
|
|
|
 |
|
|
Pazartesi yazıları
Bu hafta sonu ilginç ziyaretlerimiz oldu. Tabii bizim gibi, kendi halinde, torun torba sahibi kişilerin ilginç ziyaretleri, öyle basında çıkan gece yarısı görüşmeleri gibi değil. Kendi çapımıza göre. Alt komşumuza epeydir gitmiyorduk. Yemek sonrası çaya davet ettiler. Hanımla gittik. Hanımlar bir yanda, biz beyler bir yanda. Ne konuşacağız, günlük siyasi olaylar, televizyonların hali filan. Malum bu haftayı meşhur Ermeni Konferansı tartışmaları ile nihayete erdirdik. Bizim de baş köşemizde bu konu vardı. Bizim komşunun yakın akrabası, meğer epey sözü geçen tarihçilerden biriymiş. Kendisi merak edip sormuş, aslı astarını işin. Bu zat-ı muhterem öyle taraflı biri değil. Komşumun bana söylediği " Ne sağcıya yaranabildi, ne solcuya" bir kişiliğe haizmiş. Bu toplantıya çağrılmayanlardan. Ermeni meselesi ile ilgili epey bilgi ve belge sahibiymiş. İlk toplantının (ki yasaklanmıştı) içeriği ile ilgili gelen tepkiler üzerine, bu ikinci toplantıda yelpaze daha bir geniş tutulmuş. Tarihçi yakının dediği "İlk toplantıya kendi görüşlerindeki isimleri toplamak istediler" şeklinde. "1915 yılından itibaren başlıyor konuşmalar. Tarihi olayları yüzyıl arkaya gider kökeni ordadır. O kökene gitmezsen, o tarih kongresi olmaz, siyasi kongre olur" yorumunu yapmış tarihçi olan akraba. Hatta çoğunu da tanıyormuş yakından bu isimlerin. Türk Tarih Kurumu Başkanı'nın neden çağrılmadığını çok merak etmiş kendileri. Sonra da bizim komşuya bir hikaye anlatmış; "Yanılmıyorsam 1993 yılıydı. Ankara'da tarih kongresi yapılıyor. Açılışı Halil İnalcık yaptı. Osmanlıca bilmeyen adamdan tarihçi olur mu diyerek birilerine fena halde yerin dibine sokmuştu". Tabii komşuya adını da zikretmiş. Ama benim burdan söylemem doğru olmaz. Kimbilir belki de tarihçilerimiz arasında da, üstü örtülmüş kendi içlerindeki sorunlar bu vesile ile gün ışığına çıkar. Aynı şey Devlet Tiyatroları'nda olmadı mı?
***
Televizyonlarımızda yumurtalı protesto gösterileri uzun uzun yer aldı. Tabii hoş değil. Bu yumurta atma hadisesi aslında batılı bir protesto tarzı oluyor. Bizde daha çok sopa ve yumruklarla bu dile getirilir. Koca İnönü'ye yumurta atılmasına doğrusu üzüldüm. Ama görüyoruz, bizim şimdiden ailemizden kabul ettiğimiz Avrupa Birliği üyesi ülkelerde de bu sık tekrarlanan bir protesto şeklidir. Demokraside kongreler yapılmalı, protestocular da edeceklerse bunu gerçekleştirmeliler. Ama bir şeyin fırlatılması bana hoş gelmiyor doğrusu. Hanım da demez mi" O kadar yumurtayla aç çocuklar doyurulurdu" diye. Bir şey diyemiyorsunuz. Böyle abuklukları hep yapar, içimize atıyoruz ne yapalım!
s.kologlu@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|