|
 |
|
|
Yıldızsız mıyız neyiz?
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Basketbolda ve futbolda hem milli, hem de kulüp takımlarımızın son maçlarından geriye hayal kırıkları kaldı. Sonuçlar kötü, takımların performansları beklentilerin altındaydı. Bundan üç beş yıl öncesine göre geriye gittik, daha da gidiyoruz sanki.
Basketbol ve futbol bu ülkenin en çok ilgilendiği, en çok önemsediği spor dalları oysa. Bu kadar mesai veriliyor. Kamplar, hazırlık maçları, uzun uzun TV programları yapılıyor. Diğer yandan oyunculara, teknik direktörlere, hatta yardımcılarına büyük paralar ödeniyor. Transfer ücretleri, maaşlar, maç primleri. Her türlü konfora haiz tesisler, oyunculara gösterilen büyük itibar. Sonuçta hedeflenen yakalanamıyor.
* * *
Ekonomik açıdan bir eksiklik olmadığına göre bu başarsızlığın ve ümit vermeyen gidişin sosyal, kültürel, hatta belki de genetik nedenleri olmalı.
Sıradan bir İsveç, kötü bir Norveç futbol takımının ya da Alman basketçilerin becerdiği, bizim beceremediğimiz ne?
Biz neden "gerekeni yapmak" noktasında tıkanıp kalıyoruz? Onlar nasıl oluyor da bizi sinirlendirecek derecede becerikli olabiliyorlar? İçeride yıldız kabul ettiklerimiz neden dış arenada sıradanlaşıyorlar?
Öncelikle takım ruhu yaratma ve yardımlaşma konusunda eksikliklerimiz var galiba. Ekip çalışması alışkanlığı bizde toplumsal olarak zayıf belki. Yıldızlaşan oyuncular generalleşip kaytarmaya başlıyorlar. Bu hem basket hem de futbol milli takımında kendini sürekli belli eden bir bozukluk.
Oysa gerçek yıldız takım ruhunu zedelemez, pekiştirir, fedakarlık yapmaktan çekinmez. Gerektiğinde sorumluluk alır ama bunu bencilliğe taşımaz. Yıldızın kişiliği böyledir. Onun için yıldızdır.
* * *
Bizde bazı yıldızcıklara da yıldız yakıştırması yapılıyor. Medyanın pompalamasıyla iyi ama olağanüstü olmayan oyuncular göklere çıkarılıyor. Omuzlarına taşıyamayacakları sorumluluklar yükleniyor. Bir süre sonra da balon kendiliğinden sönüyor.
Biz sistem kurma ve sistemi uygulama, sabırlı olup hedefe ulaşma konusunda zaaf gösteriyoruz. Sisteme bağlılığımız da zayıf. Tribünler "atanı" "savunan" dan daha çok sevdiği için hücum etmeye daha yatkınız. Oysa günümüzde savunma hemen tüm takım sporları için hayati önemde. Tribünlere oynama merakı belki de küçük yaşta giriyor bizim çocukların kanına ve öylece kalıyor.
Her iki oyunda da "topu kullanma tercihleri" çok önemli. Başarı yüzdesi yüksek tercihler yapan, disiplini elden bırakmayan takımların başarı şansı daha yüksek. Biz zorlama atışlar yapma, beklenmedik şutlar atmaya meraklıyız.
Basit oynamıyoruz. Bu arada taçları, serbest atışları kolayca harcıyoruz ama. Baskı altında, bozuk sahada, kötü hakem kararları karşısında duygusal olarak sendeliyoruz. Zor maçları, zor maçların kırılma noktalarını geçemiyoruz. O eşiği atlayamıyoruz. Avantajlı durumdayken demoralize olabiliyor, dezavantaj karşısında ise kazanmanın bir yolunu bulma inadı gösteremiyoruz. Burada da bir özgüven eksikliği göze çarpıyor. Belki de ta çocukluktan, aile ve okul kültüründen gelen ezikliğin bir sonucu bu.
* * *
Bizde yıldızlar bile panikleyebiliyor. Oysa gerçek yıldızlar kötü günlerinde bile özgüvenlerini kaybetmez ve bunu etrafa hissettirirler. Galiba bizde gerçek yıldız da yok, yıldızı aratmayacak sistem de. Aralarda bir yerde eşeleniyoruz
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|