annenin yolunu seçmesini anlatıyor. Annesini tamamen unutmuş, anne yıllar önce intihar etmiş ama yıllar sonra evine gittiğinde annesinin yolunu seçiyor.

"Kutsal Yürek", İtalya'nın Oscar'ı kabul edilen David di Donatello Ödülleri'ne 12 dalda aday oldu. Birkaç ödül de aldı. Siz yine de Türkiye'ye kendinizi beğendirme telaşını yaşıyor musunuz?
Öyle bir duygu var tabii. Türkiye benim için anne-baba gibi. Yaptığınız iyi bir işi herkes beğense de anne-babanıza beğendirmek istersiniz ya. Ama eskisine göre daha az sanki. Aslında insanlara kendinizi beğendirmeye çalışmayacaksınız. Severlerse severler, sevmezlerse sevmezler, onu anladım. Artık eleştiriye de övgüye de aldırmıyorum. Herkesin övdüğü, sevdiği bir insan olmak bence hiç iyi bir şey değil.

"Kutsal Yürek"ten sonra bir İtalyan gazeteci size evinizde Meryem Ana heykeli olduğunu, filmin İsa'yı çağrıştırdığını ve başrolde bir rahip olduğunu hatırlatarak, "Hıristiyan mı oldunuz?" diye sormuş. Böyle bir algılama mı oldu hakkınızda?
Başka bir tepki alacağımı düşünüyordum. Tam tersi oldu. Filmde bir söz var: Mevlana'yı andıran bir söz: "Tanrı ne kiliselerde, ne sinagoglarda ne de camilerde; Tanrı binaların içinde değil her yerdedir." Filmde sezilen Hıristiyanlık değil, bütün dinlerin, ruhun olduğu bir hava. O soru tabii şakayla karışık bir şey. Evimde gerçekten Meryem Ana heykeli var, evet. Ama bütün dinlerle ilgili objeler var benim evimde. Meryem Ana heykelini mesela bundan 30 yıl önce arkadaşım pazardan almış ve bana hediye etti. Evimin bir köşesinde duruyor. Ardından bir arkadaşım Mevlana'nın bir resmini hediye etti. O, bu derken 30 yıl içinde hayatıma parça parça giren objeler.



"Fal baktırmak da hoşuma gider"
Ceplerinizi kontrol edebilir miyim?
(Hemen ceplerindekileri boşaltıyor.)

Niye diye sormayacak mısınız?
Yooo.

Her isteyene gösteriyor musunuz böyle?
(Gülüyor) Haaa ben sizin niyetinizi anladım.

Neymiş niyetim?
Bunları görmek istiyorsunuz. Bir tahta tespihim, bir boynuzum, bir nazar boncuğum, içinde tütsüler olan metal bir kutum, Sai Baba fotoğrafı.

Evet, kontrol etmek istedim. Gerçekten her zaman yanınızda taşıyor musunuz, taşımıyor musunuz diye.
Nerden biliyorsunuz?

Herkes biliyor!
Evet, hep üstümde taşıyorum. Çünkü bana güzel bir enerji veriyor. Fantezi olayı hoşuma gidiyor. Fal baktırmak da hoşuma gider mesela. Sekiz yıl önce bir yönetmenin fal baktırması insanlara tuhaf geliyordu. "Nedir bu böyle?" diyorlardı. Mutlaka her şeyin arkasında başka bir şey var. Buna inanıyorum. Bir boncuğun arkasında mutlaka bir kültür vardır. Bunları taşımak bir tür fantezi benim için. Hoşuma gidiyor. Birini unuttuğumda da mahvoldum, demiyorum. Bir tek tespihim benim için çok çok önemli. Onu bana annemin çok yakın bir dostu hediye etti. Bunlar en çok havaalanlarında sorun oluyor. Boşaltıyorum ceplerimi. Boynuzu filan görünce "Bu deli" diyorlar.





CUMARTESİ
"Türkiye beni beğensin isterim"
Üç büyük şehirde 10 saatlik müzik maratonu
"Türk erkeği sapına kadar otoseksüeldir"
İki ustadan oyunculuk dersi
Şehir Tiyatroları perdelerini açıyor
En moda En yeni





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet