|
 |
|
|
Yine neden geri kaldık?
İKTİSAT tarihçisi Prof. Şevket Pamuk'un yeni çıkan "Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi" adlı kitabı, bütün iktisadi serüvenimizi özetliyor. (www.iletisim.com.tr)
İktisat tarihimizi okumadan, İstanbul'un fethini de Viyana'dan Meriç'e kadar niye çekildiğimizi de iyi anlamak mümkün değil.
Prof. Pamuk önce, günümüze de ışık tutacak fevkalade önemli bir soruyu ortaya koyuyor: Hiçbir imparatorluğa nasip olmamış şekilde, Osmanlı nasıl yaptı da bu kadar çeşitli toplumları yöneterek altı yüzyıl müddetle yaşayabildi? Cevap, kitabın 24-27. sayfalarında!
Sadece ipuçlarından birini vereyim:
"Avrasya kıtasında ortaya çıkan değişiklikler karşısında toplumun ve devletin kendini yeniden örgütleyebilme yeteneği..." (Sf. 24)
***
Prof. PAMUK, Osmanlı tarihini dört döneme ayırıyor.
Kuruluştan 15. yüzyılın sonuna kadar: Bu dönemde mahalli Türkmen aristokrasisi ile merkezi devşirme kurumu çatışıyor. Türkmen beyleri, merkezin zayıf olmasını, devşirmeler ise mensup oldukları merkezin güçlü olmasını istiyor.15. yüzyılın sonundan 16. yüzyılın sonuna: Fatih'le birlikte 'merkeziyet' çok güçleniyor; tarımda devlet tımar yoluyla toprak mülkiyetini, loncalar vasıtasıyla ticareti kontrol altına alıyor, orduyu ve vergi düzenini güçlendiriyor.16. yüzyılın sonundan 19. yüzyılın başına: Batı'da gelişen para ekonomisi karşısında, toprağa bağlı sipahi ordusu ve aynı ekonomiye dayalı tımar sistemi bozuluyor. Artan nüfusa toprak yetmediği için Celali İsyanları çıkıyor. Askeri yenilgiler yaşanıyor. Taşrada âyanlar güçleniyor.19. yüzyıldan Birinci Dünya Savaşı'na: Klasik tarih yazımında 'yıkılış dönemi' olarak zikredilen bu devrede, Osmanlı dünya ekonomisine açılıyor, ticaret ve üretim gelişiyor, hukuk, idare ve eğitim reformları yapılıyor. (Sf. 27)
Ve iki not:
Klasik Osmanlı rejiminde, merkeziyetçilik, devlete geniş yetkiler tanıyan 'laik' "örfi hukuk"u geliştirmiştir; mesela "müsadere" şeriatta yoktur, örfi hukukta vardır. Buna karşılık, Türkmen aristokrasisi ve âyanlar özel mülkiyeti savunmuş ve şeri hukuka dayanmıştır. Zaten ulema da Türk kökenli idi. (Sf. 23-24)
Amerika kıtasından akan altın ve gümüş karşısında Osmanlı ekonomisindeki buhran 1580'lerde başlamıştır. (Sf. 111) Ve Celali İsyanları; Anadolu'da 'köy'ü mahveden "büyük kaçgun" olayları! (Sf. 129)
***
19. YÜZYIL, Tanzimat ve Abdülhamit dönemleri; adeta bugünümüzün temelleri atılıyor.
Anadolu ıssızdır, nüfusu 16. yüzyıldakinden bile azdır! Askeri yenilgiler üzerine Kırım, Balkanlar ve Kafkasya'dan akan göçler, Anadolu'ya hem nüfus getiriyor hem verimli toprakların üretim tekniklerini... Tarımsal üretim ve ihracat başarılı şekilde artıyor. (Sf. 215, vd)
Tanzimat çok sayıda fabrika kuruyor ama, bozkıra dikilmiş ağaç gibi, yaşatılamıyor. Gelişen, tarım ve ticarettir. (Sf. 201, vd)
Verimlilik ve limanlara yakınlık bakımından, bu gelişmenin başını Balkan, Ege ve Marmara illeri çekiyor. İlk tren yolları buralarda döşeniyor. (Sf. 214, 236)
Aynı zamanda hukukta, idarede, eğitimde modernleşme ve ve merkezileşme gelişiyor. (Sf. 218)
19. yüzyıl ekonomik gelişme çağıdır. Cihan Harbi'nin ve Yunan istilasının yıkımından sonra, ancak 1929'da bu gelir seviyesine ulaşabilecektik. (Sf. 238, vd)
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|