|
 |
|
|
Bütün çevirmenler eşit değildir
George Orwell'in ünlü kitabı "Hayvan Çiftliği"ni dilimize çeviren Celal Üster, "Bütün çevirmenler eşit değildir" tezini bir kez daha doğruluyor
Kuşkusuz, 19'uncu yüzyılın son çeyreğiyle 20'nci yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vurmuş yazarlardan biri de Henry James'dir. Üretken bir yazardı James; hem çağdaşlarını hem kendinden sonra gelen kuşakları etkilemişti. 20 roman ve 12 oyunun yanı sıra 112 kısa yapıt üretmişti. Tadına varmak için okurun da çabasını gerektiren son derece incelikli anlatımına rağmen geniş kitlelere ulaşmayı başarmıştı.
Zengin bir ailenin çocuğuydu. Kardeşleriyle birlikte özel öğrenim görmüş, sonra Harvard'da hukuk okumuştu. Resim yapıyor, matematikle ilgileniyordu. Üniversite sıralarında Charles Eliot Norton ile William Dean Howells'ın etkileriyle edebiyata yöneldi.
30 yaşlarında Paris'e gitti, daha sonra Londra'ya yerleşti. ABD'nin I. Birinci Dünya Savaşı'na başlangıcında katılmamasına kızarak İngiliz yurttaşlığına geçti.
En önemli yapıtlarından
1880'de yazdığı "Washington Meydanı" (Türkçesi: Fatih Özgüven, Can Yayınları) onu en iyi yansıtan romanlarından biri. "Daisy Miller", "Elçiler", "Bir Hanımefendinin Portresi" ve "Bostonlular" ile birlikte, James'in en önemli yapıtlarından biri olarak nitelendiriliyor.
"Washington Meydanı", sanatçının öteki kitapları gibi, kendisinin "snob" bir yazar olarak tanımlanmasına kaynaklık eden inceliklerle dolu kültür birikimleri yansıtıyor. Çevre, James okurlarının yabancısı olmadığı bir çevre: Varlıklı Amerikan ailesi. Baba-kız ilişkisi. Karısının ölümünden sonra kızı Catherine'e hep katı davranan, neredeyse ondan sevgisini esirgeyen Dr. Sloper. Kişiliğini geliştirememiş, bir yere oturtamamış izlenimini veren genç kızla evlenmek isteyen Townsend de ortaya çıkınca üçlü tamamlanıyor.
Romanın öyküsü dallı-budaklı değil. Yalın bir öykü. Okurken, sizi olaylar değil, ilişkilerin yönlenişi, kişilerin iç dünyalarında yaşadıkları sürüklüyor.
İki titiz çevirmen
Geçen hafta Oğlak Yayınevi'nin bir kitap ilanı ilişti gözüme. Şöyle başlıyordu: "Başkalarının onca emek ve para vererek çevirttiği telifsiz klasik kitaplardan çeşitli baskıların orasını burasını değiştirerek (Cağaloğlu deyimiyle 'kitaba takla attırarak') yayımlayan ve yalnızca İngilizce, Almanca, Fransızca değil, Rusça bile çeviriler yapabilen çevirmenler ile en ağır Osmanlıca metinlerin bile çevriyazılarını bilen ama kimsenin tanımadığı elemanlar kullanan 'malum' yayınevlerine..."
Yayınevine hak veriyorum. Büyük marketlerin rafları bile klasik kitaplarla dolu.
Önceleri klasiklere bu kadar ağırlık verilmesi beni sevindirmişti. Bir-ikisini karıştırınca sevincim öfkeye dönüştü. Yabancı birçok bestseller'ın Türkçede katledilmesine artık alıştık; ama Dostoyevski'lerin, Balzac'ların, Dickens'ların kurban edilmesini içime sindiremiyorum doğrusu.
Bu yüzden, Henry James'in Fatih Özgüven gibi titiz bir çevirmen aracılığıyla karşıma çıkması beni mutlu etti.
George Orwell'e Celal Üster'in el atması gibi. Orwell'in "Hayvan Çiftliği"ni Celal Üster (Can Yayınları) çevirmiş.
Roman 1944'te yazılmış. Soğuk Savaş döneminde komünizme karşı bir yapıt olarak tanımlanmış; Batı ülkelerinde, özellikle ABD'de okullara bile girmiş. Ülkemizde ilk çevirisinin 1950'li yıllarda yayımlandığını hatırlıyorum. Bizde de büyük ilgi uyandırmıştı. Daha sonra da sanırım birkaç kere basıldı.
"Hayvan Çiftliği" politik yergi edebiyatının ölümsüz yapıtlarından biri. Sadece dünün Stalin ya da Hitler yönetimlerinin yergisi olarak nitelenmemeli elbet. Günümüzde de karşılığını bol bol bulabilirsiniz. Belki bu yüzden eskimiyor.
Hele "Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir" sözü dünya durdukça geçerliliğini koruyacak gibi.
Zamana direnmenin sırrı
Orwell'in kitabı sadece konusu ve öyküsü açısından ilginç olsaydı, değerini bunca yıl koruyamazdı. Sanatçının zamana karşı direnmesini sağlayan asıl neden onun yazarlık gücü.
"Hayvan Çiftliği" özensiz bir başka çevirmen aracılığıyla karşımıza çıksaydı (ilk çevirisinde olduğu gibi), taşıdığı edebiyat tadını fark etmezdik belki; "Ne anlatıyor?"a kapılır, "Nasıl anlatıyor?"u pek önemsemezdik.
Celal Üster'in çevirisi Orwell'in yerinin Jonathan Swift'ler arasında olduğunu gösteriyor bize.
"Bütün çevirmenler eşittir ama bazıları öbürlerinden daha eşittir" hoşgörüsünün yanlışlığını, "Bütün çevirmenler eşit değildir"in doğruluğunu kanıtlıyor.
|
|
|

|